Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Ekim 2020

Öykü

Öylesine Bir Gün

Hülya Tamzok

Paylaş

5

9


 Nisan ayıydı. Tomurcuğu, gövermiş yaprakları, yeni sürgün vermiş ağaçları, yağmuru, mis gibi kokularıyla gelen baharın etekleri havalanıyordu. Nezihe sabahleyin bir iki lokma atıştırdıktan sonra kimlik kartını, mama ve su şisesini koyduğu küçük çantasını alıp Minnak’a seslendi: “Anneşim, vadiye gidiyorum, yürüyeceğim biraz. Topunla oyna, camdan arkadaşlarına bak, hemen döneceğim oldu mu?” Boynunu büküp öylece bakmıştı Minnak, yalnız kalmayı hiç sevmiyordu. Yine de yeşil gözlerini açarak, “Tamam,” dedi. Sabah telaşıyla, saçını taramadan, alelade topuz yapıp ensesine lastik bir tokayla tutturmuştu Nezihe. Üstünde ev kıyafetleri vardı, sırtına da paltosunu geçirdi. Oysa açık renkli, bahara yakışan kıyafetler giyse olmaz mıydı? Yok, ille onu giyecekti; her yeri eprimiş, rengi atmış, yaz kış üzerinden çıkarmadığı eşinin kara paltosunu. Kapıyı “Çat” diye kapatarak çıktı.

Sokağın yeni başlayan seslerini dinleyerek, bahar havasına uymayan hüznüyle yürüdü, içindeki gürültü sokağınkini bastırıyordu. Evinin yakınındaki Dikmen Vadisi’ne gitti. Kimi çocuklarıyla kimi arkadaşlarıylaydı. Çimenlerde oturmuş termosla çay içenler, arabayla yeni doğmuş bebeklerini gezdiren sevinçli çiftler, bisiklete binen, cep telefonuyla mesajlaşan gençler vardı. Dalları kesilmiş, sadece gövdesi kalmış ağacın duldasında eğleşen, artık hayata kafa tutamayan, yaşlılığa yenilmiş birkaç insan da, “İşte geldik gidiyoruz bizi bekleyen yere” dercesine uzaklara bakıyorlardı. Hüzünlü, eksik görünüyorlardı. Yüzlerine düşen güneşin soluğu birazcık da olsa onlara hayat veriyordu. Yolun başındakiler, sonundakiler hep bir aradaydı.

Bir an önce dereye varmak istedi Nezihe. Kendi kendine konuştu uzun süre. Gelip geçenler baktığı zaman sesini içine verip sustu, onları atlatınca konuşmaya devam etti yine. Çaresizlik içinde dolaşan, umudu kırılmış köpeklerin peşinden gitti. İnsanlardan çok sevdiği bu canların yaralı bakışlarında kendini görürdü. Bir gün önce bodur çam ağaçlarının arasına sakladığı su kaplarını aradı, bulamadı. “Çöpe atmışlar” dedi içinden. Çantasından çıkardığı kutuya suyu boşalttıktan sonra kağıt parçasına da mamayı döktü. Yavru köpekler önce suya saldırdı. Vadi görevlileri süpürüp atmasın diye çamın yapraklarını iyice eğdi. Dalın tacı olmuş serçelere bakıp “Nezihe Teyzeniz geldi, yarın size de bulgur haşlayıp getireceğim tamam mı?” dedi. Kuşlar anlamışçasına havalanınca “Keşke tüm hayvanların kanatları olsa sizinki gibi, darda kalınca uçuverseler” diyerek yürüdü hızlı hızlı.

Dereye doğru giderken elele tutuşmuş, düğün fotoğrafı çektiren gelinle damada ilişti gözü Nezihe’nin. Yakından bakacağım diye tökezleyip düşüyordu az kalsın. Çifte yönelerek, “Bir yastıkta kocayın,” dedi. Gülüşünü onlara, kederini kendine vererek uzaklaştı. Yirmi yıl önceki gelin oluşunu, elinde tuttuğu yaşı kadar beyaz gülü, balayına giderken TIR’ın altına giren arabalarını anımsadı. Eşinin sıkışmış bedeni, iniltili sesi, son nefesi gözünün önüne geldi. Yaşadığı acının kokusunu duyumsadı. Bir an ağlayacak gibi oldu, “Acıma kendine,” diyerek susturdu kendini. Evindeki küçük odada, gelinlik, damatlık, davetiyeler, nikâh şekerleriyle birlikte o on dokuz gülü saklıyordu yıllardır. Duvardaki gonglu saati kaza yaptıkları zamana kurmuştu, gençliğinin yitip gittiği o âna.

