Elbet, akşam kendini bende bulacak, bana sormaksızın.
– Ulysses
Birinci Bölüm
Günün birinde tekrar dönecek misin, belki buraları özlersin. Sanmıyorum. Uzaklaşır uzaklaşmaz yeni bir hayatın kollarına atacağım kendimi. En başa mı döneceksin? Evet, yeni hayatım bu kapıdan çıkmamla başlayacak. Seni burda bırakmak, birlikte geçirdiğimiz zamanı hatırlayıp üzülmek dışında sorumsuz ve keyifli günler beni bekliyor olacak. Yeni bir hayata alışmak kolay, hem de çok kolay olacak. Hem yeni bir hayata alışmanın nesi kötü olabilir ki? Ayrıca yeniliklere açım, biliyorsun. Beni sadece sen tanıyorsun. Bu ellerin, bu saçların, bu düşüncelerin tek tanığısın. Hakkımda kim bilir neler anlatılacak, inanmayacağını biliyorum. Beni yüreğinle işitecek ve yüreğinle koruyacaksın. Beni eksiltirlerse darıl, hatta taşları yumrukla, evlerin taş duvarlarını, yüzlerine vur sözlerimi, korkma olur mu, beni cesur sözlerle bir araya getir. Beni yalana yaklaştırma, kendini de yalandan koru. Şu sürahiyi uzatır mısın, çok susadım. Işıkları da artık kapatabilirsin. Bu akşam koridorun lambasını da söndür. Faturaları ödemek için ne yaptım biliyor musun? Faturalar için çırpı bacaklı öldü ölecek kızı sattım.
Ben, çırpı bacaklı öldü ölecek kızın gölgesiyim. Ooh yarasın, beyime. Yanına kavrulmuş karpuz çekirdeği, üç suda yıkanmış üzüm de vereyim mi? İlk suyu Bağdat’tan, ikinciyi Şam’dan, üçüncüyü ağzımdan çıkardılar. Kuyulardan, yerin bilmem kaçıncı kilometresine kadar uzanan derin yarıklardan göğe fışkıran sıcak sulardan, açılınca bir buhurdanlığı andıran ağzımın saçtığı sulardan bir şeyler yapmalısın, bir rüya mesela, buhardan bir saray, kralı olmayan bir taht, ipince bir merdiven, bir gizli oda, odada bir sandık, sandığın üstünde bir örtü, örtünün üstünde koşuşturan beş boynuzlu geyikler, bu kimin hikâyesi, kutsal bir ayet, tepeden inen bir kral, çocukları alın yoldan, savaş başladı, savaşşş. Yediveren asmalar, tuzlu diyarlar benim için savaş üç şeyin habercisiydi.
Bir: Şiddet: Başka evleri kurtarmak isteyen erkekler kendi evlerini ateşe verdiler.
İki: Korku: Bütün kuşlar ve kertenkeleler birleşip bir duvar ördüler. Kertenkeleler hem kuyruklarını hem de gövdelerini geride bırakmışlardı.
Üç: Yabancılık: Bazen kanepenin bir köşesine ya da daracık bir yere sıkışıp kendimi dinlerdim.
İçimdeki sesi kaybetmekten korkuyordum. Ayakkabılarımı ve boynuma astığım anahtarı da kaybetmemek için hep çok dikkatli davranırdım. Herhangi bir kapıyı açmayan kalın dişli kocaman anahtarı hep yanımda taşırdım. Boynuma geçirdiğim ipin üstünde lekeler vardı. Sinek dışkısından, tükürükten ve kandan kirlenmişti ip. Kirli ipe takılı kocaman anahtarımı her yere götürürdüm. Kocaman kapıları açacak kadar büyüktü boynumdaki anahtar. Bir ülkenin anahtarı boynumdaydı. Bir ülkenin anahtarını boynumda taşıyordum. Sinek boklarına, insan terine, tükürüğe, kana bulanmış bir ipteydi o ülkenin anahtarı. Ben saraylardan kaçırılmış, perilerin büyüttüğü güzeller güzeli Nermin’dim. Sıcakla soğuk arası, yumuşakla sert arası, varla yok arası, adımı sayıklayın. Ben kralı olmayan buhardan ülkenin kraliçesi, ben bacakları her gece ortadan ikiye ayrılmış prensesin kızı Nermin’im. Ben, beşe kadar sayın, gözlerinizi kapatın, ve yokum. Öldüm ben.
Öldüm ben.
Savaşta öldüm.
Çırpı bacaklı öldü ölecek kızın gölgesiyim.
Savaş meydanında unutulmuş aynayım.
Erkeklerin gözlerini dağlasınlar, ölümü görmesinler. Ölü bedenime dokunmasınlar. Beni kuyruğunu ve gövdesini geride bırakmış kertenkeleler gömsün. Kanatlarını bileştirince kocaman bir örtüye dönüşen toy kuşları gizlesin.
Ben Nermin, baharda doğdum, yeşil bir diyarda. Dağların arasındaki bir evin arka odasında annemin çığlıkları, babam yokmuş benim, oraya, annemin karnına kendiliğinden girmiş sonra da vakit dolunca tıpkı bir elmanın olgunlaşıp dalından düşmesi gibi düşmüşüm ana rahminden. Annemin çığlıkları üç dağ, iki akarsu bir de gölden geçip bir başkasının kulağına ulaşmış. Bir başkası evimize kırmızı güller, yanıp dönen ateş topları göndermiş. Bir başkası da yumuşak havlular, taze otlar ve enfes içecekler yollamış doğumuma. Armağanları bir çuvala doldurup arka odaya kaldırmış annem. Enfes içecekleri merak eden köpeğimiz çuvalı delmiş. Annemin haberi yokmuş. Ben bebekmişim. İçmiş, içebildiği kadar köpek. Başka bir gün de yanıp dönen ateş toplarını merak etmiş yine aynı köpek. Yine annemin haberi olmamış. Ama ben artık koşabiliyormuşum, bahçelerde ve dışarlarda. Yani o kadar çok zaman geçmiş. Açmış çuvalın ağzını köpeğimiz, çuvaldan çıkan ilk top evimizi yerle bir etmiş. Annem mutfaktaymış. Babam yokmuş. Kardeşlerim daha olacaklarmış. Köpeğimiz de yaralanmış, burnunun ucunu kaybetmiş. Ama hâlâ diğer topların ne işe yarayacağını merak ediyormuş köpek. Meraklı bir köpekmiş. Ve gürültüyü severmiş. Oysa ben sakinliği severim. Yumuşak örtüleri, incecik sözleri, parmakların ucunu, çiçekleri, kelebeklerin kanatlarını ve dalgasız suları.
(Devam edecek.)






