Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Ocak 2024

Söyleşi

Onur Çalı: "Dünyada nefes alışımızı bile üslup belirler."

Hatice Günday Şahman

Paylaş

1

0


Sözlüğe çok bakarım, baktıkça da mutlu olurum. Anlamını bildiğim sözcükler için bile sözlüğe el attım olur.

Hatice Günday Şahman: Sevgili Onur Çalı, edebiyat dünyasına sizin deyimizle antre yapmanız öyküyle oldu; Eksik Yıl (2012), Geçen Sene Doğanlar (2014), Huma Kuşları (2015), Kaplumbağa Makamı (2019) öykü kitaplarınızdan sonra dümeni denemeye ve günlüklere kırdınız. Sonra Hayat adlı dosyanız 2020 Vedat Günyol Genç Deneme Yazarı Ödülü’ne değer görüldü ve 2021’de okurla buluştu. Sonrasında Dünlükler (2023) ve Gemilerle Seyahat Eden Sözcükler (2023) yayımlandı. Nasıl başladı bu süreç? Deneme ve dünlükleri yazın yaşamınızda nerede konumlandırıyorsunuz? Kurgu ve kurgu dışı üretimleriniz arasında –ki buna çevirmenliğinizi de ekleyebiliriz– nasıl bir etkileşim var?

onur çalı gemilerle seyahat eden sözcüklerOnur Çalı: İlk şiirimi yazdığımda dokuz yaşımdaydım. Klasik hikâye işte: Her zaman çok okuyan biri oldum. 2008 yılından beri edebiyat dergilerinde metinlerim yayımlanmaya başladı. Sonrasında, sizin söylediğiniz gibi kitaplar geldi. İnsanlığın o büyük kütüphanesinin raflarında kendi kitaplarımızı da görmek istiyoruz. Belki de bu yüzden yazıyoruzdur.

Deneme ve dünlük yazmak şu an birinci işim. Öykü düşündüğüm de oluyor ama eskisi kadar yoğun değil.

“Kurgu ve kurgu dışı üretim” demişsiniz, benim için bu öykü ve deneme yazmak oluyor. İkisinin birbiriyle pek alakası yok gibi geliyor bana. Bambaşka bir yaratım süreci işliyor ikisinde. Keyif aldığım neyse onu yazıyorum.

HGŞ: Zülfü Livaneli Edebiyat Mutluluktur (Doğan Kitap, 2012) kitabında denemenin “Dünyadaki ünlü örnekleri kadar başarılı olamadığını,” belirtiyor. Ve bunun nedenlerinden biri olarak da Türk-İslam geleneğinin düşünceye, dolayısıyla da denemeye önem vermediğini hatta halk kültürümüzde de düşünme eyleminin yararsızlığını ifade eden atasözleri, deyimlerden örnekler vererek “İnsanoğlunun en soylu eylemlerinden biri olan düşünmek bu toprakların geleneğinde, yararsız, gereksiz hatta tehlikeli ilan edilmiş. Böyle bir çorak toprakta deneme türünün gelişmesine olanak yoktu ve olamadı,” diyor. Ama diğer yandan Salâh Birsel, Nurullah Ataç gibi yazarların deneme kitaplarının zamanında defalarca baskı yaptığını da biliyoruz. Sizin bakışınız nedir? Livaneli’nin tespitlerine katılıyor musunuz? Günümüzde okurun deneme türüne ilgisi hangi düzeyde ve bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

onur çalı

OÇ: Dünyadaki güncel durumdan haberim yok. Elimde veri yok, sadece gözlem: Türkiye’de edebiyat okurluğu çok dar bir çevrede cereyan ediyor. Deneme diğer türlerden daha mı az okunuyor peki? Bilmiyorum. Bana kalırsa genel olarak her tür az okunuyor.

Biz bugün anladığımız anlamda denemeyi Montaigne’le başlatıyoruz. Pirimiz o. Fakat deneme, yapısı gereği çok geçişken sınırları olan bir tür. Demem o ki, denemenin tarihsel seyri anlamında kesin konuşmaya yetkin görmüyorum kendimi. O nedenle Livaneli’nin sözleri hakkında yorum yapamayacağım.

Salâh Birsel’in hem 1001 Gece Denemeleri olarak adlandırılan kitapları hem de Salâh Bey Tarihi kitapları sanıyorum Türkiye’de en çok satan deneme kitaplarıdır. Fakat bugün de kitapları ilgiyle okunan, yeni yazacakları merakla beklenen deneme yazarları var. Söz gelimi Nurdan Gürbilek, Enis Batur, Meltem Gürle, Haydar Ergülen benim de denemelerini keyifle okuduğum yazarlardan bazıları.

onur çalı bergama vapuruHGŞ: İzninizle çalışma masanıza yakından bakmak istiyorum. Bir söyleşinizde “Esas olan üslûptur, denemenin konusu ya da ‘içeriği’ sonra gelir,” diyorsunuz. Peki, üslûp nasıl oluşur? Deneme yazarlığı için malum atölyeler de olmadığına göre, kendi yazma pratiğinizden yola çıkarak heveslisi için Deneme Yazarlığı Giriş 101 dersi kapsamında neler paylaşmak istersiniz? Diğer edebi türlere göre farklı bir yol haritası, matematiği var mı? Kendi düşüncelerinizin yanı sıra sözgelimi 2007’de çıkmış bir dergiden alıntı yaparken, referans, anekdot ve göndermeleri metne yerleştirirken, odak kaymasına meydan vermeden, mitostan bir filme, kitap ya da yazara/düşünüre, oradan da başka bir yazara geçerken nasıl bir yazınsal strateji izliyorsunuz?

OÇ: Birkaç soru var burada. Tek tek gideyim.

Dünyada nefes alışımızı bile üslup belirler. Oturmamız, kalkmamız, yememiz içmemiz hepsi bizim üslubumuzdur. Ne anlattığımız kadar nasıl anlattığımız da önemlidir. Üslup burada devreye giriyor. Okuyoruz, yaşıyoruz, biriktiriyoruz ve sonunda, eğer yeterince sabırlı, inatçı ve şanslıysak kendi yazı üslubumuzu oluşturuyoruz. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır demiş atalarımız. Üslubun kendisini de üslubumuzu nasıl oluşturduğumuzu da açıklıyor bu söz.

Benim yazma biçimim de kendime göre. Basit, yalın, sade bir dil tutturmaya gayret ediyorum.

Son sorunuza gelirsek, strateji demeyelim de benim zihnim de öyle çalışıyor. Bilgisayarda aynı anda birden fazla ekran açmış gibi. Sonra onlar bir biçimde düzene giriyor yazarken.

HGŞ: Sizi yeni bir deneme metni yazdırmaya kışkırtan, sizin söyleminizle “Yazma uzuvlarınızı gıdıklayan” nedir?

OÇ: Tam olarak bilemiyorum. “Geldin yine birdenbire geldin yine / İçimdeki yazı hayvanı geldin yine” diyor Dağlarca. Mistik bir olay değil bu hayvan tabii. Necatigil’in “Bile / Yazdı”da dediği gibi aslında: “Bir kişiyle bile konuşulamaz şeylerle dolmuşsa bardak – başlar şiir taşkını.” Bardağın dolması ve taşması için de okumak gerekiyor. Çok okumak, düşünmek, emek vermek.

Burçlardan anlayan arkadaşlarımın demesine göre “tam bir Başak”mışım. Bazı şeylere takarım. Taktığım şeyler (metinler, olaylar, yazarlar, filmler) hakkında okumaya, işin ayrıntısına girmeye bayılırım.

Bir önceki soruya da cevap oldu sanırım.

HGŞ: Sonra Hayat’ta yer alan bir denemenizde Zambra’nın “Okumak yüzünü kapatmaktır. Yazmaksa göstermek,” sözünü alıntılamışsınız. Dünlükler’de ise “Günlük dediğimiz er meydanı olduğuna göre dosdoğru olmak lazım,” cümlesinin denemeleri de kapsadığını varsayarak soruyorum: Anılarınızı, düşüncelerinizi, deneyimlerinizi, tanıklıklarınızı, hatta rüyalarınızı yazarak “yüzünüzü” bütünüyle okura “göstermek” cesur bir eylem. Ancak sanırım bunun da bir ölçüsü, sınırı vardır. İşte bu sınırları sormak istiyorum. Kalemi nerede durduruyorsunuz?

OÇ: Özgür bir toplumda yaşamıyoruz maalesef. Özellikle politik konularda kendimi sınırlıyorum. Onun dışında açık ve dürüst olmaya çabalıyorum. Elden geldiğince, mümkün olduğunca… Bir de şu var: İnsan anlaşılacak bir “şey” değil. Kendini tanımak ve anlamak da başkalarını anlamak kadar zor. Yazmanın biraz da böyle bir faydası var. Başkalarını anlatarak kendini daha iyi tanıyor insan. Kendinizi daha iyi tanıdıkça da başkalarını bir nebze olsun daha iyi anlıyorsunuz. Anlamaya yaklaşıyorsunuz diyelim…

HGŞ: Sonra Hayat’taki denemeler genellikle yazmak, okumak ve yazarlar üzerineyken Gemilerle Seyahat Eden Sözcükler’de edebiyatla ilişkilendirmekle birlikte ölüm, iyilik-kötülük gibi kadim kavramların yanı sıra “Vesikalık Fotoğraflar” bölümünde çocukluğunuza, kasaba yaşamına ilişkin metinler de yer alıyor. Deneme ve dünlüklerinizin kitaplaşması aşamasında, kitaba girecek metinleri, yazarları, şairleri, konuları hangi kriterlere göre belirliyorsunuz?

OÇ: Daha önce de söylemiştim, denemenin sınırları epey geçirgen. Dünya üzerinde var olan, hatta var olmayan şeyler bile denemenin konusu olabilir. Mesele “konuyu” kendinize has ve tatlı bir üslupla anlatabilmek. Dedik ya, herkesin yoğurt yeme şekli başka. Yazılar, denemeler biriktikçe bir dosya yaparım ben. Sonra uzun süre o dosyanın üzerinde çalışırım. Zaman gerekir. Beklemek, yeniden bakmak, tekrar tekrar okumak, düzeltmek… Ve fakat an gelir, bütün bunlara son verip noktayı koymak da gerekir. Formülünü bilemiyorum, bütün bunları yaparken bir şekilde dosya son halini alıyor.

Gemilerle Seyahat Eden Sözcükler’in “Vesikalık Fotoğraflar” bölümünde edebiyat dışı birtakım şeylerden, kişilerden bahsetmeye çalıştım. Edebiyat üzerine yazmak, kitaplardan yazarlardan filmlerden bahsetmek çok keyifli. Fakat giderek “Vesikalık Fotoğraflar”da yer alan türden denemeler yazmak isterim.

onur çalı bergama vapuru

HGŞ: “Üslup: Bizim Güzel Özrümüz” başlıklı denemenizde “Bazı sözcükleri kendinin kılmak, daha en baştan, sonsuz olasılıklar içinden ‘bağzı’ sözcükleri kullanmayı yeğlemek, belki de üslubun ilk adımıdır,” cümlenizden yola çıkarak sizin kendinizin kıldığınız sözcükleri/söylemleri öğrenmek isterim. Ve özel sözcük kullanımı denilince ilk akla gelen yazarlarımızdan Salâh Birsel’in “okuyanı afallatan sözcükleri” ile Salâh Birsel sözlüğüne dair neler paylaşmak istersiniz? Kitaplaştırma düşünceniz var mı?

OÇ: Sözcükleri çok seviyorum, bazı sözcükleri daha da çok seviyorum. Sözlüğe çok bakarım, baktıkça da mutlu olurum. Anlamını bildiğim sözcükler için bile sözlüğe el attım olur. Diğerlerinden daha çok ve sık kullandığım sözcükler var, okuyanlar fark eder zaten.

Benim hazırladığım “Salâh Bey Sözlüğü” bir sözlükçe olmaktan ziyade onun sözcüklerinden yola çıkarak denemeye varmayı amaçlıyordu. Yani konusu Salâh Birsel’in kullandığı sözcükler olan denemeler yazmak istemiştim.

Eminim dört başı mamur bir Salah Birsel Sözlüğü için benden çok daha yetkin kişiler çıkacaktır.

HGŞ: Meraklısı için deneme, günlük, biyografi gibi kurgu dışı kitap önerilerinizi alabilir miyiz?

OÇ: Her okur, rotasını kendi çizer elbette. Öneri de bir çeşit şiddet gibi geliyor bazen bana. Ama güncel okumalarımdan iki örnek vereyim: Kadir Işık’ın gezi yazılarından oluşan Yolda Olmak kitabı ve İpek Çalışlar’ın Halide Edib biyografisi son zamanlarda okumakta olduğum ve çok beğendiğim iki metin oldu.

HGŞ: Kasım 2023’te seçme öykülerinizden oluşan Bergama Vapuru (Sia Kitap) yayımlandı. Son olarak, oldukça kalabalık olduğunu tahmin ettiğim masanızdan raflara şimdi ne gelecek?

OÇ: Bergama Vapuru bir seçme öyküler kitabı, dediğiniz gibi. Daha önce kitaplarda ve dergilerde yayımlanmış öykülerimden bir seçki. Dünlük yazmaya devam ediyorum, önceliğim o. Bir deneme dosyası üzerinde çalışıyorum bir yandan, epey yol katettim. Ne zaman yayımlanır bilemiyorum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sonbahar FilmleriOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

11 Mayıs 2026

Word'den PDF'e Dönüştürürken Dikkat Ed..

Bir Word belgesini PDF'e dönüştürmek, ilk bakışta basit bir işlem gibi görünür. Ancak bu süreçte yapılan küçük hatalar, belgenin görünümünü, güvenliğini ve kullanılabilirliğini ciddi ölçüde etkileyebilir. Yanlış ayarlarla dönüştürülen bir ..

Devamı..

Sandım ki!

Didem Keremoğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024