“Kadın olur ki yalnızlıkta sevilir. Burnuma kırların kokusu geldi. Güzün ovalarda esen rüzgârlar kuru ot kokuları getirir. Bir kadın kırların o esmer renkleri üstünde ne canlı durur.”
Ayaşlı Ve Kiracıları, Memduh Şevket Esendal’ın 1934 yılında basılan ilk romanı. İncelediğim basım, İthaki Yayınevi’nin 2023’de Alican Saygı Ortanca’nın yayıma hazırladığı baskısı.
Romanın konusundan bahsedersek, “Ayaşlı” lakabıyla tanınan memleketinde eski bir köy beyinin oğlu olan Ayaşlı İbrahim (romanda, Cumhuriyet ilan edilmeseydi derebeyinin oğlu olacağı belirtilen), Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara’da bir apartmanın dokuz odalık kısmını devletten kiralar ve para kazanmak için daireleri başkalarına kiraya verir. Kitap, apartmanın Ayaşlı’ya ait dokuz ayrı dairesinde yaşayan insanların geniş bir zaman dilimine yayılan gündelik yaşamlarından iz bırakan ya da anlatıcının anmak istediği küçük hikâyelerinin bir araya gelmesinden ve anı şeklinde anlatılmasından oluşuyor.
Yazar, kitabın kurgusunda Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren ülkede yaşanan değişim, eğitim ve ilerlemenin beraberindeki kültürel yozlaşmayı, Doğu ve Batı arasında kalan karakterlerin durumunu, Halide, Raife, Ziynet gibi ortada kalıp oradan oraya savrulan kadınların dramını, Turan ve İffet gibi, cinsellik, kumar, içki arasında yaşayışına devam eden Batılılaşma özentisi karakterleri, kentlileşemeyen Ayaşlı, Hasan Bey gibilerini, esrar kaçakçısı İskender Bey’i, Doktor Fahri Bey’i aynı mekanda bir araya getirerek Doğu Batı çatışmasını, Cumhuriyet öncesi ve sonrasına dair çatışmayı ve dönem Ankara’sındaki farklı karakterler arasındaki sosyolojik çatışmayı ortaya koyar.
Ana izlek, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki ilerlemeyle birlikte ortaya çıkan ahlaki çöküntü ve dönem insanları arasındaki değer çatışmasıdır.
Anlatıcı ve aynı zamanda banka kâtibi olan kahramanımız (roman boyunca ona bir isim verilmez ve adıyla çağrılmaz) apartmanda yaşayanlarla samimiyet kurdukça bu insanların, tutarsız, çıkarcı, dedikoducu, fırsatçı ve sorumsuz olduklarını gözlemler. Alkol, para, kumar ve daha lüks bir yaşam için yapabileceklerine tanık oldukça hepsinden uzaklaşmak ister ama bunun için yeterli istenç ve enerjiyi kendinde bulamaz. Onlarla birlikte kısmen savrulur, kısmen kendisini geride tutmayı başarır. Kiracılar kumarı önce Ayaşlı’nın odasında eğlencesine ve küçük rakamlarla oynarken zamanla çok genç, gösterişli ve çekici bir kadın olan Turan Hanım’ın talebiyle onun odasında para kazanmak için oynamaya başlarlar. Turan hepsinin ilgi odağı ve onun dairesi de apartmanın yasa dışı kumar merkezi haline gelir. Turan daha fazla para kazanabilmek için başka bir daire kiralayıp taşınınca Ayaşlı, Abdülkerim’in sağlığı zayıf karısı İffet’i kumar oynama ve oynatma işinde öne çıkarır. İffet bu işleri devralır ama nasıl yakalandığı belli olmamasına rağmen imalarla iddia edilen gayrimeşru beraberliklerinden birinde cinsel hastalık kapması sonucu bu işi layığıyla yapamaz. Hizmetçi Halide gayrimeşru çocuğunu doğurmak için pansiyondan ayrılır. Apartmanda yaşayanlar zamanla ölüm, hastalık, cinayet, hapis gibi nedenlerle dağılınca Ayaşlı İbrahim binanın kontratını yenilemez. Ayaşlı, kocası tarafından terk edilen, aynı zamanda hem evlatlığı hem kiracısı olan Faika’yla başka bir eve taşınır. Ana karakter banka kâtibi ise kiracılardan muhacir Hasan Bey’in ölümünden sonra tanıştığı iyi eğitimli, aklı başında ehli namus kızı ile evlenir. Ayaşlı da kısa bir süre sonra vefat eder ve kâtibin de yardımıyla yakın dostu Hasan Bey’in yanına gömülür.
Dil ve anlatım açısından eseri incelediğimizde ilk fark edilen dildeki yetkinlik oluyor. Yazar, çok sade ve düz bir anlatımla, devrik cümleler kullanmadan, düzgün cümleler kurarak, hatta bir takım yeni sözcükleri anlatımına ekleyerek (küçürek, alçarak, incerek, vb. gibi) ustalıkla kullanıyor. Tabii metnin anlaşılabilmesi için dönem Türkçe’sine ait sözcükler bugün kullanılanlarıyla değiştirilmiş durumda. Ancak bazı sözcükler anlamı daha iyi karşıladıkları düşünüldüğünden olsa gerek dipnot vererek orijinaliyle bırakılmış. Yazar, kitap boyunca ana karakteri banka kâtibinin aracılığıyla hikayesini anlatırken anıya dönüşen olayları şimdiki zaman ile geçmiş zaman arasında salınan zaman eklerini tercih ederek aktarıyor. Bu haliyle de romandan çok anlatıya yakın duruyor kanımca. Okurken zaman zaman hikâyenin ‘kime anlatıldığı’ ile ilgili çelişkiler yaşadığım kısımlar olsa da ilgili bölümü bitirdiğimde sorularımı cevaplayabildim. Yazar, özellikle anlatıcının olumlu veya olumsuz sürüklendiği ruh hâllerinin neden olduğu duyguları, ilgili sözcüklere yaslanarak aktarma kolaycılığı yerine benzetmeler ve tariflerle okura yansıtmayı başarıyor. Genel üslubuysa toplumsal gerçeklik akımına yakın duruyor.
Romanda yer alan tipik karakterlere baktığımızda, yazarın, kişi tasvirlerini fiziksel özelliklerini de detaylı betimleyerek benzetmelerle vermesi ve neredeyse karikatürize edecek şekilde tipleri yarattığını görüyoruz. Tipler, Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan değişim ile birlikte toplumda ortaya çıkan yeni yaşayış şekillerine ve değerlere sahip yeni birey modelleridir. Kısaca tiplere de değinirsek:
Anlatıcı, genç, bankada kâtip; yoksul bir çiftçi ailesinden gelme, eğitimli ama mazbut hatta biraz tutucu tip. Ayaşlı İbrahim; para düşkünü, kimilerine aşırı merhametli, kimilerine merhametsiz olabilen, iş bilir bir tüccar tip. Faika, Fuat’ın karısı, Ayaşlı’nın üvey kızı; kendi halinde, ev hanımı, kocasından dayak yiyen, ezilen bir tip. Fuat, Faika’nın kocası, şoför; çıkarcı, serseri, vefasız tip. Halide; pansiyonun hizmetçisi. Kaba saba, eğitimsiz ama dürüst tip. Fuat’ın annesi, Faika’nın kayınvalidesi: İstanbullu, yaşlı ev kadını; dedikoducu, kötü niyetli tip. Şefik Bey, eski bir tercüman; yalancı, tembel, çıkarcı tip. Hasan Bey, Selime’nin babası; muhacir, alkolik, duygusal, dürüst, yardımsever tip. Abdülkerim, İffet’in kocası; tüccar. İş bitirici, sorumsuz, duygusuz, karısına bağlı olmayan tip. İffet, Abdülkerim’in karısı, İstanbullu, genç, sağlığı kötü; sevgisiz, oğlunu bile sevmeyen, rahatına düşkün. Hüseyin Bey, çiftçi; aklı