Dijital alışkanlıkları son derece mütevazı boyutlardaki yazarlarımız bile aktif birer online kullanıcıya dönüştü, hepimiz öğrendik, hepimiz değiştik.
Türkiye’nin en önde gelen çocuk ve gençlik kitapları yayıncısı Günışığı Kitaplığı’nın Yayın Yönetmeni ve Yazar Mine Soysal, Oggito’nun meslek profesyonelleriyle gerçekleştirdiği söyleşilere katıldı. Covid-19 salgını döneminin kitabın hammaddesi olan ithal kağıt, mürekkep ve ulaşım gibi giderlerin kalemi olan dövizi artırmasıyla sektöre darbe vurduğunu anlatan Soysal, gelecekten ise yayıncılık adına umutlu olduklarını dile getirdi. ON8 ve Keçi’deki yayıncılığın da ara vermeden sürdüğünü anlatan Soysal, kendini çocuk kitabı alanında denemek isteyen yazarlara alan açmak istediklerini, aynı zamanda salgın döneminde evlerine kapanan çocuklar için edebiyatın öneminin bir kez daha ortaya çıktığını anlattı.
Ekonomiden Sinsi Darbeler Aldık
Erdinç Akkoyunlu: Klasikleşen bir sorumuz var; pandemi döneminde kitabın hammaddesi kâğıt ve mürekkep ile dağıtım maliyetlerinde ciddi artışlar yaşandı. Günışığı Kitaplığı, ON8 ve Keçi bu durumdan nasıl etkilendi? Neler kazanıldı yayıncılık adına ve kaybedildi. Bunlar nasıl telafi edilebilir?
Mine Soysal: Pandemi süreci, giderek büyüyen ekonomik krizi daha da belirginleştirdi. Ağustos ayıyla birlikte döviz kurlarındaki altüst oluş Türk Lirası’nı ciddi oranda değersizleştirdi. Dünya ekonomilerinde yaşananlar da, pandemi sürecinin iş dünyasında yarattığı belirsizlikler de, sektörleşme sancıları çeken yayıncılığımıza sinsi darbeler indiriyor. Kitap kâğıdı üretmeyen, baskı hammaddelerinde bütünüyle dışa bağımlı olan ülkemizde bu ağır koşullarda yayıncılık yapmak, yurtdışı sözleşmelerimizin gerekliliklerini yerine getirmek her geçen gün daha zorlaşıyor. Araçlarımızı sürekli buzlu zeminde sürüyoruz. Hele kısıtlı öz sermayesi olan firmalar her an kayabilir, her an yoldan çıkabilir. Genel anlamda, müthiş bir endişe birikimi ve yarınsızlık duygusu büyüyor... Günışığı Kitaplığı, uzun vadeli yıllık planlamalarla hareket etmeye alışık bir yayınevi olduğu için bu süreci de daha kıvrak manevralar yaparak karşılayabildi. Mart ayında hızla, bir yandan “evden” çalışma modeline geçtik, bir yandan da bütünüyle online mağazacılık üzerinden işlemeye başlayan ticari ortamın koşullarına ayak uydurduk. Birçok yayınevi gibi yeni kitap baskılarımızı birkaç ay için ertelerken, tekrar baskılarda daha kontrollü bir üretim süreci izledik. Bu kısa aradan sonra, Haziran ayıyla birlikte hem yeni kitap hem de tekrar baskılarımız eski ritmine kavuştu. E-dergi olduğu için maliyetlerden doğrudan etkilenmeyen Keçi de, “genç” markamız ON8 de kaçınılmaz ertelemelerden nasibini aldı. Gecikmeli de olsa her iki markamızın yeni işlerini Ağustos ayında okura sunmuş olmaktan mutluyuz.

Yayıncılardan Ortak Tavır Sevindirdi
MS: Halen sürmekte olan pandemi sürecinin yayıncılığımıza beklenmedik etkileri de oldu. Türkiye Yayıncılar Birliği önderliğinde tüm meslek örgütleri kutuplaştırıcı siyasi etkenleri bir kenara bırakıp dayanışma içine girdi. Kitap dünyasının ve yeni yeni gelişim ivmesi yakalayan okuma kültürümüzün zarar görmemesi için ortak akılla hareket etmeye çabalandı. Bu, sektörün uzun zamandır ihtiyaç duyduğu bir tutumdu. Hem yayınevleri, kitapçılar ve dağıtımcılar için, hem de yazar, editör, çevirmen, illüstratör gibi yaratıcı emek sahipleri için farklı dertler doğuran pandemi döneminde, ödemelerden yıkıcı indirimlere, kargo sorunlarından gelecek öngörülerine kadar hemen her konuda en yüksek ve en hızlı bilgi paylaşımı gerçekleşti. Uluslararası yayıncılık birlikleriyle de tam bir paylaşım ve dayanışma içine girildi, müthiş bir sinerji doğdu. 25-26 Haziran’da Türkiye Yayıncılar Birliği’nin düzenlediği 9. Türkiye Yayıncılık Kurultayı - Online, bütün bu çabaları taçlandıran, gelecek umudunu güçlendiren bir organizasyon oldu.
EA: Pandemi sürecinde herkes mecburen evde oturdu. Ben yirmi bir yıldır düzenli okurum; bu tür yoğun baskı durumlarında okumak daima zordur. Yılbaşından itibaren zaten çalışmadığım için evde kalmaya alışkındım; yine de düzenli okur olarak okumaya alışmak zamanımı aldı. Ve klasikler makale dizim için son olarak Moby Dick'i bitirdim. Ben düzenli okurken bunları yaşadım, sizin daha yoğun kitleniz çocuklar ve genç okurlar. Onlar bu dönemde neler yaşadı? Size satıştan ve geri dönüşlerden mesajlardan yansıyanlar nelerdir?
Kaçacak Yeri Olmayan Çocuklar Var
MS: Günışığı Kitaplığı’nın her yaştan okurla yoğun iletişim sürdürebilme pratiği, pandemik karantina döneminde de kolaylayıcı oldu. Eğitimciler ve kütüphanecilerle, hatta ebeveynlerle daha yüksek bir iletişim sürdürdük, karşılıklı neler yapabileceğimizi birlikte düşündük. Mart-Haziran ayları boyunca yoğun yazar etkinliklerimiz online platformlarda sürdü. Yazarlarımız da okurları olan öğrenciler de, dijital platformlarda bir araya gelerek harika buluşmalara imza attılar. Dijital alışkanlıkları son derece mütevazı boyutlardaki yazarlarımız bile aktif birer online kullanıcıya dönüştü, hepimiz öğrendik, hepimiz değiştik. Pek çok açıdan gerçekten son derece sıra dışı bir süreçti. Çocukların temel eğitimlerindeki entelektüel gelişimine kafa yoran bir yazar ve yayıncı olarak bu süreçte onlar açısından biriktirdiğim gözlemlerimi birkaç noktada özetleyebilirim: Karantina koşulları yetişkinlerden daha çok çocukların, gençlerin yaşamını etkiledi. Evde geçen aylar süresince, sorunları çözülemeyen uzaktan eğitime katılmak zorunda kaldılar. Üstelik, bilgisayar, tablet, akıllı telefon, hatta televizyon bile bulunmayan hanelerde yaşayan çocuklarımız müthiş bir eşitsizlikle karşı karşıya kaldı. Farklı yaşlardaki kardeşler dijital araçların paylaşımında, hem “evde” çalışan ebeveynleriyle hem de birbirleriyle çatıştı. Her çocuğun kendine ait bilgisayarının ya da bir odasının bulunmadığı çok hane var. Bunun farkında olmak, zorunlu ev yaşamının ne tarifsiz sorunlar yarattığını düşünmeye yeter. Üstelik, aile içi şiddete ve istismara uğrayan çocuklarımızın bu dönemde “kaçacak” yer bulamaması, okula bile sığınamaz hale gelmesi de korkunç bir gerçek!..
PDF İle Korsan Yayında Büyük Artış
MS: Yetişkinler, pandemi kıskacıyla evlerde sıkışıp kalan çocuklar ve gençler için daha ilk anda ve doğallıkla kitaplardan medet umdular. Yayınevlerinin, yazarların sunduğu online desteklerle kitap önerileri, okuma saatleri, YouTube videoları arttıkça arttı. Çocuklarsa, günlük yaşamlarında alıştıkları, sevdikleri pek çok fiziki ortamdan, arkadaşlarından, spordan, sokaktan, oyundan, okuldan uzak düşmüştü. Dijital olanakları elverenler hadi az çok daha iyi durumdaydı belki, ama büyük çoğunluk gerçek anlamda ev hapsinde yaşamayı deneyimlerken çok daraldı. Kişisel gözlemim, karantina günlerinde kitaba ya da metne odaklanma güçlüğünü sadece biz yetişkinlerin yaşamadığı yönünde. Asıl çocuklar duman oldu. Daha önceleri düzenli kitap okuyanlar bile bu olağanüstü dönemde kitap okumaktan da usandı. Yaratılan hasarın boyutlarını ve ne kadarını geri kazanabileceğimizi, büyük sorunlara gebe yeni akademik yılda görebileceğiz ancak. Bu süreçte online platformları saran akıldışı bir korsan yayın felaketi de yaşandı. Çeşitli internet siteleri marifetiyle korsan kitap PDF’leri fütursuzca paylaşıma açıldı; kitabın tamamını “okutan” kişisel videolar aldı başını gitti. Öğrencilerine kitap okutmak isteyen öğretmenler, yayınevlerine kitap PDF’lerini vermesi için baskı yaptı. Bazı eğitim yayıncılarının büyük bir özveriyle ücretsiz paylaşıma açtığı dijital içerikler gibi edebiyat kitaplarının da çevrimiçi dolaşıma açılması beklendi. İlk aylar en çok yaptığımız işlerden biri, her çevreden gelen benzer taleplere kültür kitaplarının telif haklarının ne anlama geldiğini, taleplerinin yaratacağı hak ihlallerini anlatmak oldu. Kalıcı bir kültürel değer olan kitabı tümden değersizleştiren yasadışı korsan uygulamalar, işin kötüsü çocukların da fena aklını karıştırdı.
EA: Günışığı Kitaplığı çocuk edebiyatı konusunda uzman. Öte yandan çocuklar için yazmak modern roman yazmaktan daha zor. Eskiden büyük ya da çok satan sıfatlarını alan yazarlar çocuklar için de yazarlardı. Bugün ise yetişkin edebiyatı ile uğraşmak rütbe gibi görülürken, çocuk edebiyatı ise sadece bu alanda ürün veren yazarlara yıkılmış bir sorumluluk gibi duruyor. Siz çocuk edebiyatının sorunlarını neler olarak görüyorsunuz? Aynı zamanda telif kitaplar mı önemli bu yayıncılık türünde?
