Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Haziran 2020

Bilim Teknoloji

Nerde Kaldı bu Uzaylılar?

Ergin Ozan Ekşioğlu

Paylaş

2

2


Gelecek zekâ türünün (bizim gibi) istilacı olması çok muhtemel. Ama asıl zorlu soru evrende bizden başka zeki ya da bizim gibi zeki olduğunu düşünen başka karmaşık organizmaların olup olmadığı.

Bir virüs geldi ve insan türüne küçük bir “hatırlatma” yaptı. "Yok öyle ortalıkta hoplayıp zıplamak, canınızın istediği her yeri işgal edip keyfiniz ne isterse yapmak," dedi. Oysa bütün bu dünya ve bütün diğer canlılar bizim için yaratılmıştı, en azından kutsal kitaplarda öyle bildirilmişti bize. DNA'sı bile olmayan bir mikrop, kim oluyordu da bize haddimizi bildirmeye teşebbüs ediyordu? Aman canım, ne olacaktı ki, bilim insanları birkaç günde aşısını da bulup defederlerdi bu densiz virüsü nasıl olsa. Birazcık "evdekal" yeterdi herhâlde.

Kazın ayağının öyle olmadığının anlaşılması ise pek uzun sürmedi. Çok zeki ve becerikli olduğumuzu düşünmemize rağmen aslında öyle olmadığımız kısa bir sürede tokat gibi yüzümüze çarpıldı. Birkaç ayda bırakın aşısını yapmayı, virüsün yapısını ve yayılım koşullarını bile doğru dürüst analiz edemeyeceğimiz kabak gibi ortaya çıktı. Oysa bilimsel uyarılara aldırmayan otoritelerin türümüzün varlığını tehdit eden virüslerle imtihanı ve kısa vadeli kazanımlara yönelik ekonomik yaklaşımların sonuçlarının üstesinden gelinemeyecek kadar ağır olacağı yıllardır zaten yazılıp çiziliyordu. (En yakın örnek bkz. Kozmos’un İsrafı: Olası Yok oluşlar, 2018, Oggito).

Yardımın yerküreden gelmeyeceğini düşünen genç hisseden ihtiyarlar ve karantinadan bunalan kimi gençler ise, bu süreç uzadıkça başını yukarı kaldırdı. Bunların çoğunluğu yaratıcıdan yardım dilerken, bir grup isyankâr ise, “Bir de meteor düşse de sezon finali güzel olsa bari,” diyordu. Kovid-19’a destek olduğu söylenen Kawasaki virüsünün ortaya çıkışını “Rabbim çift santrafora döndü,” jargonuyla betimleyen bu gruptaki bir azınlık ise “Acaba uzaylılar gelse şu virüsü yok edebilir mi?” diye sormayı getirdi aklına. Aslında ciddiye alınıp cevap verilebilecek bir soru bu, ama bundan önce cevaplanması gereken birkaç tane daha zorlu soru var. Civarda ya da uzaklarda, bu senaryoda oynayabilecek oyuncular gerçekten var mı?

Güneşimize en yakın yıldız olan Proxima (Alfa Centauri üçlü yıldız sisteminde bize en yakın olan yıldız) dört ışık yılı uzaklıkta, yani yaklaşık 40 trilyon km kadar. Bizim, insansız uzay aracı Juno ile ulaştığımız hızdan (265.000 km/saat) – ki bu uzay boşluğunda elde ettiğimiz hız rekorudur – 10 kat daha hızlı olabilecekleri varsayımı ile bize ancak 1700 yılda ulaşmaları mümkün olacaktır. Yaşam süreleri eğer bizler gibiyse, bu takdirde soylarını yolculuk esnasında sürdürmeleri gerekecek demektir. Bunun sağlıklı olabilmesi için ise, kütleçekimden etkilenmeden kendi gezegenlerinin yörüngesinde oldukça büyük bir gemi inşa edecek kadar ileri bir teknoloji kullanıyor olmalılar. Yani kısacası, bizden teknolojik olarak oldukça ileride bir uygarlıktan bahsediyor olmalıyız. En azından bizim gibi nükleer yakıt kullanarak gezegen dışına seyahat etmekten öte bir teknolojileri olmalı. O zaman akla şu soru geliyor: Uzaylılar bizim dünyamıza neden gelsin ki? 

Bu, nispeten daha kolay cevaplanabilecek bir soru. Cevabı vermek için o uzaylıların bizler olduğunu düşünmemiz yeterli olacak. Soruyu kendimize yöneltelim: Bizler dünyamızı neden terk ederiz acaba? Yaşadığımız yerküre yaşanmaz hale geldiğinde kendimize soyumuzu sürdürebileceğimiz yeni bir dünya aramak için muhtemelen. Yoksa kimse bulunduğu yerküreden kıçını kımıldatmaz, emin olun buna! E, o zaman gelecek bir dünyadışı zekâ türünün de bize yardım etmek değil kendini kurtarmak derdinde olacağını düşünmek çok mantıklı. Bu takdirde “Merhaba dünyalı, biz dostuz,” senaryosu suya düşüyor. Gelecek zekâ türünün (bizim gibi) istilacı olması çok muhtemel.