başında, bilgili, çalışkan tip. Doktor Fahri, Banka katibinin, anlatıcının en yakın dostu; güvenilir, eğitimli, mazbut, yalnız, utangaç, iyi aile babası olacak tip. Hâki, devlet dairesinde memur; ahlâki değerleri düşük tip. Turan, Hâki'nin kumarbaz karısı; anlatıcı karakter ile cinsel ilişkisi var; çıkarcı, uyanık, gözü yüksekte tip. İskender, Hemşinli, sözde fabrika sahibi, Rusya’da okumuş; kumarbaz, esrar satıcısı, eğlenceye ve içkiye düşkün tip. Makbule Hanım, Ayaşlı İbrahim’in genelev işleten karısı; ahlâki değerleri düşük tip. Rasim, maliyede çalışıyor. Eğitimli; çocuksu, sorumluluk almayan, sevgilisini (Halide) hamile bırakıp kaybolan tip. Raife, Halide’den sonra pansiyonda hizmetçilik yapan yaşlı kadın; kötü niyetli, dedikoducu, ortalık karıştıran tip. Ziynet, İzmirli, genç, Raife’den sonra hizmetçilik yapan kadın; gözü açık, akıllı, nabza göre şerbet vermeyi bilen tip. Selime, ölen Hasan Bey’in iyi eğitimli, dul kızı; namuslu, terbiyeli, gururlu, aile kızı tip.
Kitabın ana itkisi, insan ilişkileri, yakınlaşma, dostluk, ilişkilerin nasıl kurulup nasıl bozulduğuna dair küçük şifrelerden oluşuyor. Anlatıcı kendi öznel zamanıyla kitabın nesnel zamanı arasında başarılı geçişler yapıyor ama bazı bölümlerde karıştırma hissine kapılıp dönüp tekrar bakma ihtiyacı duymak mümkün. Bunun, anlatım dilinden kaynaklandığını düşünmekle beraber özel olarak tercih edilebildiği seçeneğini de göz önünde bulundurmak gerekli kanımca. Öznel mekân ve nesnel mekanların geçişleri ve canlandırılması gerçekçi ve estetik. Bunu örneklemek gerekirse, apartmanın eski günlerindeki mekân ile anlatıcı kâtibimiz taşındıktan sonraki mekân aynıdır. Yalnızca ilkinde eşyalar ve düzen yerli yerindeyken ikincisinde boştur. Nesnel olarak aynı mekân olmasına rağmen, burası artık yazara, ölümü, bir devrin hem gittikçe kötüye giden bir devrin ölümünü, bitimini simgeleyen öznel bir mekâna dönmüştür.
Eserin ana çatışması, ahlaki değerlerin güçlülüğü ve zayıflığı, ekonomik ve siyasi ilerlemenin karşılığında toplumun daha iyiye daha ahlâklıya daha yüksek değerlere ulaşması gerekirken gerilemesi.
Toplumsal çözümleme açısından baktığımızdaysa yukarıdakilere paralel ve benzer olarak cumhuriyetin ilk yıllarının bir panoramasını görüyoruz. Köylerden büyük şehirlere göç, göçen saf Anadolu insanının kurnazlığa meyletmesi, şehirleşme. Ahlaki çöküntü ve hızlı değişim nedeniyle bireylerin marjinale kayması. Kitabın sonu itibariyle de sade, dürüst, ahlaklı insanların ne kadar zor dönemler geçirirlerse geçirsinler, değerlerine sahip çıkarlarsa iyi hayatlar yaşayabileceklerine dair tazelenen umut.






