Yaşar Kemal Ölür mü?
23 Şubat 2018 Edebiyat Kültür Sanat

Yaşar Kemal Ölür mü?


Twitter'da Paylaş
0

Sonra o gök gürültüsüne benzeyen kahkahasını attı. Kitapları imzalayıp, fotoğraf çektirip çevresini boşalttı. Koluna girmemi istedi, yirmi metre yolu yarım saatte yürüyüp konuştuk.
Erdinç Akkoyunlu
1988'in mayıs ayında bir ev kazası sonucu ıstakozların canlı canlı kaynar suda haşlanma kaderini yaşadığımda 5,5 yaşındaydım.Ve orta sınıfa epey uzak hayatımızın İstanbul'un Boğaz semti Ortaköy'den, Kadıköy'ün kırık dökük Hasanpaşa'sına savruluşunu her dokuduğunda kan içinde kalan sargı bezleriyle bir canlı mumya gibi pek revan içinde yaşadım. Bir yılın ardından bu kez Fikirtepe'ye süpürülen ve yüz üstü bir yoksulluğa çarpan hayatımda ışık çakan tek an, orta okulun ilk yılında edebiyat öğretmenimizin bu yoksul semti çocuklarının belki ilgisini çeker diye Sabah gazetesinin yazarı Zülfü Livaneli'nin televizyona dair makalesini okumamı istememle çaktı. Bir edebi metne alaka duyduğumu fark ettim ve bu devam etsin diye tek kitabın olmadığı evimiz düzenli bir gazete almaya başladım. Sonra Kadıköy sahaflarından romanlar, öyküler almaya başladım. Böylece 1990'ların sonunda lisenin bitmesine günler kala, gazeteci olmaya karar vermeme sebep Zülfü Livaneli'yi habersiz bir ziyaretle Sabah gazetesinin Nişantaşı'ndaki binasında görebileceğime dair inancımla gazeteye gittiğimde, umduğundan fazlasını buldum. İlk Görüş Giriş kapısında bir koltukta soluklanmama izin verilen gazeteye çeşitli yardımlar ve haber önerileriyle gelen meczubundan en büyük iş adamına değin bir grubu 'Bak neler var görüyor musun' diyen mesleğinde çok tecrübeli güvenlik müdürünün bana hayalim olan gazeteciliğin ne denli zor olduğunu ve yol yakınken vazgeçmemi içeren öğütleriyle gördüm. Livaneli'nin ofisinin bu davetsiz konukluğu kabulüne dair cevap beklerken birkaç saat geçirdiğim koltuktan kalkmaya davrandığımda ise bir kozmik şakayla karşılaştım. Gazetenin önündeki taksiden Yaşar Kemal'in indiğini gördüm ve o uzun boylu, heybetli, yetmişlerinin başındaki yazarın dizime hafifçe dokunarak yanımdan geçişini izledim. Bir saat kadar sonra da Livaneli'nin gazetenin giriş kapısına Yaşar Kemal'in kolunda gelerek, onu bir taksiye bindirip uğurladığını gördüm... 2005'te Ankara Gazi Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nün son sınıf öğrencisiyken o günlerde milletvekili olan Livaneli'yi bu kez randevu alma tecrübemle Meclis'teki odasında ziyaret ettiğimde, aklıma gelmesine rağmen nedense bu anıyı anlatmayı yersiz buldum. Ama Zülfü abiye okul bitirme tezimle ilgili kendisine dair bir çalışma yapıp yapamayacağıma ilişkin sohbetimiz, onun hayatına dair kendisinin bile unuttuğu detaylarla anlattıklarımla bambaşka bir yere gitti. Benim bir yazar adayı olduğumu (roman yazmaya başladığımı söylemeden) öğrenince, hikayelerimi isteyip, en kısa zamanda görüşmeyi kendisi talep etti. Ve bu kez Meclis'in milletvekillerinden başka kimsenin girmesinin yasak olduğu Kulis'inde uzun bir sohbetle hem öykülerimi verdim hem de Yaşar Kemal'i sordum. Zülfü abi ile her gün görüştüklerini biliyordum. Bildiğim bir başka şey de 70'lerin başında Türkiye'nin siyasal havası her türlü düşüşe çok uygunken, tutuklanacaklar listesinde adı olan Livaneli, o güne değin hiç tanımadığı Yaşar Kemal'in yardımıyla yurt dışına kaçırılmıştı. Zülfü abi, o günlerde saz çalan bir genç olarak yaşadığı Ankara'dan İstanbul'a gelmiş, Yaşar Kemal'in yayıncısına gidip onu görmek istediğini söylemiş. Yayıncı birkaç gün sonra uğra demiş. Birkaç günün ardından tekrar gittiğinde yayıncıda Yaşar Kemal'i kendisini beklerken bulmuştu. O gün Zülfü Livaneli, Yaşar Kemal'e onun şiirlerinden bestelediği türküleri çalmış, Yaşar Kemal de hiç tanımadığı bu genci eve köfte yemeye davet etmişti. Yaşar Kemal'in o hiç tanımadığı genç Zülfü ile dostluğu kısa sürede baba oğul ilişkisine dönmüş, Livaneli o günlerin uydurulmuş bir bahanesiyle 'Titrek Hamsi Hücresi'nin üyesi olmaktan dolayı tutuklanmak için arandığını öğrenince, Yaşar Kemal'in Basınköy'deki evine gitmiş. Bulamayınca Sirkeci'ye döndüğünde tıpkı romanlarındaki mucizelerden biri gibi o da kendisini arayan Yaşar Kemal'i görmüş. Ve onun yardımlarıyla yurt dışına kaçıp, uzun süre hapis yatmaktan kurtulmuş. O Büyük Saygı Gösterisi Bunları iyi biliyordum ve Yaşar Kemal ile tanışmak istiyordum. Ama nedense o gün yine Zülfü Livaneli'ye bizi tanıştır demedim. 