Nihayet dereye varmıştı. Yaşadığı eski günleri aralayan, yosun tutmuş, irili ufaklı taşların arasından çağıl çağıl akan bu suyu izlemeyi pek severdi. Başını taştan taşa vuruyordu bugün dere Nezihe ise dalıp gitmişti kedere. On sekizindeydi nişanlandığında. Nişanlısıyla yürüyüşe çıkar, bu vadide oturur, şırıl şırıl akan suyu dinler, sohbet ederlerdi. O günlerin üzerinden yıllar geçmişti ama bu dere daha dünmüşcesine canlandırıyordu her şeyi. “Erken oldu canımın içi, yirmi bir yaş ne ki? Daha yolun yarısını görmeden gittin buralardan. Ne güzeldi, senin sevginle çocukluk yaralarımın kapandığı yıllar. Burnumda tütüyor,” diyerek suyun yüzünde beliren eşinin suretine baktı uzun uzun. Acı yüklü sözcüklerden yaptığı buketi bıraktı suya, içini döktü. Kurdu durdu saatlerce.

Epeyce vakit geçmişti. Kalktı, “Dünden kalan nohut yemeğim var, giderken iki tane de pide alırım fırından,” dedi kendine. Yalnızlığını öldüren, hayata birlikte karşı koyduğu, sırtını yasladığı kedisi vardı kapının ardında her daim bekleyen, çocukluğuna döndüren kediciği. Onu düşününce rahatladı.

Evine yaklaşmıştı. O gün de kimse bir şey sormadı, bir şey istemedi ondan. Hep o başlattı konuşmayı, hep o sordu soruları; Nezihe. Elindeki pidenin kokusunu içine çeke çeke apartmanın önüne geldiğinde, komşusunun, yanındaki kadının omzunu dürterek “Seninki, geliyor, –Erkek Paltolu Deli Nezihe–” dediğini işitti. Oralı olmadı.

Evine girdi. Dayanamayıp sıcak pidenin ucundan kopardı. Paltosunun tüm düğmelerini ilikleyip düzenli bir şekilde askısına astı, düğmelerden sözcükler sarkıyordu. Küçük odanın kapısını açıp şöyle bir eyşaya baktı, ceviz sandığı açıp gülleri kokladıktan sonra kapıyı sıkıca kilitleyip çıktı. Minnak iri gözleriyle bakıp “Miyevvv” diyor, bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Kelimeleri ağzında gevrekleştirip yaşama sevinciyle, “Bak mama aldım sana, gel bakalım anneşim,” deyip kucağına aldı Nezihe. “Ölsem kalsam, şişer kalırım evde, kimseden fayda yok, ne varsa ke(n)dimden fayda var bu hayatta” diyerek bir kendisine sığındı bir kedisine.

Bir yandan öğle yemeği için nohutun altını yakıyor öte yandan radyodaki sese eşlik ediyordu. Eşiyle en sevdikleri türküydü. Mırıldandı yılların yorduğu sesiyle:

“Diyarbakır etrafında bağlar var, bağlar var,

Fitil işler yüreğimde yaram var amman,

Sen gidersen benim başka kimim var, kimim var?

İsterem ki, bir gün evvel gelesen amman,

Öldüm, bittim, eridim, kül oldum amman,

O senin aşkın elinden bayıldım amman,

Sesin aldım, yüzünü de gördüm, ayıldım amman.”

Yemeğini yedikten sonra, “Bugünü de böyle öldürdük,” diyerek ortası çukurlaşmış yatağının kenarına oturdu. Minnak da hiç dokundurmadığı kıymetli kuyruğunu altına alıp yanıbaşına kıvrıldı. Kedisine dönüp, “Hiç gün yüzü görmedim gül yüzlüm, iyi ki sen varsın anneşim,” diyerek elindeki tek dal gülü verdi sonra da gülüverdi. Kulaklarını dikip şaşkın şaşkın bakan Minnak gülü patileyip kokladı sonra ağzını kocaman açarak esnedi. Yorganı kafasına, dizlerini karnına çekip yattı Nezihe. Çocukluğundaki gibi uyudu o gece.

