Philippe Chatrier hınca hınç dolu. Kalabalık, kızgın güneşe rağmen sabah saatlerinden itibaren tribünde yerini almıştı. Çoğunun dileği, finalde turnuvanın en güçlü iki oyuncusunun karşılaşmasını izlemekti. Neyse ki onları hayal kırıklığına uğratmadılar.
Michel, zaman uyarısını alınca soyunma odasından merkez korta uzanan koridora adımını attı. Loş koridorda birkaç metre önünde dışarı doğru ilerleyenin uzun, ince siluetini izledi. Alex’in yürüyüşü her zamanki gibi kendinden emin. Dişli bir rakip olarak gördüğü tek adam. Sağ omzuna astığı hacimli çantasıyla yerküreyi sırtında taşıyan tanrı görünümünde. Birkaç basamağı çıkıp başını geriye çevirdi Alex. Akşamüstü güneşi yüzünü aydınlatırken çarpık bir gülümsemeyle bakıyor. Michel’in zaafının farkında, belki bunu kullanıyor. Michel tam seçemese de o gülümsemeyi iyi tanıyor.
Bu ânı daha önce yaşadı. Bahçe yıldızların altında uykuya çekilmişti. Dolunay gölün ardında yükseliyordu. Yansıması suyun yüzünde parça parça, çakırkeyif bir yola dönüşürken hışırdayan çalıları, çam ağaçlarını belli belirsiz aydınlatıyordu. Michel koruluğu aşıp göl kenarındaki açıklığa çıktı. Terastan gördüğü adamı oraya kadar takip etmişti. Alex kıyıda durdu, göle baktı, su ayaklarının dibine vuruyordu hafifçe. İşittiği çıtırtıyla döndü. Çalıların önünde beliren karartıyı, yaklaştıkça tanıdı. Michel’di. Alex papyondan kurtardığı yakasından birkaç düğme çözmüştü, ay ışığı kaslı göğsünde bembeyazdı. Giderek sararan yuvarlağın ortasında, haleyle kuşatılmış bir aziz gibi. Michel’e gülümsedi. Gülümsemesi aynıydı.
Karnında karıncalanma, ince bir sancı dolanıyor. Durmak için vakit yok, maç başlamak üzere. Her şey konsantrasyon meselesi. Alex dışarı adım attığı anda tribünler alkıştan yıkılıyor. Seyircinin ıslığı devam ederken Michel’in önündeki koridor, sonu gelmeyecek gibi uzuyor. Nihayet korta çıktığında alkış bu defa kendisi için yükseliyor. Başını kaldırıp tribünlerde bakışlarını gezdiriyor, seyirciyi selamlıyor. Ne kadarı Michel’den yana? Yarısı? Onlar son zamanların en iyi oyuncuları. Belki çoğunluk için aralarında seçim yapmak zor. İkisi için durum hep karmaşıktı. Dünyanın her tarafından binlerce insan. Tribünlere açık renklerin göz kamaştıran yansıması hâkim. Dört bir yandan kortu çevreleyen, hafif bir meyille yukarılara uzanan devasa kalabalık kıpırdanıyor, dalgalanıyor, uğulduyor. Hakemin uyarısıyla ısınma süresi sona erip maç başladığında hareketleri kesilecek, nefeslerini tutup ölüm sessizliğine bürünecekler. Oyuncularla topun ritmi duyulacak sadece.
İlk oyunda servis hakkı Michel’in. Hakemle, ardından birbirleriyle el sıkışıp yerlerini alıyorlar. Alex karşısında hazırlanıyor. Michel derin bir nefes alıp yavaşça bırakıyor, topu birkaç defa yerde sektirerek rakibine bakıyor. Alex dikkat kesilmiş. Öne eğilmiş, ona odakladığı bakışları tenini yakıyor. Raketi yüzünü gölgeliyor, vücudunun bir uzvu gibi tehditkâr uzanıyor.
Michel güneşe göre bedenini konumlandırıyor. Topu başının üstüne doğru dümdüz atıyor, ağırlığı gerideki ayağına verirken sırtı yay gibi kıvrılıyor, topla buluşacağı noktaya uzanıyor. Bedeninde doğan gücü koluna, oradan rakete, raketle buluştuğunda topa aktarıyor. Hareketin devinimiyle öne savruluyor. İlk servisi filede. İkinci hakkında topu öyle bir noktaya gönderiyor ki, Alex var gücüyle koşmasına rağmen kaçırıyor. Sayı.
15-0.
Güçlü bir başlangıç. Rakibine bakıyor. Başını öne eğmiş, sahanın diğer yanına yürüyen Alex’in dudakları kıpırtılı. Kaybettiği ilk sayının ardından kendine sövüyor olmalı. Michel sağ elini yumruk yapıp öpüyor. Geri çizgiye gidip kuvvetli bir servis daha kullanıyor. Alex’i fileye yaklaştırmaması gerektiğinin farkında. Uzun toplarla rakibini geri çizgide tutmalı. Gücünü, direncini göstermeli. Uzun rallinin ardından ikinci sayıyı alıyor. Alex savunmada, şimdilik. Dengenin her an değişebileceğinin farkında. Sabırla karşılanan topların, akılcı hamlelerin ustası değil mi zaten? Doğru noktaya vuruşlarla rakibini yorabilir, defanstayken de oyunu lehine çevirebilir.
30-15.
Tekrar geri çizgide konumlandığında sağ ayağıyla yerde sonsuzluk işareti çiziyor Michel. Ardından kızıl toprakta bıraktığı izi düzlüyor. Hafifçe yaylanarak ona güvenini tazeliyor. En kayganı olmasına rağmen, en rahat ettiği, ona sayısız şampiyonluk getirmiş zemin bu. Yedi sene önce burada kupayı ilk defa kaldırdığında toprak kortun kralı olarak müjdelenmişti. Dünyanın en prestijli turnuvalarından birinin şampiyonu olmak, her yıl tekrar tekrar kurduğu bir hayal. Merkez kortun toprağı onun için altın. Şimdi yeniden.
40-15. Top ondan yana. Bir sonraki sayıyı da alıp ilk oyunu cebine koymalı. Hırs, neredeyse öfkeyle karışık bir duyguya dönüşüp boğazına kadar yükseliyor. Tüm gücüyle kullandığı ilk servisi kaçırıyor. İkincisindeyse rakibine karşılama şansı dahi vermiyor.
Oyun Michel’in. İlk sette skor 1-0.
Alkışlar yükselirken maçın son sayısının ardından yaşayacağı coşkuyu hayal ediyor. Sevinçle yüzünü kapatışını, kendini toprak zemine bırakışını. Ayağa kalktığında Alex raketi tuttuğu elini beline dayamış olacak, kendi sahasında herhangi bir noktaya sabitlediği gözlerinde hayal kırıklığı. Ancak Michel hareketlendiğinde tebrik için fileye ilerleyecek. Zaferin tadına eşlik edecek intikam hazzını duyumsuyor.
Dikkat oyunda, arzuna adım adım taşıyacak seni puanlar. Daha yolun var. Önünde oyunlar, setler… Sen sadece oynadığın sayıya odaklan, başka hiçbir şeye değil. O sayıyı almaya bak. Duygularına kanma, onlar en kötü yol göstericiler. Aklından çıkarma bunu. Mola için dinlenme köşesine yürürken tribünde en önde oturan koçuyla göz göze geliyor. Duygularının ne zaman, nasıl devrede olacaklarına sen karar vereceksin. En önemlisi bu. Kort senin. Hadi, göster kendini!
Sandalyesine oturup suyundan aldığı yudumu ağzında çeviriyor. Muzunun tepesini soyup tek ısırık alıyor. Başına havlusunu kapatarak dirsekleri dizlerinin üzerinde, bir süreliğine dışarıyla temasını kesiyor. Zaman dolduğunda saha değiştirerek yerlerini alıyorlar. Bu defa servis karşılayacak.
İki yıldır büyük turnuvalarda karşı karşıya gelmediler. Alex geçirdiği sakatlık yüzünden kortlardan uzaktı. Kariyerinin ne kadar devam edebileceğini bilmiyor. Tıpkı Michel’le bir kez daha karşı karşıya geldiği maçın ne kadar süreceğini bilmediği gibi. Otuz dokuz yaşında, sona yaklaştığını hissediyor. Basında veda edeceğine dair söylentiler. Henüz böyle bir kararı yok, ama belki diğerlerinin düşüncesi bu. Hâlâ bir yıldız olarak anılırken bırakmalı mı?
Kendine haksızlık etme Alex! Finaldesin. Burada, Fransa Açık’ta. Bütün tenisçilerin düşü. Düşüş değil bu, geri dönüş. Sakatlık dönemi bitti. Bu kortun efendisinin kim olduğunu dünyaya hatırlat. Bu maç ikiniz için de önemli, ama senin için daha çok. Onun kuvvetine karşı aklın. Tecrübene karşılık, gençliği. Hanginiz daha iyisiniz? İşte sana fırsat. Göster, hatırlat.
İlk sette ikinci oyun Alex’in.
Alex’in tribündeki sarışın karısı gülümsüyor, endişesini güneş gözlüklerinin ardına saklamaya çalışıyor. Kocasına güveniyor, ama ya başaramazsa? Finale yükselip ikincilikle bitirmek yıkıcı olur. Her ikisi için de. Önünde Wimbledon, sonrasında başka turnuvalar varken bir anda her şeyden vazgeçmesinden korkuyor.
Michel dünya sıralamasında ilk yüze yükseldiğinde, Alex kariyerinin zirvesindeydi. Zekâsıyla, tekniğiyle tenis dünyasında hızla parlamıştı. Büyük turnuvalarda seri başıydı. Michel’le aralarında hemen hemen altı yaş var. Alex’in maçlarını takip ederek yetişti. Bazılarını kaydeder, defalarca izlerdi. Eskiden antrenmanlarda onun zihniyle düşünmeye çalışırdı. Hatalarının ardından, Alex olsa nasıl vururdu, kortun hangi noktasını hedeflerdi, diye düşünürdü. Günün birinde ona rakip olmak, ilk gençlik düşüne erişmek demekti. Sayısız karşılaşma yaşamış olmalarına rağmen, hissi aynı.
İlk sette, servis atılan oyunların alınmasıyla başa baş durumdalar. Michel’in onuncu oyunda servis kırmasıyla set 6-4 sona eriyor.
Hırsla sallıyor başını. Evet, diye bağırıyor. Gözleri koçu buluyor. Elinin bir jestiyle Michel’i motive ediyor, sıktığı yumruğu atan bir yürek gibi. Hemen yanında erkek arkadaşı gülümsüyor. Orada olduğunu neredeyse unutmuştu. Tüm maçlarını en önde izlemesine rağmen. İncelikli, düşünceli Simon. Yakışıklı değil, güzel bir adam. Hatları yumuşak, kalemle çizilmiş gibi. Simon’un görevi ona her koşulda destek olmak. Farkında mı Simon? Michel’in Alex’e duyduğu hiddetli hırsın? Bunun sebebinin?
İlk sete güçlü başladı. Morali yüksek. Belki Alex’e karşı oynadığı son maç bu. Olup bitenlerden sonra, özellikle bu defa onu mağlup etmek. Ertesi gün gazeteler yazacak. “Duayen tenisçi için sonun başlangıcı mı?” Turnuva partisinde bu defa gözler Michel’in üzerine çevrilecek. Sonu başlatan, Alex’in bitişine önayak olan Michel’in.
Üç yıl önce. Wimbledon’ın bitişinin ardından her yıl olduğu gibi büyük bir parti düzenlenmişti. Alex’in sakatlık öncesi kupayı kaldırdığı son büyük turnuvaydı. Michel, birkaç hafta önce Fransa Açık’ta bir kez daha şampiyon olmuş, Wimbledon’ın çim kortlarınaysa beklenenden erken veda etmişti. Parti tarihi bir malikânedeydi. Geniş arka bahçe kırlara açılıyordu, gözün seçebildiği mesafede ufak bir koruluk, koruluğun ardında göl vardı. Işıltı. Partiyi tanımlayacak tek kelime ışıltıydı! Mekân, ikramlar, konuklar, hareketli, hareketsiz her şey yoğun bir parlaklığın içindeydi.