2006'da Ankara'dan döndüğümde yedinci öykünün diğerlerini kapsadığı ve bir romana dönüştüğü öykü kitabı taslağımı okusun diye, hiç tanışmadığım Ülkü Tamer'e götürdüm. Bu seçimi nasıl yaptım bilmiyorum, Ülkü Tamer beni niye kabul etti onu da bilmiyorum. Üç ay sonra da Ülkü Tamer, "Gel konuşalım"' diye aradığında Semih Gümüş'ün Notos'u kurduğunu ve mutlaka oraya gitmem gerektiğini söyledi. Semih Gümüş'ün tüm genç yazar adaylarına kapısı açıktı ve Notos'u da içinde nitelikli yazarlar çıksın diye kurmuştu. Notos'un ne Cihangir Tophane sınırındaki ilk ofisinde tanışmamızda, öykü dosyamı bıraktım belki vakti olur ve okur diye. Sonra hayatımın en büyük onurlarından birini "Kabuk" adlı öykümün Notos'ta yayınlandığına ilişkin e-postayı aldığımda yaşadım. Ve ardından Semih abiden ikinci onurlandırma geldi: "Arka sokak efsaneleri için bir öykü yazar mısın?" O öykü de yayınlanınca Notos ile bağım, Notos okuru, öykü yazarı, denemeci ve röportajcı olarak sürdü. 2008'e geldiğimizde Yer Demir Gök Bakır, İnce Memed'in ardından Yaşar Kemal'in Demirciler Çarşısı Cinayeti romanlarının analizlerini Notos'ta yazdım ve o günlerde büyük eleştirmen Fethi Naci'yi kaybettik. Benim de askere gitmek üzere hazırlandığım zamanlardı. Teşvikiye Camii'nden kalkan cenazeye Fethi Bey'in okurları, yazarlar ve vatandaşlar akın etti. Ben de bir kenardan haber için pek çok cenaze takip ettiğim yerde bu kez Fethi Bey'i uğurladım. Cami avulusunda iki küme kalabalık vardı. Biri Adalet Ağaoğlu'nun yanı, ötekisi Yaşar Kemal'in çevresiydi. Askere gidiyorum ne olur ne olmaz, dünya gözüyle bir kez daha göreyim diye Adalet Hanım'ı da Yaşar Kemal'i de uzaktan izleyip giderken, yine romanlardaki mucizelerden biri oldu ve Yaşar Kemal aramızda dört beş metre mesafe varken, "Kim bu delikanlı," diye beni işaret ederek sordu etrafındakilere. Onca tesadüf ve tanışmaya ramak kala durumların ardından bu kez hayat beni Yaşar Kemal ile tanışmaya kendi itti. Yanına yaklaşıp adımı söylediğimde ise yerden sıçrayışını unutamam. "Sen, Notos'ta yazan Erdinç. Çocuksun sen. Edebiyatı nerden biliyorsun?" diye sordu. Sonra o gök gürültüsüne benzeyen kahkahasını attı. Kitapları imzalayıp, fotoğraf çektirip çevresini boşalttı. Koluna girmemi istedi, yirmi metre yolu yarım saatte yürüyüp konuştuk. Teşvikiye Camii önüne çıktığımızda araçlar için yeşil yanmasına karşın Yaşar Kemal'i görenler araçlarını durdurdular. Bu ülkede gördüğüm en büyük saygı duruşu gösterisiydi... Son Veda Yaşar Kemal ile dostluğum, ben bir Yaşar Kemal romanına ilişkin kitap eklerinde, internette ve Notos'ta yazdıkça ondan gelen telefonlar, kendisine ödül verilen törenlerde yan yan geldiğimiz anda gizlice çekilip bana sürpriz olarak gönderilen fotoğraflar ve Türkiye'nin edebiyat çınarının genç yazar yahut yazar adayına 'Ne yapıyorsun, ne yazıyorsun' mesajlarıyla sekiz yıl kesintisiz sürdü. Zülfü Livaneli'yi dar gününde yalnız bırakmayan, peşinden İsveç'e gidip yaşayan Yaşar Kemal, Erdinç'in de peşinden ayakları o koca gövdesini götürmese de düşsel olarak geldi, hiç yalnız bırakmadı. Ve ben hayatım boyunca böylesine onurlandırılamayacağımın farkında olarak bu anları yaşadım. 2014'teki son telefon konuşmamızda da bana sevmekten ve yazmaktan vazgeçmememe ilişkin sözleri, özel başka diyaloglarımız da meğer vasiyetmiş. Bunu o konuşmadan hemen sonra hastalanıp, bir süre sonra da aramızdan ayrıldığı zaman anladım. Yaşar Kemal'in 3. ölüm yılındayız. Hatırlanan bir insan gerçekten ölmüş müdür? Bence ölmemiştir. Hele ki ismi Yaşar, kendisi de dünyanın en Kemal insanı ise... Olsa olsa 'O iyi insanlar güzel atlara binip, gitti. Demirin tuncuna insanın piçine kaldık' diyebiliriz. Ya da Yaşar abinin en sevdiği türkünün sözlerini söyleyebiliriz: Mezarımı derin de kaz yar, dar olsun. Altı lale, üstü sümbül bağ olsun. Ben ölürsem sevdiceğim sağ olsun.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR