Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Haziran 2022

Öykü

Onu Nasıl Görürsek

Ekin Deniz Kuzu

Paylaş

1

0


Her şey evimdeki tuvaletle başladı, ondan nefret ediyordum. Önce sifonun tazyik şiddetinin yetersizliği sandım. Çünkü tuvaletimi yaptıktan sonra ne çişim ne kakam olması gerektiği gibi temizleniyordu. Ben de, özellikle misafirlerim varken rezil olmamak için, her seferinde vileda kovasına su doldurup onu klozete döküyordum. Bundan da oldukça sıkılmıştım, ta ki, uzun zaman sonra bir kadının benimle ilgilendiğini fark edip de onu eve davet etme cesareti gösterene kadar. O günden sonra bu tuvalet benim en yakın arkadaşım olup çıktı.

Şimdi, anlatacağım hikâyenin aklınızda daha iyi yer etmesi için bazı şeyleri geri saralım. Önce biraz kendimden ve bu saçma sapan eve nasıl taşındığımdan bahsedeyim. Sonra şu kızı anlatayım. Anlatacaklarımın illaki yanlış olmayan tarafları vardır yine de bunların tamamen doğru olduğunu asla savunamam. Şöyle konuşalım:

Adım Cemil. Bir ajansta metin yazarıyım. Beyaz yakalıların daha iyi ve verimli çalışmaları adına markanın isteklerine göre fikirler üretip bunları hayata geçirmelerine olanak sağlıyorum. Geçen gün mesela, adını burada geçirmenin makbul olmayacağı bir marka, çalışanları için ‘‘dondurma günü’’ diye bir şey kutlamak istediklerini söylemiş. İş de bana geldi. Kendimi hiç tanımadığım insanlara, bir dondurma gününe katılmaları için çağrı metni yazarken buldum. ‘‘Beraber,’’ dedim yazarken, ‘‘yazın keyfini lezzetli dondurmalar yerken beraber kutlayacağız.’’ Yalan söyledim. Beraber falan kutlamayacağız. Ben zaten başka bir şehirdeyim, sırf dondurma yemek için seyahat edemem. Üstelik davet almadım, davet edilmediğim yere de yüzsüz yüzsüz gitmem. Klasik bir samimiyet ibaresi olarak ‘‘birlik beraberlik’’ kelimelerini kullandım fakat şimdi düşünüyorum da keşke böyle yazmasaydım. ‘‘Siz,’’ deseydim mesela. ‘‘Sizin için dondurma günü yapılacak, şirket bahçesine dondurma stantları getirilecek, pek bir bilgim yok ama en az beş-altı çeşit dondurma vardır her stantta, güzel güzel yersiniz, artık hayattan da daha fazla bir şey beklemeyin bence, benden söylemesi.’’

Bu eve aslında yeni taşınmış sayılırım. Çünkü daha önce bir sevgilim vardı, Meltem. Uzun süreli bir birliktelikti, neredeyse evlenecektik. Sonra beni aldattığını öğrendim. Doktora programından Serhat’la. Bir gün Meltem duştayken telefonu üst üste üç kez çalınca kayıtsız kalamadım. Serhat, cevapsız arama. Serhat, cevapsız arama. Serhat, cevapsız arama. Şeytan dürttü. Meltem’in şifresini biliyordum, belli ki o bilmediğimi sanıyordu, mesajlarını karıştırdım. Kötüydü, epey kötü. Birincisi, sevgilimin bu kadar seksi bir kadın olduğuna hiç tanık olmamıştım. İkincisi, Meltem’in dört yıl boyunca vücudunda görmediğim bir yerinin kalmadığına inanıyordum. Kalmış. Serhat’a attığı fotoğraflarda gördüm.

Sonrası klasik. Size şu kadarını söylemek istiyorum. Sevdiğiniz biri tarafından boynuzlanırsanız, boynuzlanmadan önce kafanızda hesapladığınız gibi tepkiler veremezsiniz. Mutlaka düşünmüş olursunuz çünkü. Mantıklı bir insan olarak böyle bir şey yaşarsanız diye potansiyel intikam planları bile yapmışsınızdır. Fakat iş gerçeğe binince, her şey değişiyor. Yalnızca bağıra çağıra kavga ediyorsunuz. O ağlıyor, siz kavga ediyorsunuz. O özür diliyor, siz kavga ediyorsunuz. O af diliyor, siz kavga ediyorsunuz. Fakat onun için kavga etmiyorsunuz aslında, çok acayip, kavga ediyorsunuz çünkü onu hâlâ sevdiğinizi düşündüğünüz için kendinizden tiksiniyorsunuz. Söyleyecek bir sözünüz kalmadığında da çıkıp gidiyorsunuz. Çünkü biri sizi aldattığında, onun hayatından çıkmaktan başka pek de çareniz kalmıyor. Çare diyorum, çünkü ihanetin bir ilacı falan yok, çaresi var. O da gitmek.

İşte, boynuzlandıktan sonra bir süre işten izin alıp ufak bir tatile çıktım. Kafayı düzelttim, anlarsınız ya. Hayatı yeniden keşfetmek, falan. Sonra anladım ki keşfetmek sadece otel kiralama sitelerinin hazırladığı bloglara dönmüş, beş dakikada istediğin yeri keşfediyorsun. Yersen.

Neyse. Beni dinleyin. Dört yıl, diyorum. Evliliğe hazır bir Cemil. Sevgilisinden ayrılıyor ve kurtlar sofrasına tekrar giriyor. Büyük fiyaskolarla sonuçlanan bir süreç tabii. Çevremde yalnız hiçbir kadın kalmamıştı neredeyse. Yeni kadınlarla tanışmak konusunda iyice paslanmıştım, zaten oldum olası bunu pek de beceremezdim. Sonuçta hesabımı şöyle kapattım: Bir kadından tokat yedim, diğerinin üstüne kustum, bir diğerinin omzunda ağladım, bir diğeriyle sevişecekken kuşumu kaldıramadım. Sonra hayatıma geri döndüm.

İlk iş, yeni bir ev buldum, o da bu ev. Kiralık evler ancak Arap şeyhlerinin falan kolayca karşılayabileceği rakamlara fırladığı için önüme çıkan ilk uygun fiyatlı daireyi tuttum. Dört yılda sadece kendime ait pek fazla eşyam kalmadığı için taşınmak büyük problem olmadı ama evi yerleştirmek problemdi. Gidip buzdolabı, çamaşır makinesi, tabak çanak, yatak, dolap ve bir kanepeyle bir orta sehpa almak zorunda kaldım. En uygun yer Vivense dediler, hiç de uygun değildi. Hayvan gibi kredi kartı borcum var, hâlâ ödüyorum. Yine de kendime ait bir evim olduğu için mutluyum, sifon dışında.

Meltem’le ayrılığımızın üstünden geçen yalnızlık dolu aylardan sonra, kendime güvenimi artık geri kazandığımda, uzun zamandır Instagram’dan takipleştiğim ve her zaman ilgi çekici olduğunu düşündüğüm bir kadınla konuşmaya karar verdim. Bu benim magnum opusum olacaktı. Bu işi çözersem, işte var ya, bir çözersem, sol taşağıma yüz seksen sayfa roman yazardınız, son sayfada derdiniz ki: Sağ taşağı daha büyüktü. Öyle bir kadından bahsediyorum. Benim için oldukça güzel bir yüz. Çıkık elmacık kemikleri, ama yuvarlak, insanda sürekli ‘‘gelsene bir öpeyim seni’’ hissi uyandıran elmacık kemiklerinden. Kumral, hafif dalgalı saçlar, omza kadar. İnce bir vücut. Ortalama memeler, gayet güzel bir kalça ve bacaklar. Belli ki ressam. Yani, üniversitede resim okumuş ve Instagram’da sürekli yaptığı resimleri paylaşıyor. Komik de bir kadın, Twitter’da yazdıklarına hep gülümsüyorum. Ya da sadece onu beğendiğim için bana bu kadar komik geliyor, bunun bir önemi de yok.

Sonuçta, onu tanımam lâzımdı. Hakkında pek bir şey bilmiyordum ve ben bilmediğim için sanki bütün dünya da bir şey bilmiyordu. Bildiklerimdense ne ben ne de başkaları emin. Yine de… Bilirsiniz, bir yerden başlamak lâzım. Bu kadının adı, Burcu.

Burcu, büyük ihtimalle İstanbul’da doğup büyümüş. Annesi avukat, babası bir şirkette pazarlama müdürü. Orta sınıf bir ailede yetiştiği için oturmuş bir hayat tarzı da var, ayıp ediyorsunuz. İyi şarap içmeyi seviyor mesela. Aslında iyi içki içmeyi seviyor. Ah gariban ben. Para varsa Tuborg, yoksa tekel hazinesi Marmara Gold. Resim yeteneği kuvvetli, iyi resimler yapıyor. Fakat bir sanatçı adayında para varsa, kendini bulmakta zorlanır. Paranın olmayışı üretim tutkusunu kamçılar, siz de biliyorsunuz, boş konuşmuyorum yani. Burcu’nun parası olduğu için resim yapmayı hayatının merkezine koyup koymadığından şüpheliyim. O, bunu sanki hayatına bir virgül koyabilmek için kullanıyor. Yer yer yapmacık sayılabilecek arkadaşlıklarına ve hayat düzenine ait olmadığını hissettiğinde renklere bırakıyor kendini. Ortaya çıkardığı şeyler, Instagram’da gördüğümüz canlı hayatına hiç benzemiyor çünkü. Karanlık, can sıkan, insanın estetik algısını zorlayan desenler yaratıyor.

En iyi arkadaşlıkları üniversiteden kalma. Selin, Yasemin ve Yeşim. Üçüyle çok sık görüşüyor. Hepsi aynı hayat tarzının farklı tonlardaki lacivertleri. Aralarında, şaka yok, en güzel kadın Yeşim. Güzelliği gerçekten top model seviyesinde. Ne diyeyim, Allah âşığına bağışlasın. Benim ligimi aşar. Zaten ben estetikten de pek hoşlanmam. Yasemin, anlaşılan, grubun en dışa dönük kadını. Ne zaman onu görsem ya bir içmecedeler ya yemecede. Gecenin sonunu mutlaka bir kulüpte bitiriyorlar.

Karaköy’deki bir pizzacıya gitmeyi çok seviyor Burcu. Muhtelemen basit bir hesaba iki yüz lira bırakılan pizzacılardan. Ama o seviyor, o sevdiği için ben de merak ediyorum. Ara sıra sergilere gidiyor. Acaba içinden içinden haset ediyor mudur, düşünmeden edemiyorum. Dışarıdan görseniz çok memnun, ama bence ben onu biliyorum.

Evlenen arkadaşları da var. Bazen düğünlere veya nikâhlara katılıyor, after partilerde dans ederken görüyorum onu. Çoğuna kız arkadaşlarıyla ya da yalnız katılıyor, yine de bazen yanında birileri oluyor. Bu da dikkatimi çekiyor benim, böyle güzel bir kadının bir sevgilisi olması gerektiğine inanıyorum. Karşısına biri hiç mi çıkmadı, hiç mi âşık olmadı, birine hiç mi kapılmadı? Dinlemek istiyorum.

Olaylar şöyle gelişti: Bir akşam apartmanın bahçesinde içiyordum. Buranın zaten tek güzel tarafı da buydu. Kimse kullanmıyordu, ben de bir masa ve dört sandalye atmıştım kenara. Canım sıkıldıkça çıkıp burada hava alıyordum. Sarhoşluğuma ve boy veren yalnızlığa yenik düşüp Burcu’ya Instagram’dan mesaj attım. Bekle, bekle, bekle. Umudu kesince iyilikler insanı bulur. Beni de buldu. Burcu’yla laflamaya başladık. Talih bu ya, inanmazsınız, evlerimiz birbirine çok yakın çıktı ve ben bunu nasıl kaçırdığıma inanamadım. Ne olacaksa olacaktı artık, onu bahçeye davet ettim. Hem neden kötüydü ki, hazırlanıp gelinecek bir buluşma yerine daha doğal ve daha sade bir teklifti. ‘‘Bu saatte mi?’’ diye yanıt verdi. Bozuntuya vermedim. ‘‘Evet,’’ dedim. ‘‘Şimdi, birkaç kadeh içki içmek istersen…’’ Size bir şey diyeyim mi, şu kardeşiniz tongayı gözünden vurdu! Burcu, arkadaşlarının yanından ayrılmıştı ve eve geçmeden uğrayabileceğini söyledi.

Burcu gelene kadar gidip üstümü değiştirdim tabii, daha güzel bir tişört giydim. Saçlarım fena durumdaydı, yıkayıp kuruladım. Bahçedeki masayı ve sandalyeleri ıslak mendille temizledim. Ayrıca belki içeride oturmak ister diye ortalığa da hızlıca çekidüzen verdim. Artık hazırdım. En azından benim elim kulağıma gitmişken, geldi.

Karşımdaki kadın, tam da aklımdaki gibiydi. Elmacık kemikleri, öpülesi. Güzel saçları, koklanası. İnce beli, sarıp sarmalamak isterdiniz. Onu bahçeye davet ettim. Ama o, oturmadan önce belki de akan hayat için çok küçük, minnacık bir istekte bulundu: Tuvaleti kullanabilir miyim?

Ona tuvaleti gösterdikten sonra bahçede beklemeye başladım. Beş dakika sonra Burcu’nun da her insan gibi kakasının geldiğini düşünüp biramı açmaya karar verdim, onuncu dakikadaysa artık gidip herhangi bir problem olup olmadığına bakmam gerekiyordu. Ben de içeri girdim.

Tuvaletin ışığı yanıyordu, Burcu içerideydi. Hemen sonra çok iyi tanıdığım o sesi, vileda kovasına dolan suyun sesini işittim. Başımdan aşağı kaynar sular aktı, yerimde duramayıp kapıyı tıklattım.
‘‘Burcu, iyi misin, her şey yolunda mı?’’
‘‘İyiyim iyiyim, şey, beni bekler misin?’’
‘‘Tabii… Ya Burcu, benim sifon biraz arızalı… Kusura bakma, hiç önemli değil, sonra hallederiz, hadi gel sen,’’ dedim, en iyisini umarak ama bir şey demedi. Hemen sonra, tuvalete boca edilen bir kova dolusu suyun sesini duydum. Ardından büyük bir çığlık patladı. Endişeyle karışık bir şaşkınlıkla tuvalet kapısını açtım. Klozet ağzına kadar su doluydu ve iki parça kaka (benim imzam değildi bu kakalar, emindim) suyun üstünde yüzüyordu. Burcu’yla göz göze geldik.
‘‘Allah belanı versin,’’ dedi üstü başı ıslak ıslak.
‘‘Burcu kakanı yapmışsın, ne var bunda?’’ dedim, bozuntuya vermek istemiyordum ama gördüklerim karşısında oldukça şaşkındım.

Yapmam gereken tek bir şey vardı, eğer bu kadınla sevişmek istiyorsam ve belki de birbirimize âşık olacaksak, tuvaleti eski haline getirmeliydim. Hızla mutfaktan dört-beş el poşet geçirdim elime. Burcu’ya gidip birkaç yudum bira içmesini buyurdum. Ağlamaklıydı ama karşılaştığı olay ona o kadar yabancıydı ki, öneri almadan bir şey yapabilecek durumda değildi. Bahçeye, bira içmeye gitti.

Ben de iyi bir potansiyel erkek arkadaş olarak, Burcu’nun kakalarını ve gereğinden fazla kullandığı tuvalet kâğıtlarını, gider deliğinden çıkarıp her şeyi güç bela hallettim. Tuvaleti Domestos’la geçtim, yerleri sildim, ne gerek varsa el havlusunu değiştirdim ve bahçeye, Burcu’nun yanına oturdum. Bir süre sessiz kaldık. Sonra birbirimize baktık. Gülmeye başladık. Kahkahalarla güldükten sonra bana elini uzatıp şöyle dedi:
‘‘Selam, ben Burcu. Biraz önce benim kakalarımı gördün, muhtemelen en son annemle babam görmüştü.’’

Aklıma Meltem’le Serhat geldi. Merak ettim:
Ne dersin Serhat, sen Meltem’in kakasını görmüş müydün daha önce?

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yüz Yıllık YolculukFaruk Ulay
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

27 Ocak 2026

Natalie Haynes ile Hayatındaki Kitapla..

Okumaya dair en erken anım Russell Hoban’ın yazıp Lillian Hoban’ın resimlediği Harvey’s Hideout. Harvey, kız kardeşinin korkunçluğundan şikayetçi olan bir misk sıçanı. Ama kız kardeşi Mildred da ona karşı aynı şeyleri hissediyor. Bu kitabı okuduğumda san..

Devamı..

Uyanmanın Yanıcığı

Tuğçe Vural

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024