Ama asıl zorlu soru evrende bizden başka zeki ya da bizim gibi zeki olduğunu düşünen başka karmaşık organizmaların olup olmadığı. Evrende yalnız olduğumuzu düşünmek kolaycı bir yaklaşımdır ama evrende bizden başka zeki varlıklar da olabilir diyorsak bunun olabilirliği bilimsel bir yaklaşımla tartışılmalı. Bu sorunun çözümüne uygun düşen bir yaklaşım ise Drake Denklemi diye adlandırılan bir formülü çözmekten geçiyor. Frank Drake’in denklemi, tüm evrende olmasa bile, en azından bizim galaksimizde olası zeki yaşam formlarının tespitine ilişkin bilimsel bir yaklaşım sunmakta bize.

N = R.fp.np.fl.fi.fc.L

Bu, öyle kolayca hesaplanıp standart bir sonuç çıkarabileceğiniz bir denklem değil. Her bir faktör, bir olasılık değeri verilerek hesaplanabilir. Yani açıkçası bu sizin niyetinize bağlıdır. Uzaylı heveslisi iseniz başka, biricik olmayı arzu ediyorsanız başka sonuçlar elde edebilirsiniz.

Denklemin içeriği şöyle: N, galakside yıldızlar arası temas kurabilecek teknoloji üretmiş medeniyetlerin (radyo-astronomi teknolojisi) sayısını ifade etmektedir ve bu sayıya ulaşabilmek için bir dizi olasılık faktörünü göz önünde bulundurarak çarpma işleminden geçirmeniz gerekiyor. Her bir faktör, yüzdesel değerde bir azalmaya sebebiyet verecektir. R, galaksideki yıldız oluşum oranıdır. Bir uygarlığın oluşmasının ilk temel koşulu yıldız oluşumudur. Yani ne kadar çok yıldız oluşursa yaşam için potansiyel barınak o kadar çok olur. O barınak tabii ki yıldızın kendisi değil, civarında yörüngede tuttuğu gezegenlerden biridir. Bu yüzden o sayı, akabinde olası gezegen sayısı ile çarpılır yani fp ile. Ancak gezegene sahip olmak da yeterli değildir; aynı zamanda gezegenler, bildiğimiz yaşam için uygun olmalıdır. (Başka yaşam türü bilmediğimizden, sadece kendi yaşayabileceğimiz koşulları göz önünde bulunduruyoruz ve bunun da hatalı bir yaklaşım olduğunu parantez içi söylemeliyim). Bu durumda çıkan sayıyı np ile çarparız, yani ortalama bir sistemde hayatın başlangıcı için ekolojik bakımdan uygun olan gezegen sayısıyla. Sonra çıkan sayıyı fl ile, yani hayatın başlamış olduğu varsayılan gezegen sayısıyla çarparız. O sonucu ise bu gezegenlerin varoluş ömürleri boyunca aralarında zeki varlıkların evrimleştiği gezegen sayısını temsil eden fi ile çarparız. Sonra, bu gezegenler arasında zekaya dayalı teknik iletişim yeteneklerinin geliştirildiği gezegen sayısını temsil eden fc ile çarparız ve son olarak da L ile çarparız, bu da teknik uygarlığın ömür süresini temsil etmekte, çünkü şurası kesin ki eğer uygarlıklar kendilerini örneğin nükleer silahlar icat edip yok ederlerse ortalıkta tek bir zeki canlı bile bulamayız.

Bu belirsizliğin en büyüğü kendini L'de, yani teknoloji geliştirmiş bir uygarlığın ömür süresinde göstermekte. Samanyolu Galaksisi’nde birkaç yüz milyar yıldız var ve galaksinin ömrü 10 milyar yıl kadar. Böylece yıldız oluşumu oranı, mütevazı bir tahminle, yılda en azından 10 yıldız olur ve bunların hemen hepsi gezegen sistemine sahip oluyor. Ve şimdi olmasa bile, milyarlarca yıl sonra belki de yaşam barındıracaklar.