Turnuva boyunca kortta kan, ter, gözyaşı içinde mücadele vermiş kadın, erkek tenisçiler, organizasyon yöneticileri, tenis dünyasının önde gelenleri, meşhurlar şık tuvaletler ve smokinleriyle milyonluk arabalardan iniyor, basına kapalı mekâna adım atıyorlardı. Michel partiye Simon’la gelmişti. Birlikteliklerini saklamıyorlardı artık, göz alıcı iki adam kameralara el ele poz vermişti. Yarım saat sonra Alex geldiğinde, basın şampiyona olduğu kadar yanındaki karısına da yoğunlaşmıştı. Kadın derin yırtmaçlı kırmızı elbisesinin içinde Alex kadar formda ve çekici görünüyordu. Malikaneye adım attıklarında dikkatleri üzerine toplayan Alex miydi, karısı mı? Michel önce kırmızının içinde alev alev yanan kadını fark etmiş, içinde uyanan histen hoşlanmamıştı. Bakışları Alex’le buluştuğunda göz kırpmış, sessiz bir alkış hareketi yapmıştı ona. Michel ertesi gün otel odasında, erkek arkadaşının yanında baş ağrısıyla uyandığında önceki geceden parça parça sahneler kalmıştı aklında. Yılın sadece birkaç günü içerdi, ancak böyle partilerde bir iki kadeh. Bu defa ipin ucunu nasıl kaçırmıştı?
Her sayı çekişmeli. Alex’in oyunu estetik, elinde raketiyle kortta dans ediyor. Michel hacimli vücuduyla bir savaşçı gibi, vuruşları atağa dayalı. İkisi de canını dişine takıyor, saniyeler içinde kendi alanlarını bir uçtan diğerine kat ediyorlar. Geri çizgide uzun vuruşlar, filenin önüne düşen kısa, voleye çıkan rakibi aşıp geriye gönderilen yüksek toplar, sayıyı bitirmenin hırsıyla basılan smaçlar. Nefes nefese ralliler. Kortta yetişmeye çalıştıkları toplarda buzun üzerinde gibi kayıyorlar. Beyaz çorapları, ayakkabıları toprağın kızılına boyanıyor. Kıran kırana. Ya da denge. Uyum.
İkinci sette Alex servis kırarak avantaj sağlıyor. Skor 4-2.
Şimdi Alex’in yapması gereken sadece servis kullandığı oyunları almak. Maçı lehine çevirmek için bir fırsat. Yapabilirsin. Oyunlara asıl Alex! Bir sonrakinde tekrar servis kırabilir, 6-2’yle bitirebilirsin. Bu sette başka oyun vermezsen Michel için bozgun olur, toparlayamaz.
Michel, Alex’in servis kullandığı oyunda direniyor. İzin vermeyecek. Bırakma Michel. İlk set senin, unutma! Bu maç ya üçüncü sette bitecek ya beşinciye uzayacak. Siz hep uçlarda gezindiniz. Yine bir ortanız olmayacak. Üç sette bitir işini.
Olmuyor. İkisi de birbirlerine oyun vermiyorlar. İkinci setin galibi Alex.
Üçüncü set ilki gibi çekişmeli ilerliyor. Bunca yıldır izlediği sayısız maçına, onunla oynadıklarına rağmen Alex’in hâlâ tahmin edilemez oluşuna şaşırıyor. Rakibini hazırlıksız yakalamakta, topları ters köşeye göndermekte maharetli. Oyunun başından beri aralarında yoğunluğu hissedilir, büyülü bir ritim var.
Alex için set sayısı. Michel servise yükleniyor. Top filede. İkinci serviste de hata yapıyor. Çift hatayla üçüncü setin son sayısını Alex’e hediye ediyor. Müthiş bir geri dönüş!
Bir anlık hırsla raketi yere fırlatacak gibi havaya kaldırıyor Michel. Son anda kendine hâkim oluyor. En kritik anda seyircinin tepkisini çekmek hata olur. Mola köşesine yürürken, koçun Michel’i izleyen bakışları. Oturduğu yerde öne eğilmiş, birleştirdiği parmakları burnunun ucunda. Set arası boyunca sesi kulaklarında. Sınırlar… Yalnızca aklınla ilgilidir. Ne taktiksel ne de teknik. Sadece mental.
Kortta topun sesi. Toprak zemine düşüp zıplayan. Zıplar zıplamaz raketle buluşan. Buluştuğunda istemsiz bir haykırış. Haykırışa sebep kuvvetli vuruş. Kalbin hızlı ritmi. Güm güm. Ritim, akış. Damarlarda hızla. Hızla hareket eden bedenler. Koşarken. Zemine basarken. Bacak kasları. Kollar. Vuruş anında iyice belirginleşen kol kasları. Havada yay çizen raket. Öne koş, raketi hızla kapat. Uzan. Diz hizasından yukarı omzun gerisine taşı. Başın tepesinden dizin yanına aşağı kapat. Hız. Akıl. Güç. Nefes nefese.
Beşinci sette skor 8-7, Michel servis kullandığı son oyunu alıp öne geçiyor. Roland Garros’ta finalde tie-break oynama kuralı kalktığından beri işler zorlaştı. Herkes iki oyun farkla final setinin kazananını sabırsızlıkla bekliyor, bir yandan da eşine az rastlanır maçın bitmesini istemiyorlar. Gün iyice alçalmış. Kortun ışıkları bir süredir yanıyor. Seyirci kıpırtısız, heyecan dolu karşılaşmaya kilitlenmişler. Mücadele uzayabilir. Hatırla! Wimbledon’da oynanan şu meşhur maç. Tie-break 70-68 bitmişti. Üç gün sürmüştü, 11 saatten fazla. Ne dersin? Siz kırar mısınız rekoru?
Sonraki oyunda skor 15-30. Michel, Alex’in karşısında önemli bir avantaj elde ediyor. Maçı kazanmaya iki sayı mesafede. Düşlediği zafere birkaç dakika içinde ulaşabilir.
Alex’in servisi sert, servis karesinin dış köşesine düşüyor. Michel var gücüyle topa doğru koşuyor, vurduktan sonra yavaşlamadan fileye kadar ilerliyor. Alex’in servisinin içeri düştüğünden emin değil, ama hakemden uyarı gelmedi. Karşıladığı top kısa düşüyor, Alex’i filenin önüne getiriyor. Çevirmesi muhtemel topu karşılamak için volede hazır. Filenin iki yanındalar şimdi. Saniyelere sıkışmış halde, yüz yüzeler.
Rüyayla gerçeğin birbirine karıştığı çizgi. Geri sarıyor. Partinin bir noktasında yorgun, geniş salonun kenarındaki kanepelerden birine çökmüştü. Simon biriyle sohbetteydi, kahkahaları kulağına geliyordu. Gözleri karısının yanında Alex’i aramıştı. Kadın, neşeli bir grubun içinde yanındaki yakışıklıyla sohbeti koyultmuştu. Michel’in midesi bulanıyordu. Hava almak için bahçeye bakan geniş terasa çıktığında, aşağıdaki tek kıpırtının koruluğa yürüyen Alex olduğunu fark etti.
Göle doğru giden adamı takip edip koruluğu aştı. Ay ışığının içinden dönüp baktı Alex. Yaklaşınca gülümsedi. Suyun kenarına yan yana oturdular. Etraf sessizdi. Gözlerinden yaşlar gelene kadar gülmüşlerdi galiba, belli belirsiz hatırlıyordu. İçmeye devam etmişler miydi? Alex onun bükülü dizine dokunmuş, sonra yüzüne bakmıştı. Dudağının kenarında baştan çıkarıcı, muzip bir gülümsemeyle. Bu bakışla herkesi etkisi altına alabilirdi. Öyle düşünmüştü Michel. Yoksa bir düş müydü, emin değildi. Uzanıp Michel’i uzun uzun öpmüştü. Bu gerçekse daha ileri gitmiş olabilirler miydi? Partiye, otele nasıl döndüğünü bilmiyordu. Bunun üzerine tek kelime konuşmamışlardı. Asla emin olamamıştı, ama kuvvetli bir şüphe içini kemirip durmuştu. Onu hiddetin eşiğine getiren his.
Şimdi filenin önünde, yüz yüzeler. Raketiyle uzandığı topun ardında Alex, dikkatini yoğunlaştırdığı top sanki alev almış, sıcağı Michel’e ulaşıyor. Korkuya benzer bir his bu, aynı zamanda onu alt etme şansı. Alex’in kolunun devamı raket dümdüz uzuyor, Michel’in yetişemeyeceği uzak çapraza kuvvetli bir vuruş yapıyor.
Sayıyı alıyor Alex. 30-30.
Alex için yükselen alkışların ardından yerlerini alıyorlar. Belki de maçın sonucunu belirleyecek sayı bu. Önceki değildi, sonraki de değil. İşte tam da bu sayı. Alex topu yerde birkaç defa sektiriyor. Karşıya bakarken gözleri kısılıyor. Michel’in gövdesi sağa sola yavaşça salınıyor, en uzak noktaya koşup karşılamaya hazır. Hangi noktayı hedefleyeceksin Alex? Servis karesinin köşesi. Michel’i kenar çizgiler arasında koştururken kontrolü elinde tutmayı deneyecek. Servis karesinin köşesine düşen top hızla sahanın dışına doğru giderken Michel büyük bir çapraz adımla karşılıyor, kol kasları bacağındakilerle birlikte belirginleşiyor. Gidip gelen toplar, beş, on beş, yirmi tur… Bir sağa bir sola koşarken kontrollü. Alex’in avantajıyla başlayan ralli uzadıkça eşitleniyorlar. Her vuruşunda haykırıyor Michel. Giderek agresifleşiyor. Alex’in orta çizgiye yakın düşen topu yükseliyor. Michel kuvvetli bir vuruşla paralele gönderdiği topu öldürüyor.
30-40.
Tribünde alkışlar, ıslıklar. Seyirci artık Michel’den yana. Alex’in karısının yüz hatları gergin, Simon ümitli. Alex elindeki topları parmaklarının hareketiyle geniş avcunda çevirirken düşünceli. Yoksa vaz mı geçiyor? Derin bir nefes alıp tüm gücüyle servis kullanıyor. Bir süre orta çizgiye yakın gidip geliyor top. İkisi de hata yapmamaya kararlı. Michel dış çizgiye gönderdiği topun arkasından diğer tarafa koşturuyor Alex’i. Alex topu servis çizgisinin içine, kısa gönderince Michel fileye yaklaşıyor. Yerden yavaşça yükselen topu keserek diğer tarafta filenin dibine bırakıyor. Michel hızla fileye doğru yaklaşırken aralarındaki mesafe azalıyor. Yetiştiği topu yükseltip geri çizgiye gönderecek. Alex’in hareketini takip ederken arkasını dönüp geriye doğru koşuyor. Top geri çizgide yükselirken yetişiyor, sahanın iyice dışında bacak arasından hızla karşılıyor. Vuruşuyla birlikte dönüp baktığı topa yetişemiyor Alex.
Şov! Büyük bir şov! Final maçının ve turnuvanın kazananı, bir kez daha. Hakemin galibi ilanıyla tribünlerde müthiş bir alkış kopuyor. Michel başını gökyüzüne çeviriyor. Yumruklarını havaya kaldırıp haykırıyor. Koçu ayağa fırlıyor, Simon da. Sakinleştiğinde rakibine bakıyor. Alex’in gözleri yerde. Filede buluşuyorlar. Karşısındakinin bakışları yaralı. Sevincinin ortasında içinde hafif bir sızı duyuyor Michel. Hırsı, hiddeti kaybolmuş. Elini sıkarken hayran olduğu adamın omzuna dokunuyor, onun hüsranını parmaklarının ucunda duyuyor. Ertesi günkü partiye gelmeyecek Alex. Bundan sonra tek bir oyun oynayıp oynamayacaklarını bilmiyor.
Paris’te partinin yapılacağı akşam, Alex karısıyla Londra’ya hareket ediyor. Sonraki gün Wimbledon’a. Kasaba henüz sakin. İzin alıp Merkez Kort’a giriyor. Yaklaşan turnuva için hazırlıklar neredeyse tamamlanmış, çim kort bir halı gibi önünde uzanıyor. Tribünler ıssız, bu haliyle birkaç gün içinde coşkulu bir kalabalığa kavuşacağına inanmak zor. Servis çizgisine yürüyor, sol elini dümdüz yukarı kaldırıp hayalî bir topu iyice yükseğe atıyor, sağ elindeki görünmez raketle güçlü bir servis. Gözlerini dikip karşıya bakıyor. Çimin üzerine boylu boyunca uzanıyor. Kolları, bacakları yanlara doğru açık. Gözleri kapalı. Zeminin nabzına kulak veriyor, çimde seken topun sesine. Yüreğini dinliyor.