YORUMLAR

Ramazan Topoğlu

"Mis gibi kokularıyla gelen baharın etekleri havalanıyordu" Öyküde baymayan şiirsel nitelendirmelerin güzel olanıydı. Öyküye başlarken adeta "buyur içeri geç" diyen cazibe mısrasıydı. Evden çıkarken Minnak isminden, seslenilen ve konuşulanın bir kedi olduğu hemen anlaşılıyor, Yazarın söylediklerinden dolaylı olarak bir hüzün dalgalandığı da anlaşılıyordu. Yok, ille de o palto giyilecek. Anılardan bir beslenme çıkacağını işaret ediyordu o palto. Dur bakalım diye düşündürüyor. Öyküyü daha hızlı okumaya başlıyorsunuz. Dikmen Vadisi, kendi kendine konuşarak kendisiyle dertleşenlerin, kalan ömürlerin yaprak kenarına çiçekten desenler işleyenlerin, dalıp gidenlerin ve bütün hüzünlerin mekanı gibi bir parktı. O paltoya sıra gelecekti. Kazada yitirilen bir eş ve ondan kalan buruk hatıra. Sırta geçirildiğinde O'nu koruyan, ürküntülerini sıyırıp atan. Dönünce ve palto yerine asılınca devreye giren Minnak. Artık yürürken kendi kendine konuşmanın bir sakıncası yok, eldeki telefondan kulağa takılmış kulaklıklar artık teknolojik kolaylık. Hem insan yürürken kendi kendine konuşsa ne sakıncası vardı? İçinde birikmiş ırmakların taşkınını sözcüklerle dil çavlanından tahliye ediyordur o insan. Hülya Tamzok öyküsü bir zamanlar kalabalık oluşun, sonra tenhalığın, hüznün tatlı eleminde okuyanları da okşuyor. Yürürken palto sıcaklığı, yatarken kedi sıcaklığı. İnsan ve hayvan sevgisi ile birlikte, manevi değeri olan objelerin sıcaklığı sarmalıyor okuyanı. SEvdim ben bu öyküyü. Kutluyorum. Devamını dileriz.

25 Ekim 2020

Hülya TAMZOK

Öykümle ilgili değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ederim Ramazan Topoğlu Bey. Sağ olun.

27 Ekim 2020

Derya Özdemir

Ne kadar güzel, diğer öyküleriniz gibi. Kedi, park, palto ve niceleri nasıl güzel geliyor gözümüzün önüne... Ellerinize sağlık, kaleminize kuvvet.

3 Ekim 2020

Hülya TAMZOK

Çok teşekkür ederim Derya Özdemir Hanım. Sağlıklı zamanlar dilerim.

3 Ekim 2020

Hülya TAMZOK

Derya Özdemir Hanım merhaba, mail adresiniz var mıydı? Yazabilirseniz sevinirim. Teşekkürler.

3 Ekim 2020

Özge Karakaya

Hülya Hanım öykünüzü büyük bir hüzünle okudum.Hüzün bana geçti.Devamını dilerim.

3 Ekim 2020

Hülya TAMZOK

Çok teşekkür ederim Özge Karakaya Hanım. Hep acıd(t)an hikayeler bizimkisi, mutlu sonla biteni yok hiç.

4 Ekim 2020

Fatma Koçköprü

Harika.Birbirine gecmis hayatlari kelimelerle okuyucunun yüreğinde hissettirebilmek ... Eline yuregine sağlık ablacigim.

6 Ekim 2020

Hülya TAMZOK

Çok teşekkür ederim Fatmacığım. Öyküme yönelik olarak yazmış olduğun, "Birbirine gecmis hayatları, kelimelerle okuyucunun yüreğinde hissettirebilmek" ifadesi çok güzel. Sevgiyle.

6 Ekim 2020

Öne Çıkanlar

Ezgi Polat: "Susarak anlaşabilmek ilet..Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Arvanitis

29 Ağustos 2025

Çalışma Ortamında Yaşanan Tükenmişlik ..

Bireylerin zihinsel olarak aşırı yorgun olduğu durumlarda toplumsal planda yaşanan adaletsizlikler kişileri aşırı uçlara sürükleyebiliyor.26 Yaşındaki Ivy League mezunu Luigi Mangione, United Healthcare CEO’su Brian Thompson’ı öldürmek..

Devamı..

Sipariş Yazı

Mehveş Bingöllü

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024