
Tove Ditlevsen
Çocukluk, Kopenhag Üçlemesi, Tove Ditlevsen
Çocukluğumun oturma odasında tek başımayım. Eskiden burada annem şarkı söyler, babam yıllardır görmediğim yasak kitabı okur, ağabeyim ise bir tahtaya çivi çakardı. Bunların hepsi asırlar evveldi ve o zamanlar, çocukluğun sonsuza dek süreceğini acıyla hissetsem de daha mutluydum gibime geliyor... Bundan sonra evde uyumaya devam etsem de bu gece oturma odasıyla vedalaştığımı hissediyorum. Yatmak içimden gelmiyor, uykum da yok. Derin bir hüzün içindeyim. Sardunyaları cam kenarından kaldırıyorum ve gökyüzüne, esip geçen bulutların arasında hafifçe sallanan yeni ayın beşiği altında ışıldayan küçük yıldıza bakıyorum. Johannes V. Jensen’in, birçok kere okuduğumdan uzun bölümlerini ezbere bildiğim Buzul adlı romanından birkaç satırı kendi kendime söylüyorum: “Kâh sabah kâh akşam yıldızı gibi parlıyor annesinin koynunda öldürülen küçük kız, sonsuz yollarda beyaz ve dalgın, yalnız başına gezen, kendi oyununa kapılmış bir çocuk ruhu gibi.”
...
Bu cümleler, bana ebediyen kaybettiğim Ruth’u hatırlatıyor ve gözlerimden yaşlar akıyor. Küçük, kalp şeklinde ağzıyla, gözleri parlak ve kudretli Ruth. Herkese laf yetiştiren, yüreği sevgi dolu, küçük, kayıp arkadaşım. Arkadaşlığımız da çocukluğum gibi sona erdi. Güneş yanığı gibi, çocukluğumun son parçacıkları şimdi üstümden pul pul dökülüyor ve altından ters, imkânsız bir yetişkin beliriyor. Gece, pencerenin önünden geçedursun, şiir defterimi okuyorum ve ben farkına varmadan, çocukluğum usulca, hayatımın sonuna kadar benim için bir bilgi ve tecrübe kaynağı olacak, şu insan ruhunun kütüphanesi olan belleğimin dibine çöküyor.
Tove Ditlevsen, Kopenhag Üçlemesi ile dünyada kadın edebiyatının ve (Ferrante Knausgaard’ın ardından da) otobiyografik anlatının yeni simgesi haline geldi.
Çeviren: Leyla Tamer, MonoKL, Haziran 2021

Ahmet Haşim
Gurebahane-i Laklakan, Ahmet Haşim
"Unutulan eski saatler içinde eksikliği en ziyade hasretle hatırlanan saat, akşamın on ikisidir. Artık ‘on iki', solgun yeşil göğün altında, ilk yıldıza karşı müezzinin Müslümanlara hitap ettiği, sokakların lacivert bir sisle kaplandığı, ışıkların yandığı, sinilerin kurulduğu ve yarasaların mahzenlerden çıkıp uçuştuğu o tesirli ve titrek saat değildir. Akşam bağlarından koparak kâh öğlenin sıcağında ve kâh gece yarılarının karanlığında farz edilmiş bir zamanı bildiren bu saat, şimdi hayatımızda renksiz ve şaşkın bir noktadır. Yeni saat, Müslüman akşamının mahzun ve şaşaalı dakikasını dağıttığı gibi, yirmi dört saatlik yabancı ‘Gün’ün getirdiği geçim şekli de bizi tan vakti âleminden uzak bıraktı."
Doğu ve Batı meselesinin en saf hislerle anlatıldığı bu yazılar, değişen kültüre dair çok yönlü bir bakış sunuyor.
Kuşakları etkilemiş romanlar, ufuk açıcı öyküler, ezberlere kazınmış şiirler… Gazetelerde kalmış söyleşiler, gezi yazıları, denemeler, makaleler… Edebiyatımızın farklı dönemlerinden, iz bırakan metinler Kısa Miras'la bir araya geliyor.
