Balkon
Kentte ağaç kalmamıştı, balkonu kuşatan çınarın dışında. Güneşin şadırvanında yıkadığı bedeni beyaz mendil misali asılıydı çınarın gölgesinde.
Memeleri serindi, kalçası alevler içinde bir yanardağ: Bir avuç kül olarak kaldım yanağında sakladığı akrep dövmesinde.
Serinliğini emdim: Teninin bütün zerresini…
Aynada iki kırmızı kiraz, iki körpe meme, iki şifası bulunmayan hasret, asla varılamayan bir sıla…
Dehşet ve şehvet de dudak dudağa aynada…
İki memesi arasına bıraktım kederimi; ay da görmedi, yıldızların aydınlığı da…
Karanlık iyi kalpliydi, akşam şefkatli.
Ay, uzak değildi bedenine.
Balkon, yalnızlığa düştü.
Uçurtma
Babasının elinden tutmuş parka gidiyor. Uçurtma uçuracaklar. Babası çocukluğunu gökyüzüne bırakacak; o, sabahtan beri damağını süsleyen anne sütünün lezzetini…
Gök gürültülü, sağanak yağışlı…
Yangın
Banyodan çıktı, saçlarını tarıyor pencerenin önünde. Sokağın ardında cankurtaranın sireni duyuldu. Sonrasında peşi sıra iki itfaiye arabası geçti. Aşağı mahallede yangın var.
Çocuğun elinden kurtulan balon, alçaktan uçan helikoptere çarptı. Balonun ipleri helikopterin kanatlarına takıldı.
Çarpışmayı çocuktan başka kimse görmedi.
İtfaiye arabaları yangından dönüyordu.
Kadın pencereyi kapadı. Sokağa çıktı, çocuğu görünce tekrar eve girdi. Soyundu. Mini eteğini çıkardı. Dizleri yırtık kot pantolonunu giydi.
Yangın hâlâ devam ediyordu.
Kadının saçlarında bir kibritin alevi…
Ecel
Mermi, eceline değdi ve orada kaldı.
Tenha
O ağaç, kaç zamandır duruyordu rüzgârın serinliğini saklayan dağ yamacının tenhasında?
Bir başıma kalmıştı o tenhada. Dünyanın bütün ırmakları, gölleri, denizleri kurumuştu.
Akşamın ve sabahın, aydınlığın ve karanlığın, acının ve hüznün, hayatın ve ölümün, gurbetin ve sılanın, dostluğun ve düşmanlığın, öfkenin ve sevincin, sevdanın ve karasevdanın, gelmekte olanın ve gidecek olanın tenhası kurumuştu.
Bütün dağı ve ovası, yaylası ve kışlağı, denizi ve ırmağıyla dünya kurumuştu.
Bir başıma kalmıştı. Tenhada...
Dünya, bir başına kalmıştı. Tenhada…
Gamze
Gamzesi, yanağından düşmüş; saçlarında nilüferler; bacaklarının üzerinde binlerce göz izi…
Vitrinine bakıyor bir mağazanın.
Gamzesine, saçlarına, bacaklarına bakıyorum.
Soru
– Turuncun kaç türlü tadı var?
– Ağaçlar ne zamandır kayboldu koruların keder ikliminde.
– Ay falına bakıyor musun?
– Aşk olsun sevgilim, hangi sabah erken uyandığımı gördün?
– Gölgelerini rüzgâra emanet bırakan serçeler nereye uçtular?
– Gün, temizleniyor hüzünden; sözcüklerin sırrını bundan sonra kimden öğrenebilirim?
Issızlık küfleniyor ahşap bir semaverde.
Kasaba
Gece. Hükümet meydanı. Otobüs durdu. Farlarını söndürdü. Bütün kasaba ışık altında…