Çocuk Okurlar Büyük Haz Duyar
MS: Son yıllarda sıklıkla hatırlattığımız bir nokta var: Çocuk ve gençlik edebiyatı eserleri, çocukların ve gençlerin de okuyabildiği kitaplar demektir; her yaş için ortak bir okuma hazzı vermelidir. Bu temel bakış, edebiyat ölçütlerinin aynı değerde ve öncelikle, çocuk ve gençlik edebiyatı kitapları için de geçerli olması gerektiğini tanımlar. Edebiyatın, yetişkinlik öncesi yaş gruplarının farklı dil-anlam evrenlerine uygun yazılması, kitaplaşması da bizim alanımızın uzmanlığıdır. Geçmişten beri ülkemizde çocuk kitaplarının “basit” olması gerektiği gibi sığ ve yanlış bir kanı egemen. Söz konusu olan çocuk kitabıysa “basit” yazmak, “basit” çevirmek, “basit” çizmek yeterli sanılıyor. Oysa tam tersi; çocuk okur da tıpkı yetişkin okur gibi ustaca anlatılanın, resmedilenin hemen ayırdına varıyor ve asıl o kitapları okurken haz duyuyor. Ne yazık ki, büyük çoğunluk çocuk kitabı deyince ille de bilgilendirici, öğretici, didaktik içerikler umuyor. Eğitim amaçlı bilgilendirici kitaplarla edebiyat kitaplarının ayrımını bilmek, her iki türdeki kitapların çocuğun zihinsel gelişimindeki işlevinin farkında olmak, okurluk yolculuğuna çıkarken onlara değerli birer pusula armağan etmekle eşdeğer. Edebiyatın işlevinin doğrudan bilgi öğretmek olmadığını, asıl işlevinin insana bir ömür kılavuzluk edecek anlam eğitimi olduğunu unutmamalı. Edebiyat veriminde kurgudan karakterlere, temalardan dil varlığına dek çocuk ve genç okuru odağına almayı seçen değerli yazarlar var, hem Türkiye’den hem de dünyadan. Çeviri kitaplar, sağlam bir editörlük çalışmasıyla kitaplaşarak bize ulaştığı için onlarda daha hızlı hareket edebiliyoruz. Telif kitaplarımızdaysa editöryel çalışmaya çok önem veriyoruz. Editörün yazarla, (kitap gerektiriyorsa) illüstratörle ya da çevirmenle ayrıntılı çalışması kaçınılmaz. Bazen bir cümle, bir desen, hatta tek bir sözcük için uzun zamanlar titizlikle emek vermeyi gerektiriyor. Bu özeni gösterebilen yayınevlerinin sayısı henüz yetersiz. Bu önemli bir sorun.

Gelecekten Vazgeçemeyiz
MS: Günışığı Kitaplığı’nın yayıncılık ödüllü projesi Köprü Kitaplar, çağdaş edebiyatçılarımızı çocuklar ve gençler için de kitaplar yazmaya davet ediyor. Alanlarında uzman iki editör, Semih Gümüş ve Müren Beykan’ın işbirliğiyle 21 kitaba varan bu özel koleksiyonda bugüne dek Necati Tosuner, Müge İplikçi, Behçet Çelik, Gaye Boralıoğlu, Ahmet Büke, Neslihan Önderoğlu, Cemil Kavukçu, Çiğdem Sezer, Osman Şahin gibi birçok usta yazar 10+ yaş okurlar için yazdılar. 22. kitap Oralı Olmamak, Eylül ayında Murat Yalçın’dan geliyor. Bu yazarların çoğu artık edebiyat verimlerinde genç okurları için de yer açmayı sıradışı bir yazınsal deneyim olarak görüyor. Bu çok özel kazanım, bizi ve okurlarımızı onurlandırıyor, sevindiriyor. Çocuk ve gençlik edebiyatı eserlerinde evrenselle yerel olanın uyumu, insanla doğanın ahengi ve gelecek umudu tabii ki vazgeçilmezlerimiz. Edebiyatın zihni özgürleştiren katmanlı anlam evrenine ait, eşitlik, adalet, hoşgörü ve şefkatle harmanlanmış anti ayrımcı eserler, gelecekte barışla işleyen huzurlu, üretken bir dünyayı kurmak için vazgeçilmezlerimiz. Edebiyatın sunduğu bu zenginliğe çocuk ve genç okurların da en kolay erişimi bizim öncelikli sorumluluğumuz. Oysa çoğu ebeveyn ve eğitimci, onlar adına seçimler yapıyor; neyi okuyup neyi okuyamayacaklarını belirlemeye çalışıyor. Büyük çoğunluk, edebiyat okurluğunun ancak kişisel denemelerle yön bulan muhteşem bir yolculuk olduğunun hâlâ farkında değil. Seçeneksiz sağır listelerin küçük okurların kitap okuma hevesini nasıl örselediğinin sayısız örneği var oysa.
EA: Mankenlerin ve oyuncuların da son dönemde roman yazmaya başladığını görüyoruz. Edebiyatla uğraşan, bunu meslek edinmiş ama kitabı yayınlanmamış yine de internet başta olmak üzere pek çok mecrada bir okur kitlesi olan yazarlar yayınevlerinin kurul sınavlarından bir türlü geçip, eserlerini yayınlatamıyorlar. Ama bu şöhret isimlerin romanları anında basılıyor. Son dönemde çocuk alanında da ürün veriyorlar. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?
Ünlü Oyuncu da Yazabilir
MS: Yayınevi, kendi dünya görüşüne göre entelektüel seçimler yapabilen bir kurumdur. Edebiyat eserleri yayımlayan bir yayınevi için bu temel nokta daha da belirleyicidir. Neyin edebiyat olup olmadığını anlamaktan tutun, edebiyat eserlerinin ve yazarlarının nasıl tanıtılması gerektiğine kadar birçok temel kararı yönlendirecek, donanımlı, gelişime ve yeniliklere açık bir editörlük gerektirir. Bu özyapıya sahip bir yayınevinin sadece popüler olandan medet umması, sadece ticari kaygılarla hareket etmesi mümkün değildir. Beri yandan bazı “ünlü” isimlerin kişisel olgunlaşma süreçlerine paralel olarak günün birinde dikkatini çocuklara çevirmesi, onlar için kalıcı işler yapma çabası da yabana atılmamalı. Bu çok olağan bir seyir aslında. Ancak, yaratıcı fikri ve özgün üslubu arayan bir yayınevi için asıl belirleyici, dosyayı yazanın “ünü” değil, dosyanın niteliği olmalıdır. Elinizdekinin, nasıl kitaplaşabileceğini ve okuruyla nasıl buluşabileceğini hayal edebildiğiniz bir dosya olması önemlidir. Dosyanın, farklı yaş grupları için sunabildiği zihinsel yolculuk, yaratıcı ve özgün ayrıcalıkları, dil estetiğine sahip olup olmadığı önemlidir. Dolayısıyla ünlü ya da ünsüz, aslında kimin yazdığı önemli olmamalıdır. Günışığı Kitaplığı, dosya sahiplerinin çocuk ya da gençlik edebiyatına nasıl baktığını, bu alana okuma, yazma, araştırma anlamında gerçekten kafa yorup yormadığını çok önemsiyor. Dosyası dikkatimizi çeken bir yazar adayının varsa diğer dosyalarını da okuyor, başka dosyaları yoksa yeni dosyalar yazmaya teşvik ediyoruz. Çünkü biz çocuk edebiyatını, tek atımlık denemelerin birikebileceği genel geçer bir alan olarak görmüyoruz. Bizim sorumluluğumuz büyük. Çocukları, gençleri, edebiyat denizinde güçlü kulaçlar atarak yüzmeye hazırlamak istiyoruz. Onların, okurluk deneyimlerinin daha en başında derin sulardan korkup ömür boyu alıştıkları sığ sularda oyalanmalarını istemiyoruz.
EA: Biraz da Türkiye'deki yayıncılığı konuşalım: Türkiye'de kitap fiyatları pahalı mıdır? Yüksek indirimler yayıncılığı nasıl etkiliyor? Yayıncılığın devlet tarafından resmen bir sektör olarak tanınmamasının yol açtığı sorunlar var mı?
