Albert Camus, Paris'te Café Deux Magots'da Avanti okuyor, 1945[/caption]
Vila-Matas’ın romanında adı geçen ve sanatçılarla birlikte anılan mekânların çoğu kahveler, malum, yeniyetme sanatçının cebindeki para daha ötesine yetişemiyor. Kitabı rehber olarak kullanarak mekânları ziyaret edenler var. Birkaç yer sıralayalım: Ernest Hemingway, Scott Fitzgerald ve T.S. Eliot’un müdavimleri arasında olduğu Café de la Rotonde hâlâ açık. Le Dôme Café de duruyor ama balık lokantası olarak hizmet veriyor. Sartre, Rimbaud, de Beauvoir, Camus ve Gidé’in kahvesi Les Deux Magots bugün turistleri ağırlıyor. Magots’nun rakibi Café de Flore da turistlerin uğrak yeri. Bu kahvenin 1994’ten beri genç Fransız yazarların ilk kitaplarına açık bir yarışması var, kazanan yapıta para ödülü verildiği gibi yazar da bir yıl boyunca her gün bir kadeh Pouilly-Fumé beyaz şarapla ödüllendiriliyor. 1923’te açılmış Dingo Bar bugün havalı bir lokanta; kafe/bar olduğu zamanlarda Hemingway’in geceyi kapattığı mekân. Djuna Barnes da lokantaya dönüşmeden önceki son müşterilerinden. Sartre ile de Beauvoir’ın sık uğradığı La Coupole 600 kişiye yetecek masa ve iskemlesiyle Paris’in en büyük kahvelerinden. Montparnasse’da 1847’de açılmış Le Closerie des Lilas’ın müdavimleri Henry James, Lev Troçki, Gertrude Stein. Harry’s New York Bar da Bloody Mary’nin ilk kez içildiği bar; Humprey Bogart ile Sinclair Lewis’in uğrak yeri.
Paris’e yolu düşen edebiyat meraklıları için
[caption id="attachment_16987" align="aligncenter" width="800"]
Sartre, Boris Vian ve efli Michelle, de Beauvoir, Café de Flore’da.[/caption]
Zekice kurgulanmış bir romandan söz ederek başlamıştık yazıya. Gerçek kişilerin girip çıktığı, kurgu kişilerle bir araya gelip gerçek mekânlarda kurgu konuşmalara daldığı bir roman. Mekânların gerçek olduğundan eminiz; oraları da ikinci paragrafta sıraladık, Paris’e yolu düşen edebiyat meraklıları dolaşmaktan yorulduklarında sanatla özdeşleşmiş ortamlarda yorgunluk giderebilsinler diye. Bir de iç dekorasyonlarında edebiyatı tema olarak kullanan, adlarına hiçbir romanda rastlamayacağımız ama sanat yapıtlarından ya da yazarlardan esinlenerek kurulmuş mekânlar var. Bu mekânlar da gerçek. Kurgu-gerçek demek daha doğru. Yedi lokantalık bir listemiz var edebiyat düşünerek karın doyurmak isteyenler için:
Alice Harikalar Diyarında: Tokyo’da dev bir lokanta. Çeşitli salonlar, her salon başka bir diyar.
Les Éditeurs: Paris Quartier Latin’de kütüphaneyle lokanta arası bir mekân. Restau-bibliothèque ya da biblio-restaurant. Yemekler birinci sınıf. Kitaplar sürekli yenileniyor ve yayınevleri tarafından bağışlanıyor.
Gogol: Bu lokanta St. Petersburg’da 19. yüzyılda yapılmış bir binada. Biraz lüks. Gogol’ün yaşamıyla bağdaşmayacak ölçüde lüks. Antrede siyah bir palto asılı. Mönüde Gogol’ün yemek üstüne yazdıklarından alıntılar var. Belli ki yemek üstüne düşünmüş bir yazar Gogol; açlıktan öldüğünü unutmayalım.
Club Verne: Denizin altında olmasa da Budepeşte’de, Jules Verne’nin apartmandan bozma denizaltısında yemenin zevki başka.
Le Jules Verne: Burası Paris’te, Eiffel Kulesi’nde. Adı dışında edebiyatla bir ilgisi yok. Manzara 125 metre yukarıdan Paris olduğu için zaten edebiyat kokuyor. Yemekler muazzam, çünkü lokantanın sahibi Alain Ducasse.
Bookbar: Denver’da her daim kalabalık bir aile lokantası. Hem kitapçı hem kahve/bar/bistro olarak hizmet veriyor.
Café Kafka: Bu ad restorantörler arasında çok popüler; çeşitli kentlerde birçok Café Kafka var. Ama en Kafkaesk Café Kafka Barcelona’da. Tuvaletine girenlerin kolay kolay çıkamadığı söyleniyor.
Hugo Café: Victor Hugo Dubai’de ya da çölde çay. Duvarlarda Sefiller posterleri.
Onegin: New York’ta 19. yüzyıldan esintiler. Puşkin’in Yevgeniy Onegin romanının içindesiniz.





