Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Kasım 2022

Öykü

Önsöz

Irmak Erkan

Paylaş

0

1


Sevgili Okurum,

Bilmem önsöz okumayı sever misin? Hem okurların hem yazarların arasında önsözleri gereksiz bulanlar vardır. Öyle ya, yazar kendini metinde ifade edebiliyorsa baş yazıya ne gerek var? Yine de önsözler ilgi çekicidirler. Kurmacanın kıyısında yer alırlar. Asıl metne hem dahildirler hem değildirler. Yazarın bu alanda yalan söylemediğini, kendini dosdoğru ifade ettiği varsaymak gerekir. Ne tuhaftır ki yazarın ‘gerçek’lerini pek merak etmeyiz, zira ilginç değillerdir. Hem meşhur bir yazar değilseniz de sizin yaşantınız kimsenin umurunda olmaz. Sözgelimi size illa kendimden bahsedeceksem “barbunya pilakiyi pek sevdiğim halde üç aydır ağzıma koymadığımı” söyleyebilirim. Ama yanılmamışım, yüzünüzü buruşturmaya başladınız işte! Bana ne senin barbunyandan, dediğinizi duyar gibiyim. Oysa öyküme “Hilmi Bey pek sevdiği barbunya pilakiyi aylardır yiyemiyordu”, diye başlarsam iş değişir. Bu kez ardından gelecek ikinci cümleyi merak edersiniz. Toplumumuzda yemek pişirmek daha çok kadın işi sayıldığından hemen aklımıza Hilmi Bey’in karısından bir nedenle ayrılmış olabileceğini getiririz. Karısı ölmüş müdür Hilmi Bey’in, söz gelimi kalp yetmezliğinden yoksa daha fazla birbirlerine tahammül edemeyip boşanmışlar mıdır? Hilmi Bey için artık yaşam şüphesiz çetin geçecektir. Artık Hilmi Bey’in başka nelerden mahrum kaldığını da merak etmeye başlarız. Onu bir elinde temizlik bezi banyonun seramiklerini silerken hayal ederiz… Ya da Sümerbank’tan yıllar önce almış olduğu kumaş pantolonunu ütülemeye çalışırken gözümüzün önüne gelir. Kumaşın üzerinde ikinci, üçüncü ütü izleri oluşmaya başlamıştır… Fakat Hilmi Bey son dönemde daha sık karşılaşmaya başladığımız o becerikli ev erkeklerinden biri ise bambaşka şeyler düşünmemiz icap eder. Madem elinden güzel yemek yapmak geliyordur Hilmi Bey neden barbunya pilaki pişirmez? Dörtlü kavşakta meydana gelen talihsiz bir trafik kazasının ya da ani bir kalp krizinin tetiklediği beyne pıhtı atması sonucu felç geçirmiş, hep kendi elleriyle sebzeleri seçtiği Çarşamba pazarına artık gidemeyecek duruma gelmiş olabilir. Ya da Sakın yalancı şahitlerle desteklenen kirli bir kumpas sonucu hapishaneye düşmüş olmasın? Bu durumda elbette evde yemek pişirmesini bekleyemeyiz. Bu varsayımlarımız doğru değilse o halde Hilmi Bey’in kendini bile bile dünya zevklerinden mahrum ettiğini düşünürüm. Hilmi Bey pekâlâ keşiş hayatına özenmiş olabilir. Bu durumda metnin devamında Hilmi Bey’in artık giyim kuşamına da eskisi gibi dikkat etmediğini, emekli maaşının yarısını alt katta oturan iki çocuklu dul Hatice Hanım’a yolladığını söylerim size. Ancak Hilmi Bey kendini cezalandırmıyor ise ona ceza veren mutlaka karısıdır. Semra Hanım Hilmi Bey’e dargındır; artık birlikte aynı yatağı paylaşmadıkları gibi mecbur kalmadıkça  birbirleriyle konuşmamaktadırlar. Semra Hanım geçen Pazar altın gününde Ayla Hanım’a kırk yılı aşan evliliklerinden sonra bugün ciddi ciddi boşanmayı düşündüğü söylemiştir bile. Haliyle Semra Hanım’dan da artık pilaki pişirmesini bekleyemeyiz öyle değil mi? Ama adil bir okur Semra Hanım’ın da tanımak, davranışlarını tartmak ister. Acaba kimin yanında yer almalı, Hilmi Bey’in mi Semra Hanım’ın mı?  Zavallı Semra Hanım bitmiş bir evliliği her şeye rağmen ayakta tutmaya çabalamaktadır. Meğer, Hilmi Bey’i hep yanlış tanımışızdır. Bütün gün evde pinekliyor, ayda yılda bir banyo yapıyor ve kötü kokuyordur Hilmi Bey. Yağlanan kafa derisini tırnakları ile kaşıyor, sağ elinin serçe parmağı ile kulağını, işaret parmağı ile de burnunu karıştırıyor, kirli ellerini baba yadigarı ceviz koltuğun döşemesinin altına siliyordur. Hilmi Bey’e hem pis biri olduğu için hem de suçunu gizleyecek kadar korkak olduğu için ben de sizin gibi kızarım.