Şimdi, hayatın başlangıcı için ilkesel olarak uygun olan her yıldız sisteminin gezegen sayısını tahmin edelim. Bir tanesini biliyoruz, zaten orayı biz işgal etmekteyiz. Birbiriyle kolayca çarpılabilecek sayılar koymak için bu çarpanı 2 olarak ele alabiliriz. Ve sonra daha zorlu faktörlere gelelim. Belirli bir gezegende yaşam baş göstermiş olabilir ve çevre şartlarının bizim koşullarımıza göre uygun olduğu milyarlarca yıl geçmiş olabilir. Peki, akla dayalı yaşamın ve teknik uygarlıkların doğması ne denli olasıdır? Bir yandan insanın evrimleşmesi için olması muhtemel görülmeyen olgular dizisinin yer alması gerektiği düşüncesini de öne sürebiliriz. Örneğin, bizim varlığımızı sürdürebilmemiz için dinozorların yok olması gerekiyordu, çünkü bizim gezegenimizdeki egemen organizmalar onlardı ve dinozorlar döneminde atalarımız birer fare boyutundaydı. Ve biliyoruz ki dinozorların yok olmaları sonucunda onlar kovuklarından çıkabildi. Bu, çok derinlemesine ele alınması gereken bir faktör, çünkü eğer o göktaşı ve peşi sıra gelen yanardağ patlamaları dinozorların soyunu tüketmeseydi, bedenimizi oluşturan atomlar muhtemelen ya bir Spinosaurus’un ya da bir Tyrannosaurus’un uzvunda olacaktı.

Bir sonraki zorlu soru ise şu: Akla dayalı hayat mevcut olursa, teknik uygarlık geliştirme garantisi var mı? Cevap veriyorum: Hayır, kesinlikle yok. Gezegenimizdeki sekiz milyon yaşam formundan az da olsa bir kısmı çok akıllı ama bir teknoloji üretememişler. Akıl sahibi her hayat şekli teknoloji geliştiremeyebilir ya da iletişim kurma becerisine sahip olmayabilir, diyebiliriz. Bu beceriyi gösteren zeki varlıkların sadece %1 olduğunu varsayarsak neticede denklemdeki son çarpana ulaşırız. (Bu sayılar, sadece kaba tahminlerdir). Bu sayıların hepsini çarparsak, 10 x 1/2 x 2 x 1 x 1/100=1/10. Böylece galaksimizdeki teknik uygarlık sayısı, yıl cinsinden L ortalama hayat süresinin onda biri olacaktır.

Peki, nedir bu L? Acaba teknoloji geliştirmiş bir uygarlığın varoluş süresi ne kadar olabilir? Radyo-teleskopların icadı 80 yıl kadar öncesine dayanıyor. Bunları verimli olarak kullanabilme becerisini ise son 30-40 yılda kazandık. Yani, eğer bu sayı genelde uygarlıklar için tipik bir sayıysa, o takdirde L en düşük olasılıkla 10 yıl olarak hesaplanabilir. Bunu, en kötümser yol olarak hesaplarsak galaksideki teknoloji geliştiren uygarlık sayısı 1 olacaktır. O da biziz işte. İşte bu, en olumsuz senaryo.

Şimdi başka bir yol deneyelim, daha iyimser ve uzaylı heveslisi olacağımız bir yola sapalım. Teknolojik ergenliğin karşımıza çıkardığı sorunları çözebileceğimizin tamamen mümkün olacağı bir yol seçelim. Bunu başarma şansı çok az olsa bile, diyelim ki % 1olursa, galakside çok uzun dönemler yaşayacak o uygarlıklar için çok büyük bir sayı ifade eder bu. Tutun ki uygarlıkların % 1'i evrensel ya da jeolojik veya yıldız evrimi sürelerince yaşamlarını sürdürmüş olsunlar - yani milyarlarca yıl boyunca. Bunu yapan yalnızca %1 olsa bile, ortalama varoluş süresi 10 üzeri 9'un %1’idir, ki bu da 1 ile çarpıldığında galakside 10.000.000 uygarlık var olur demektir.

Açıktır ki bu faktörlerden her biri için önemli belirsizlikler mevcutsa da, en büyük belirsizlik ve en az bilgi sahibi olduğumuz alan, teknoloji geliştirmiş bir uygarlığın ortalama varoluş süresidir. Evrende biricik olmayabiliriz; ama bu dünyada bir başımızayız. Zeki varlıklar, ya da zeki olduğunu düşünenler, öyle görünüyor ki teknoloji geliştirdikçe kendilerini yok etmeye meyilli oluyorlar. Elimizde maalesef başka örnek yok, o yüzden sadece aynaya bakabiliyoruz.

YORUMLAR

Hakan Baykal

👍 akıllı türün aslında kendi türünü yok edecek kadar akılsız olması ne acı

19 Eylül 2020

Hakan Baykal

👍 akıllı türün aslında kendi türünü yok edecek kadar akılsız olması ne acı

19 Eylül 2020

Öne Çıkanlar

Pablo Neruda ile...Gökhan Güvener
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

David Lassman

11 Şubat 2025

Jane Austen Niçin Hiç Evlenmedi?

Her ne kadar Jane Austen’ın kahramanları romantik evlilikler yapsalar da, kendisi bütün yaşamını bekâr olarak geçirdi. İngiliz edebiyatının en önemli yazarlarından Jane Austen (1775-1817), Akıl ve Tutku (1811), Gurur ve Önyargı (1813), Mansfield Park (1814) ve Emma (1..

Devamı..

Haber Yazıları ve Editörlük Uğraşları:..

Elizabeth Harris

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024