Kitabın Üretim Maliyeti Yüksek
MS: Ülkemizde kitap fiyatları değil “pahalı” olmak, pek çok Batı ülkesine göre düşüktür. Batı’nın kütüphane sistemlerini çözmüş olması, eğitim öğretimde kitaba ulaşmayı mümkün kılması, kitap fiyatlarının sorgulanmasını doğallıkla önlüyor olabilir. Bizdeyse durum tam tersi. Okul ve sınıf kütüphanesi olmayan eğitim kurumlarıyla, nüfusa oranı son derece yetersiz kalan halk ve belediye kütüphaneleriyle geniş kesimlerin kitaba ulaşma ve okuma ihtiyacını karşılamaktan uzağız. Kitap demek; yazar, editör, çevirmen, illüstratör, tasarımcı gibi yaratıcı emek sahiplerinin telif haklarının doğması demek. Onlar, sadece telif gelirleriyle yaşamak, çalışmak zorunda olan, hiçbir sosyal ya da ekonomik güvencesi bulunmayan son derece özel, yaratıcı insanlar… Öte yandan kitabın üretim maliyetleri fazlasıyla yüksek. Türkiye kitap kâğıdını üretmiyor ve tüm baskı hammaddelerini ithal ediyor. Döviz kurundaki sürekli dalgalanmalar yayıncıyı sıklıkla dara sokuyor. Teşviklerle desteklemesi beklenen devletin tam tersine, her türlü sansürü ve engellemesiyle baş etmeye çabalayan çoğunluk yayınevi, kitap fiyatlarını belirlerken yine de okurdan yana bir tutum benimseyerek oldukça mütevazı davranıyor. Gerek toplumsal algıda gerekse okur cephesinde ise işler farklı. Nitelikli kitabın ülke ortalamamızda 15 lira civarında olan etiket fiyatı orta halli bir ailenin bütçesinde bile yüksek bulunuyor. Ancak aynı çoğunluk, bunun çok üstünde yiyecek içecek, giyim, ev eşyası harcaması yapabiliyor. Açıkçası, en kalıcı kültürel değerlerimizden biri olan kitabın yaşamımızdaki maddi manevi öneminin, işlevinin farkında değiliz ve bu nedenle de “ucuz” olması gerektiğini sanıyoruz. Üstelik ülkemizde, kitabın ancak “bağış” yoluyla bedelsiz edinilecek bir ürün olması gerektiği kanısı da çok yaygın. Hal böyleyken, özellikle online mağazaların uyguladığı yüksek indirimler kafaları büsbütün karıştırıyor. Gerçek değerinin çok çok altında fiyatlarla satılabildiğini görmek, yaygın “kitap ucuz olmalı” önyargısını daha da güçlendiriyor. Korsan yayıncılığın yıkıcı etkisiyle de büyük kayıplar yaşayan kitap dünyamızda, yayınevi, dağıtımcı, kitapçı arasında daha sağlıklı işleyecek yeni bir ticari düzene duyulan gereksinim çok yüksek. Etiket fiyatlarının da indirim oranlarının da hem sektör hem de okurlar açısından sürdürülebilir makul aralıklara oturtulması artık kaçınılmaz bir ihtiyaç.
Kültürel Çeşitliliği Koruyacağız
MS: Önümüzde iki büyük ödev var: Birincisi hiç değişmiyor; yayıncılığın özü olan düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanması, sansür ve otosansüre karşı mücadelemizi sürdürmek ve sonuç alabilmek. İkincisi; “kültürel çeşitliliği koruma” amaçlı yasa tasarısı için sunulacak Sabit Kitap Fiyatı Uygulaması’nı hayata geçirmek ve sektörün tüm paydaşları için adil ve sağlıklı bir ticari işleyişi sağlamak. İki konuda da hayli zorlu, çetrefil süreçler bekliyor bizi. Elbette Günışığı Kitaplığı da, her konudaki ilkeli duruşunu, coşkulu, umut dolu yaklaşımını bu yeni dönemde de kararlılıkla sürdürecek.