Nasıl beyefendi? Duyamadım?.. Bütün bunları canım barbunya pilaki çektiği için uydurduğumu söylüyorsunuz, öyle mi? Hayır efendim. Karnım tok, aç karnına masa başına oturmam, âdetim değildir. Hem çok şükür günde üç öğün yetecek kadar param var ki fazlasında gözüm yoktur. Doğru değil efendim, sandığınız gibi bu işten para falan kazandığım da yok; şu yazıdan üç kuruş gelirim varsa iki gözüm önüme aksın. Dergiye sözüm olmasa gecenin bu saati kimsenin kara gözü kara kaşı için… Nasıl? Neyi yanlış anlamışım? Yok efendim istemez. Anladım, yok kırılmadım… Ben teşekkür ederim. Davetiniz çok kibar olmakla birlikte kimseyi rahatsız etmek istemem. Evet, açıkçası severim pilakiyi. Ama sizin yemeğiniz size kadardır… Öyle mi gerçekten? Cumartesi akşamı için mi? Kimseye sözüm yok. O halde sizi daha fazla geri çevirip kabalık etmek istemem. Hay hay efendim. Doğrusu uzun zamandır pilaki yemişliğim yoktu. Şimdiden teşekkürler. Hiç gürültü etmem. Kaba davranmam, az önceki üslubum için de kusuruma bakmayın. Artık bırakalım bunları. Belki de en doğrusu hiç konuşmamak. Siz de okumaya son verin. Kapatın önünüzdekini. Bakın ben de susuyorum. SUS-TUM.

………….

Sahi, akşam yemeğini konuşuyorduk, değil mi? Bakın ben masanın bir köşesine ilişir, usul usul yemeğimi yer, fazla konuşmadan kalkar giderim. Nasıl? Anlamadım hanımefendi? Karım beni neden mi aç bırakıyormuş? Bana bakın, kendimden bahsedeceğim demem size özel hayatımı kurcalama hakkını vermez. Hem Allah aşkına nereden çıktı bu muhabbet? Kim bu Hilmi Bey? Birinizin eniştesi falan mı? Tanımıyor musunuz? O halde bu yazıda ne işi var elin adamının? Sadece size kendimden bahsedeceğim demiştim Evet, kendim. Yani ben… Başka kimse değil. Kimse yok... Peki Allah aşkına ben kiminle konuşuyorum o zaman?

 Şimdiye kadar söylediklerimin hepsini unutun. Edebiyat ciddi uğraştır, hele önsöz laubaliliği hiç kaldırmaz. Sizinle daha resmi şeylerden, sözgelimi tarihten, Orta Çağ İngilteresi’nden bahsedelim.  Yıl 1359. Yüzyıl savaşları. Tahttaki Kral 3. Edward...  Canterbury Hikayeleri’ni beğenmiştim. Ya siz? Yahni sever misiniz?  31/10/2022

YORUMLAR

Efe Önal

Hah çok hoş

17 Kasım 2022

Öne Çıkanlar

James Bond'un yeni kitabı yoldaOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

25 Mart 2025

Seyfettin Araç: "Cevabını bilmediğim ş..

Öyle bir noktaya geldik ki yazar ve edebiyatçı arasında bile bir fark olduğunu anlatmak zorunda kalıyoruz.Yazma yolculuğunuz nasıl başladı? Şiir de yazmış bir yazar olarak, neden roman türünde karar kıldınız? Roman, sizin için ne if..

Devamı..

Shakespeare: Hamlet – Yozlaşma, tedavi..

Rob Moriarity

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024