Ding dong!
Merhaba. Buyrun. Pamuk Prenses mi? Evet, siz kimsiniz? Ben buraların yabancısıyım. Pamuk var diye burayı tarif ettiler. Nasıl? Berberde sordum. Aynanın biri yokuşu çık dedi, biri kiliseyi geçince sağa dön dümdüz devam et dedi, biri kurdu var kuşu var aman dikkat et dedi, ense tıraşı aynası da git artık burdan, daha ne sallanıyorsun, dedi. Aynalar hep bir ağızdan konuşunca at huysuzlandı. Berber de gürültü oluyor diye sinirlenmeye başlamıştı. Deh dedim, sonra geldik işte.
Niçin geldiniz peki? Toplayıcıyım ben. Ne topluyorsunuz? Pamuk toplarım. Pek bizlik iş kalmamış gerçi artık. Makineleşmiş toplama işi. İş var mı diye sordum geçen. Makineleştik dediler. İş dedim. Makine dediler. Ben ne yapacağım o zaman dedim. Bızıt bızıt dediler. Makineleşmişler.
Atın boynundaki ne kadar da güzel bir kurdele öyle. O da mı makine işi? Yok, el örgüsü o... Dur oğlum, sakin ol. Alın, sizin olsun... Olmaz ama. Olur olur. Hiç gerek yoktu. Ne önemi var canım. Güzel oldu mu? Attakinden daha güzel durdu sanki. Gerçi biraz bol gibi. Bol mu? Sıkayım mı biraz? Yok yok, boğazınızı sıkmayın o kadar, allah muhafaza... Tüyleri de pek güzelmiş. Her gün tarıyorum, olsun o kadar. Ne güzel. Ben şatodan alelacele çıktığımdan tarak almamışım yanıma. Küçük arkadaşların da ne tarağı, ne aynası, hiçbir şeyleri yok. Yedisi de öyle bakımsız, pasaklı dolaşıyor. Alın bunu o zaman. Yok canım hiç olur mu. Alın, alın lütfen. Nasıl kullanacağım peki? Bakın göstereyim. Dönün arkanızı. Sizin saçınızdan yumuşak yumuşak geçmek lazım. Koparır saçlarınızı çünkü bastırırsam. Bence oldu. Çok teşekkürler. Camdan saçıma bakıp hemen geliyorum.
At neden ters ters bakıyor. Kurdelesini ve tarağını aldım diye mi? Yok canım acıkmıştır o. Ne bilecek kaşağıyı, kurdeleyi. Hem sahiplenme insana mahsus. Acıktığındandır. Var mı yiyecek bir şeyler? Elma var. Yarısı yenmiş ama yarısı duruyor. Yaşlı bir kadın getirdi. Yarısını ısırıp bana verdi. Nasıl yiyeyim ısırılmış elmayı. Kırmamak için aldım. Yaşlanınca iş bulmak daha zor. Şimdi zorlanıyorum, bir de elden ayaktan düşersem yandım. Nasıl? Yaşlılık zor diyordum kendi kendime. Siz devam edin lütfen. Yaşlı kadın niyeyse elmayı yemem için çok ısrar etti. Yaşlı olduğundan, bir şey de denmiyor. İyi yapmışsınız. O elmayı getireyim de at yesin bari... Gerçekten çok güzel görünüyor. Bu kırmızılık, bu pürüzsüzlük. Yarısını yemeseydi... Aslında bu kadar güzel göründüğüne göre ya GDO’ludur ya da kesin ilacı basmışlardır. Doğal olsa kurtlu olur. Dağlardaki elmalar hep kurtlu, eğri büğrü ama bilseniz nasıl lezzetli. Görüntüye kanmamak lazım yani. Önemli olan iç güzelliği. Haklısınız. Peki ne yapalım bu elmayı o zaman, vermeyelim mi ata? Yok vermeyelim. At gitsin. Siz ne yapacaksınız, nasıl döneceksiniz o zaman? Hayır, elmayı diyorum.
Havuç olacaktı biraz, onu vereyim bari. Bakın o olur... Yedi tane çok değil mi? Bir iki tane versem birbirlerine girerler. Böylesi daha iyi. Havucu sevdi. Ben de onu çok sevdim.
Ne oldu, durgunlaştınız. Pamuk Prenses, yolculuk da mı yok. Bavulunuzu toplasam. Ya da ev dağınıktır belki, bir bakıverseniz. İki dakikada toplarım. Yok, teşekkür ederim. Ben o zaman yavaştan toplanayım. Siz bilirsiniz. Yine gelecek misiniz? Gelirim ama mevsim bitti artık. Zaten iş de yok. Makineleşmişler. Anlattım ya, iş sordum, makine dediler. Ben ne yapayım dedim. Bızıt bızıt.