Can, 2021

Kayıp Tanrılar Ülkesi, Ahmet Ümit
“Babasız çocuklar tanrıya sığınırdı ama o tanrı olmayı seçti.”
Ahmet Ümit’ten polisiyeyi arkeoloji ve mitolojiyle harmanlayan usta işi bir roman.
Berlin Emniyet Müdürlüğü’nün cevval baş komiseri Yıldız Karasu ve yardımcısı Tobias Becker, göçmenlerin, işgal evlerinin ve sokak sanatçılarının renklendirdiği Berlin sokaklarından Bergama’ya uzanan bir macerada, hayatı ve insanları yok etmeye muktedir sırların peşinde bir seri cinayetler dizisini çözmeye çalışıyor. Soruşturmanın Türkiye ayağında sürpriz bir ismin olaya dahil olmasıyla heyecanın dozu gitgide artıyor.
Kayıp Tanrılar Ülkesi, Zeus Altarı ve Pergamon Tapınağı’nın gölgesinde mitlere günümüzde yeniden hayat verirken, suçun çağlar ve kültürler boyu değişmeyen doğasını bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
“O yüzden unuttuk dediğiniz yerden başlayacağım. Unutmanın bedelini ödeyecek unutanlar. Cezaların en şiddetlisiyle ödüllendirilecek saygısızlık yapanlar, kalbi yerinden çıkarılacak beni kalbinden çıkaranların, yüzlerinin derisi yüzülecek benden yüz çevirenlerin…”
YKY, Haziran 2021

David Eagleman
Canlı Devre, Durmaksızın Değişen Beynin İçyüzü, David Eagleman
Madde yoksunluğu ile kırık bir kalbin ortak yönü ne? Anıların düşmanı neden zaman değil de başka anılar? Kolsuz bir insan nasıl dünyanın en iyi okçusu olabiliyor? Geceleri neden rüya görürüz ve bunun gezegenimizin dönüşüyle ne ilgisi var? Kör bir insan diliyle görmeyi, sağır bir insan derisiyle işitmeyi nasıl öğrenebilir?
Bu soruların yanıtı gözlerimizin hemen arkasında duruyor. Yaşadığımız gezegende keşfede geldiğimiz en ileri teknoloji, kafatasının karanlık haznesinde taşıyıp durduğumuz şu bir buçuk kiloluk organda saklı. Nasıl ki hayatın heyecanı kim olduğumuzla değil, kime dönüşme sürecinde olduğumuzla ilgili, beynin sihri de onu oluşturan parçalardan çok, parçaların dinamik ve canlı bir doku oluşturmak üzere kendilerini durmaksızın yeniden dokumalarında yatıyor. Beynimiz, tıpkı dünyamız gibi, değişken ve akışkan bir sistem.
Kuşağının en iyi bilim anlatıcılarından David Eagleman Canlı Devre’de, en yeni bilimsel araştırmalar ve ilginç vakalar eşliğinde, şu satırları okumakla bile ebediyen değişecek beynimizin içyüzüyle tanıştırıyor bizleri.
Çeviren: Zeynep Arık Tozar, Domingo Yayınevi, Haziran 2021

Öte Dünyalar, Tatyana Tolstaya
Rus yazar Tatyana Tolstaya’nın öyküleri aşk, çocukluk, kayıp, siyaset, kimlik temalarını işlerken hem Rus insanını anlatıyor hem de insan olmanın ortak özüne dokunuyor; görülenin ardındakine erişme arzusuna. Bu öykülerdeki kahramanlar, gündelik hayatın sıradan gerçekliklerini aşıp öte dünyaların loş güzelliğini, belirsizliğini deneyimlemeye ihtiyaç duyuyor.
Ailesinin üç kuşaktır gittiği yazlık evlerini özlemle hatırlayan bir kadın ebediyen kaybolmuş bir zamanın yasını tutar. Sihirli bir pencereden bedava hediyeler alan bir adam her şeyin bir bedeli olduğunu öğrenir. Amerikalı bir meslektaşına duyduğu saplantılı aşk yüzünden bunalan bir Rus öğretim görevlisi gerçekle hayal arasında salınır. Yaz tatilindeki işinde telgraf dağıtmanın inceliklerini öğrenen genç bir kız tanıdığı hayatın ötesini de sezmeye başladığı o yazı hiç unutmaz. Geçirdiği göz ameliyat yüzünden geçici bir körlük yaşayan bir kadın geçmişini adeta bir film gibi görebilmeye başlar.
Öte dünyalara açılan bir pencere olmadan somut gerçekliğin eksik kalacağını hissettiren Tolstaya, öyküleriyle bize bu pencereyi sunuyor.
Yüz Kitap, 2021
İnsan Türleriyle Yakın Temas, Shin Young Yoon- Sang Hee Lee
Tarihin herhangi bir döneminde "yamyam" insan toplulukları var mıydı? Tekeşlilik ve babalık nasıl doğdu? İnsanın alametifarikası olan büyük beyin ve iki ayak üstünde yürüme bize nelere mal oldu? Ete olan düşkünlüğümüz nasıl ortaya çıktı? Farklı bölgelerdeki insanların ten renkleri neden ve nasıl farklılaştı? Uzun ömürlü büyükanneler insan toplumuna neler kattı? Neandertallerle aramızda nasıl bir ilişki vardı? Medeniyetin gelişmesiyle birlikte tıp ve teknolojideki ilerlemeler evrim sürecimizi nasıl etkiledi?
Koreli paleoantropolog Sang-Hee Lee, okurla sohbet havasında kaleme aldığı yazılardan oluşan bu kitapta insanın evrimiyle ilgili kilit sorulara aydınlatıcı cevaplar sunuyor.
"Bu kitaptaki yirmi iki hikâye sınıfta öğrencilerle girdiğim diyaloglardan ve doğrudan veya dolaylı olarak yaşadığım ânlardan esinlenilerek yazıldı. Hikâyeler eğlenceli ve ilgi çekici olduğunu umduğum bir şekilde, makale formatında kaleme alındı. Bu konuları paleoantropoloji hakkında hiç bilgisi olmayanların da anlayabilecekleri şekilde açıklamaya çalıştım. İnsanlığın kökenlerinin izini süren bu heyecan verici yolculukta bana eşlik etmeye davet ediyorum sizi."
Çeviren: Gürol Koca, Metis, 2021
Hint Mitolojisi, Efsaneler ve İnançlar Diyarı, Arthur Berriadale Keith
Hinduizm, dünyanın en eski inanç sistemidir. Bu dinle bağlantılı olarak ortaya çıkan mitler, inanışlar ve mitolojilerin de en az bu kadar eski olması şaşırtıcı değildir. Bu sistem, çok geniş bir coğrafyaya yayılmış yüzlerce hatta binlerce farklı miti ve mitolojik karakteri barındırmaktadır. Zengin geçmişi, mistik karakterleri, dilden dile dolaşan hikâyeleri ve günümüzle şaşırtıcı derecede ilişkili olması sebebiyle Hint mitolojisi canlılığını asla kaybetmemiştir.
Bu kitap, Hint mitolojisini tüm detaylarıyla öğrenmek isteyenler için eşsiz bir kaynak niteliğinde.
Çeviren: İnönü Korkmaz, Maya Kitap, Mart 2021
Tuhaf Bir Kadın, Leylâ Erbil
Leylâ Erbil’in zihinsel özgürlüğü, en başta, yapıtlarının, alışıldık edebiyat türlerinin sınırlarını zorlama sonucunu doğurmuştur. Genellikle öykücü ve romancı olarak tanınsa da, Erbil’in yaygın kabul gören bu edebi türlerle, onların klasik formlarıyla bir “sorunu” olduğu hemen her yapıtında fark edilir. Kabaca “roman”, “öykü” diyebilsek de türünü, yaslandığı geleneği ilk anda tam belirleyemediğimiz, birbirini yinelemeyen, kendine özgü yapıtlar ortaya çıkarmıştır. Yine de belli bir tanışıklıktan sonra, bilmediğimiz bir metni elimize geçse, onun Erbil’e ait olduğunu rahatlıkla anlarız. Tuhaf Bir Kadın’ın önceleri bir öykü kitabı sanılmış olması bu bağlamda ilginçtir. Yazarın romanını “bitirmemesi” de önemlidir. Bu romanın yeni baskısında yazar, okura, Mustafa Suphi’nin kaderiyle ilgili yeni kaynaklar ulaştırır. Dikkat edilirse, tanımı gereği bitmiş, yazarından kopmuş, okura fırlatılıp orada kalakalmış bir edebi türde, romanda yapılmaktadır bu güncelleme... Süha Oğuzertem
İş Bankası Yayınları, Haziran 2021

Kahve Soğumadan Önce, Toshikazu Kawaguchi
Tokyo’nun ara sokaklarından birinde, ziyaretçilerine özenle demlenen kahvelerini sunan yüz yıllık bir kafe bulunur. Yılın en sıcak gününde bile serin kalmayı başaran, yalnızca dikkatli gözlerin seçebileceği, bodrum katındaki küçük bir kafe... Öyle küçük ki üç masa ve altı sandalye ile mekân baştan başa doluyor. Duvarda ise her biri ayrı bir zamanı gösteren üç saat asılı. Etrafınıza bakındığınızda en hafif tabirle “sıradan” olarak niteleyeceğiniz bu yerin kolaylıkla tahmin edilemeyecek bir hizmeti daha var: Zamanda yolculuk.
Ancak bu, o kadar da kolay değil. Öncelikle belli bir sandalyeye oturmanız gerekiyor ki o, günde sadece bir kez masadan uzaklaşıp kısa süre sonra geri dönen bir hayalete rezerve edilmiş durumda. Eğer oturmayı başarırsanız süreniz dolana kadar sandalyeden kalkamaz, kafeyi terk edemezsiniz. Bir kez daha görmeyi ümit ettiğiniz kişinin daha önce bu kafeyi ziyaret etmiş olması gerekliliği ve geçmiş ya da geleceği asla değiştiremeyeceğiniz gerçeği de cabası... Ama hepsinden önemlisi, kahve soğumadan önce geri dönmek zorunda oluşunuz.
Ne geçmişe ne de bugüne ait olan bir hayalete dönüşmek istemiyorsanız duvardaki antika saatlerin sesine kulak verin: “Tik-tak, tik-tak, kahve birazdan soğuyacak!”
Çeviren: Şebnem Tansu, Epsilon Yayınevi, 2021
Travma Sevgi Korku, Franz Ruppert
Bugün yaşadığımız psikolojik ve hatta fiziksel rahatsızlıkların, ilişki problemlerinin, başarısızlıkların; mutsuzluk, doyumsuzluk ve sevgisizlikle tanımlanan güncel yaşantılarımızın kökeninde, anne karnına düştüğümüz andan itibaren çocukluk çağında kendi yaşadığımız ve aile mirasını taşıdığımız kişilerin yaşadığı travmatik olaylar yatmaktadır.
Travmaların hayatımızdaki etkileri çok güçlü olabilir. Tüm hayatımızı sarabilir, mutluluk hep bir adım önümüzde kalabilir ve biz ona ulaşmaya çalıştıkça daha da içine çekildiğimiz tuzaklar yaratabilir.
Franz Ruppert, kalıtsal aile travmaları konusunda dünyanın en önemli uzmanlarından biridir. Travmaya bağlı etkileri çok daha görünür hâle getiren ve psikolojik açıdan yeniden bütünleşmeyi destekleyen yöntemler geliştirmiştir. Ruppert, Travma Sevgi Korku kitabında yöntemlerini açıklayarak çok sayıda vaka incelemesi ve örnekle çalışmalarını destekliyor.
Çeviren: Nalan Yüce, Sola Unitas, 2021






