Kültürü Giymek: Moda Kültürle Buluşunca
12 Aralık 2019 Kültür Sanat İnsan

Kültürü Giymek: Moda Kültürle Buluşunca


Twitter'da Paylaş
0

Kıyafet dediğimiz şey, bir kültürün paylaştığı acı, zafer ve deneyimlerden oluşuyor. Giydiğimiz kıyafetler, toplumların kültürlerine dair kolayca silinemeyen ya da bir kenara atılamayan pek çok şey söylüyor.

Modanın ne olduğu ve ne anlama geldiğiyle ilgili çok fazla tartışma var. Yalnızca kıyafetten mi ibaret? Moda ve tarz değişik şeyler mi? 

Moda çoğunlukla bir endüstri olarak görülüyor: Tasarımcıların, moda evlerinin ve markaların yaratıcı ifadesi, dünya çapında ekonomik dalgalanmalara neden olan uluslararası bir işletme. Fransa’yı örnek alın, moda bu ülke için sosyal ve ekonomik açıdan o kadar önemli ki sanayi, hükümet tarafından oldukça yoğun bir şekilde düzenlenir ve desteklenir.

Ancak “moda” kelimesi aynı zamanda popüler ya da stil sahibi anlamına gelir, “anlık” bir şeydir, zamanın ruhunu yansıtır. Herhangi bir anda "moda" olan şey, toplumdaki, politikadaki ve sanattaki trendleri gözler önüne serer. WGSN gibi trend tahmincileri, kültürde neler olup bittiğine, ülkelerin daha milliyetçi olup olmadığına ya da ekonomideki dalgalanmalara bakıp bunları etek eteklerinin uzunluğu ve giysilerin siluetleriyle doğrudan ilişkilendirir. Giydiğimiz kıyafetler kim olduğumuzu ve daha önemlisi kim olmak istediğimizi temsil eder.

Alexander McQueen, Cabinet of Curiosities, 2015 

Moda bizim adımıza konuşur, neredeyse bir dil gibidir. Şu anda New York'ta kurulmuş bir takım elbise şirketi olan Bindle & Keep'in ortağı Rae Tutera bunu çoğu insandan daha iyi biliyor. İşi gereği transseksüel müşterilerine dış görünüşleri yansıtmalarına yardımcı olacak kıyafetler yaratması için LGBTQ topluluğu ile birlikte çalışıyor. Kendisi trans erkek olan Tutera müşterileriyle arasında bir bağ olduğunu hissediyor. 

Moda aynı zamanda sanattır. Dünyanın dört bir yanında müzeler, modayı bir sanat formu olarak kavramsallaştırmayı amaçlayan kostüm enstitülerine ev sahipliği yapıyor. Moda sergilerine ev sahipliği yapan müzeler arasında Victoria & Albert Müzesi ve Metropolitan Sanat Müzesi yer alıyor. 2011’de Savage Beauty sergisi Alexander McQueen tarafından kendi markası için tasarlanan parçaların yanı sıra Paris markası Givenchy'nin tasarımlarını da içeriyordu. Moda, hikâyeler anlatmak ve toplumsal sorunları irdelemek için kullanılabilir, tıpkı akıl sağlığı hakkındaki 2011 VOSS sunumu ya da Alexander McQueen’in koleksiyonu The Widows of Culloden’ı gibi. Sergi, Victoria & Albert Müzesi’nin şimdiye kadarki en başarılı ve Metropolitan Müzesi’nin en çok ziyaretçi sayısına sahip sergisi oldu. 

Alexander McQueen, The Widows of Culloden, 2006

Kıyafetlerimiz, toplulukların tarih ve kökenleriyle iç içe geçmiştir. Örneğin, eskiden sari (geleneksel Hint elbisesi) altlarında bir bluz veya kombinezon olmadan giyilirdi. Victorialılar tarafından “uygunsuz” bulunduğu için değişimlere uğrayan sari, bir nevi Hindistan’ın geçmişini içinde bulunduruyor. Kültürle olan bağından dolayı, bu tarz “düzenlemeler” (ya da hâkim kültürün azınlık kültürün üzerinde egemenlik kurup onların kültürlerini değiştirmesi) üzerinde dönen tartışmalar son derece önemlidir. 2015’de Glastonbury Festivali Amerikan yerlilerinin başlıklarının, Amerikan yerlisi olmayanlar tarafından giyilmesini ve change.org’da kampanya başlatarak “bu saygısızca yapılmış kültürel hırsızlığı içeren başlıkların” satılmasını yasaklamıştı. Bu olay, daha büyük bir hareketin parçası oldu: Kültürler diğerleri tarafından, sırf onlara estetik zevk vermek pahasına “giyilemezdi”.

Afroamerikalıların kullandığı durag’ları (başa bağlanan bir tarz eşarp) ele alalım. Durag’lar bu kültürde saçı koruyup bozulmamasını sağlamak için kullanılmasına rağmen, aynı zamanda ortak kültürel deneyimin göstergelerinden biri oldu. Bu yüzden başkalarınca kullanılması tepkiye yol açıyor. Bu kumaş parçası hammaddesi olan naylondan ibaret değil: Bir kültürün paylaştığı acı, zafer ve deneyimlerden oluşuyor. Giydiğimiz kıyafetler kültürümüz ve kökenlerimize dair, kolayca silinemeyen ya da bir kenara atılamayan pek çok şey söylüyor. 

Kıyafetler üretilirken gelenekler göz önünde bulunduruluyor. İşlerin yapılma şekli, materyaller ve süreç, hepsi bizim topluluklarım ve kültürlerimizle doğrudan ilişkili. Örneğin, Hindistan’da el baskısı, yetenekli zanaatçıların geçim kaynağını oluşturur ve onların toplumunun can damarıdır. En iyi yünlü kumaş ve ekosenin üretildiği yer hâlâ İskoçya’dır. Bu yetenekler genelde insandan insana, ustadan çırağa aktarılır.

Kıyafetler, kelimenin tam anlamıyla hayatımızın dokusuna gömülüdür. Ancak gizli bir geçmişleri vardır, insan ırkının tarihiyle el ele geçen bir geçmiş. Sabah tişört giydiğimizde, boynumuza bir atkı sardığımızda ya da bir parti için şık bir elbise giydiğimizde, tarih, politika ve kültüre uzanan bir yol açıyoruz. Tek Başına Bir Adam filminde George karakterini oynayan Colin Firth, “Rolüm için giyindiğimde sert ama oldukça mükemmel olan George’a son bir cila atıyorum ve rolümü nasıl oynayacağımı çok iyi kestiriyorum.” Bilinçli olsun olmasın, hepimiz bu tarz şeyler yapabiliyoruz ve kıyafetlerin kendimizi nasıl hissettiğimiz üzerindeki etkisini çoğumuz biliyoruz.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Google Arts & Culture)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR