Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Nisan 2021

Öykü

Resim

Kemal Çavuş

Paylaş

3

0


Tüm cesaretimi topladım ve tayinimi İstanbul’a çıkarttım. Ne demişler: “Boğulacaksan büyük denizde boğul.” Elveda kasabalar… Artık sevmediğim insanları her gün görmek zorunda kalmayacağım, kendisinden alışveriş yapmadığım için beni evinden çıkaran beş para etmez insanlarla muhatap olmayacağım, can sıkıntısından eve kapanıp saatlerce film seyretmeyeceğim, hafta sonları biraz gezmek için dolana dolana şehre giden minibüslere katlanmayacağım. Bir ev tuttum boğaza yakın. Gecekondu mahallesinde, çok lüks değil ama bu kadar maaşla ancak bu kadar olur. Havalar güzelken sahile iniyorum, bazen bir yerde mola verip çay kahve içiyorum. Ağustos ayında boğaz lacivert, bulutlar top top bembeyaz… Benden bahtiyarı yok.  İşyerim yakın, sadece bir minibüse binip gidiyorum. Biraz yürüdükten sonra masamın başında oluyorum.  Bu sefer toparlanacağım diye kendime söz verdim. Hem okuyup hem yazacağım. Metro ile iki durak sonra Taksim’deyim: kitapçılar, küçük kafeler, barlar… Ne ararsam var. Hatta evdekilerin sözünü dinleyip evlenmeye bile karar verdim, eh neden olmasın şöyle kafa dengi birini bulursam tam bir kentli olacağım.

Müdürle tanıştık, sonra müdür yardımcılarıyla, sonra da diğer memurlarla. İlk başta hemen samimi olmaya gelmez, bir bakmışsın can düşmanın olmuş. Adamın biri ilk başta benimle çok samimi olmuştu sonra attığı bir palavrayı yüzüne vurunca selamı sabahı kesmişti. Mesafeli olmakta yarar var. İlk bir ay ortamı tanımakla geçti. Artık havalar serinlemeye başladı, akşamları yorganla yatmaya başladım. İşler fazla yoğun değil, belli dönemlerde yoğun onun dışında çok rahat. Bazıları kitap okuyor bazıları bir şeyler çiziktiriyor. Sonra genç bir kızla göz göze geldim, sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşuz gibi hemen tanıştık. Adı Hilal, kumral hafif toplu güleç yüzlü bir kız, duygulu bakan açık kahverengi gözleri var. Göreve başlayalı henüz üç yıl olmuş. Ben bilmiş bilmiş, “Beş yıldan önce bu işi anlayamazsınız,” dedim. Molalarda birlikte olmaya çalışıyorum ama o arkadaşlarından bana fırsat bulamıyor nedense. Arkadaşları dediğim iki kişi: biri yaşlı bir adam, emekliliği çoktan dolmuş, kısa boylu çok zayıf değil atletik bir yapısı var, gözleri yeşil, çakmak çakmak bakıyor insanın yüzüne. Öbürü orta yaşlı bir kadın;, oldukça şişman, esmer, gür kıvırcık saçları var sanki yediği her şey saça dönüşüyor. Saçlar kafasından fışkırmış gibi gür, kesse sanki o anda hemen tekrar kafasından fışkıracak. Ben de Hilal’e yakın olmak için arkadaşlarına aldırmadan onunla konuşmaya çalışıyorum ama şu yaşlı herif dik dik suratıma bakıyor. Tam ben onunla konuşurken hemen lafa giriyor ya da şu esmer kadın, o daha kaba, gel bak sana bir şey söyleyeceğim deyip onu yanına çekip fısfıs bir şeyler söylüyor. İlk başta bana alıştıktan sonra bu tavırlarından vazgeçerler dedim ama daha da kabalaştılar. Adam durmadan bir şeyler çiziyor, şöyle bir baktım hiç de fena görünmüyordu. Devamlı insan yüzleri çiziyor. “İnsan yüzü çizmek zordur,” dedim. “Bilmem,” dedi kayıtsızca. “Hiç fena değiller, belki bir gün sergi açarsınız,” dedim.  “Öyle bir niyetim yok,” dedi. Kadın da durmadan okuyor ben aralarında olunca önce sessiz duruyorlar ama konuşmaya başlayınca hemen araya giriyorlar, bir şekilde konuyu dağıtıyorlar. Hilal de onlara uyunca ben de gıcık olup yanlarından kalkıyorum. Adamın resimleri hep aynı tarzda; bir tarafları kapkara, öbür tarafları aydınlık insan yüzleri. Üç boyutlu olsun diye böyle yapıyor diye düşündüm, herkesin bildiği bir kuraldır bu: Güneş vuran taraf aydınlık olur vurmayan taraf karanlık. Bir gün, “Neden öbür tarafları bu kadar kara?” dedim. “Üç boyutlu olsun diye mi?” Birden kafasını havaya kaldırıp gülmeye başladı: “Bunlar dört boyutlu,” dedi. Yanındaki kadın da aptal aptal sırıtmaya başladı. “Çok mu komik?” dedim. “Bu gölgeli taraflar…” dedi bir öğretmen tavrıyla. “İnsanların karanlık tarafı, ben insanların üç boyutlu yüzlerini çizmem onların karanlık taraflarını çizerim. İşte bu dördüncü boyuttur.” Kadın lafa atladı hemen: “Bazen benim okuduğum roman karakterlerini anlatıyorum ona, o da onları hemen çizer.” “Çok ilginç.” Dedim. “Ne okuyorsunuz?” “Genellikle korku ve polisiye.” “E o zaman bu roman karakterlerinin tamamını kapkara çizmeniz lazım.” Bu sefer yaşlı adam kafasını havaya dikip daha bir gürültülü gülmeye başladı: “İlahi çocuk…”  Arkadaşı olacak maymun da okuduğu kitabın üzerine kapanıp hırıltılı bir şekilde gülmeye başladı. Hilal gülmedi, öylece üzgün üzgün bana baktı. Ben de yanlarından kalktım. Bu kız sürekli onlarla oturuyor, sanki mecbur gibi hep yanlarına gidiyor. Gitmezse hemen yanlarına çağırıyorlar, sessiz sessiz konuşuyorlar. Diğer çalışanlar da onlarla mesafeli, mecbur kalmadıkça onlarla konuşmak istemiyorlar. Neden bu kızı rahat bırakmıyorlar ya da kız neden onların her dediğini yapıyor aralarında bir çıkar ilişkisi mi var? Ama bu tuhaf insanlardan ne çıkarı olacak ki, hem zaten öyle çıkar için insanlarla ilişki kuracak bir insana benzemiyor. Belki şu yaşlı herif ona resim dersi veriyordur. “Resim sever misin?” diye sordum Hilal’e. “Evet,” dedi. “Hem de çok!”  “Öyleyse yakında bir yerde resim sergisi var, hem de kimin bil bakalım kimin?” dedim. Hiç düşünmeden, “Kimin?” diye sordu. “Dali’nin,” dedim. “Şu rüyalarını çizen deli herifin.” “Ohoo!” dedi şu deli ihtiyar. “Biz ona çoktan gittik.” Nereden çıktı bu herif birden, sanki durmadan bizi izliyor. Hilal’i yanına çağırdı, o da bana hiçbir şey demeden peşinden gitti.

Yine sinirlerim bozulmaya başladı, geceleri uyuyamaz oldum. Buraya taşındığımdaki bütün umutlarım sönmeye başladı. Geceleri hep Hilal’i düşünüyorum, acaba kıza bir şey mi yapıyorlar? Onu nasıl etki altına almışlar? Kadın bir yandan, şu yaşlı domuz bir yandan. Aklıma kötü kötü şeyler geliyor. Bir şekilde bu kızcağızı korkutmuşlar, o da bu iki delinin sözünden dışarı çıkamıyor. Şu yaşlı herif emekli olsa da kurtulsak. “Neden emekli olmuyorsunuz?” dedim yekten. Önce o deli deli bakan yeşil gözlerini üzerime dikip biraz durdu. Umarım kızmıştır, dedim içimden. Sonra kafasını havaya dikip yine deli kahkahasından attı: “Sevdiği işi yapan biri asla emekli olmaz,” dedi bana. “Bu mu sevdiğiniz iş?” dedim, “Evrak getirip götürmek, makbuz kesmek mi?” “Evet,” dedi. “Bundan daha güzel bir iş var mı?” “Emekli olsanız bol bol resim yaparsınız fena mı? İnsanların karanlık taraflarında kaybolup gidersiniz.” “Bak sen,” dedi kadına dönüp. “Neler de biliyor!” Kadınla ikisi birbirine bakıp sırıtıp durdular. Sonra adam birden bir resim karalamaya başladı. Merakla baktım: “Ne oldu?”dedim. “Birden ilham mı geldi?” Sessizce hırslı hırslı çizmeye devam etti, sonunda bitirip birden önüme fırlattı. “Al işte!” dedi, “bitti.” “Ne bu?” dedim, cevap vermedi. “İyi ama, bu adamın yüzü tamamen kapkara, hiç aydınlık yok. Gece karanlıkta bir adam yüzü, çok ilginç bir yaklaşım,” dedim. “Çünkü bu adamın hiçbir aydınlık tarafı yok,” dedi. “Kime benziyor, iyice bak bakalım,” dedi. “Yanakları ve alnı biraz bana benziyor sanki,” dedim. “Aferin.” Yine o deli kahkahasından attı: “Kendini tanımak iyi bir şeydir.” Çok sinirlendim: “Manyak mısın sen?” dedim. “Bu yaşa gelmişsin hâlâ akıllanmamışsın, bak benimle o kadar uğraşma, seni fena yaparım!” dedim. Kıvırcık saçlı kadın bir şey diyecek oldu, ona da döndüm. “Sen de pek normal değilsin, ayrıca siz ikiniz de Hilal’i rahat bırakın, sizin malınız değil o. Böyle devam ederseniz ikinizi de fena yaparım! Ayrıca Ankara’da sağlam dostlarım var, Irak sınırından buraya nasıl geldim sanıyorsunuz?”  Kıvırcık saçlı kadın hemen ayağa kalktı: “Hadi hadi kalkın,” dedi. Hilal’i çocuk gibi kolundan çekiştirip kaldırdı: “Haydi yemeğe gidiyoruz.” Hilal’e baktım, sinirli sinirli ama o gözlerini benden kaçırarak hızla peşlerinden gitti. “Cehennemin dibine gidin,” diye bağırdım arkalarından. Herkes bana baktı. Sinirden ellerim titremeye başladı, bir süre sakinleşene kadar öyle oturdum. Keşke öyle güldüğü zaman ağzının ortasına yapıştırsaydım. Resmen bana hakaret etti. Hiç aydınlık bir tarafım yokmuş, içim kapkaraymış! Orospu çocuğu.

Sinirlerim tekrar bozuldu. Halbuki buraya ne umutlarla gelmiştim: Boğaz, Taksim, şu kumral kız… Hepsi çok güzel başlangıçtı ama bu iki tuhaf insan bütün sinirlerimi yerle bir etti. Tekrar biraderimi aramak zorunda kaldım; halbuki kendime söz vermiştim, bir daha onu rahatsız etmeyeceğim, kendi sorunlarımı kendim çözeceğim diye. “Alo!” dedim. “Merhaba,” dedi. “Nasıl gidiyor bakalım? Yeni yerine alıştın mı? Ulan durdun durdun turnayı gözünden vurdun, fıstık gibi yere düştün.” “Evet,” dedim, “Güzel yer gerçekten.” “İyi,” dedi, “Bunu senden duymak güzel.” “Yalnız…” dedim. “Bir sorun var.” “Ne var?” dedi, “Müdürle ilgili mi?” “Yok,” dedim, “Çalışanlarla ilgili, yaşlı bir piç ile bir de onun arkadaşı bir manyak bir karı var.” “E ne olmuş onlara?” “Bunlar benim hoşlandığım kızı rahat bırakmıyorlar, ne zaman kızın yanına yaklaşsam engel oluyorlar. Bilmiyorum ama kız da onlara uyuyor, ne derlerse yapıyor. Bence kızı korkutmuşlar. Bilmiyorum ama kızla aralarında garip bir ilişki var.” “Kız kaç yaşında?” “Yirmi yedi yaşında.” “E koskoca kız neden korksun ki, belki onlardan birisi akrabası falandır.” “Yok, akrabası falan değiller.” “Bunlar sanki kıza bir şey yapıyorlar, onu bir şeyle korkutuyorlar.” “Gene gizemli işlere mi daldın?” “Başka bir açıklaması var mı?” “Ya sen gene sapıtmaya mı başladın? Ne gizemli işi! Kız anasının gözü birisi bence, o yaşlı heriften ya da kadından bir çıkarı vardır. Çıkarı olmasa niye o kadar taviz versin?” “Ne çıkarı olacak o aşağılık insanlardan?” “Sen böyle şeylere kafanı takma, o kızı da boş ver. Kişilikli bir insan olsaydı onlara o kadar bağlanmazdı. Bu tip insanlara bağımlı kişilik tip insanlar denir. Kendi başlarına hiçbir bok beceremezler, şaşkın ördek gibi sürekli birilerinin peşinden giderler.” “Ama ben onu seviyorum, onu o canavar ruhlu insanların eline bırakamam.” “Kıza sevdiğini söyledin mi?” “Evet!” “O ne dedi?” “Bir şey demedi, sadece teşekkür etti.” “Eğer o kız senden hoşlansaydı o insanlara rest çekerdi. Ulan öyle kızlar var, anasına babasına rest çekip sevdiği adamın peşinden gidiyor. Sen unut o kızı, ondan sana bir hayır gelmez. Yanlarına gidip durma bırak o senin yanına gelsin.” “Bir de…” “Bir de ne?” “Şu yaşlı piç durmadan insan resimleri çiziyor. Görsen öyle korkunçlar ki ikinci kez bakamazsın, insanların yüzlerinin bir tarafları hep kapkara. O kara taraf insanların korkunç karanlık taraflarıymış, insanların karanlık yüzünü çiziyormuş.” “Bırak ne çizerse çizsin orospu çocuğu, sana ne!” “Ya benim de resmimi yaptı ama kapkara yaptı, benim ruhum tamamen kapkaraymış.” “Çakmadın mı suratının ortasına!” “Çakacaktım ama öbür manyak kadın hepsini yanımdan kaçırdı. Ama söyledim onlara, “Sizi fena yapıcam!” dedim. “Tamam, siktir et sen onları fazla da muhatap olma. Eğer üstüne gelirlerse çak ağızlarına olsun bitsin.” “Öyle yapıcam zaten.” Biraz rahatladım. Biraderim akıllı adamdır, her zaman soğukkanlı düşünür ve sorunlara çözüm bulur. Biraderimin dediği gibi yaptım, bir daha yanlarına gitmedim. Hilal’e bakmaktan kendimi alamıyordum ama o benden sürekli gözlerini kaçırıyordu. Hemen ya adam ya da kadına dönüp bir şeyler soruyordu. Bir gün yalnızken yakaladım: “Ne var bu insanlarla aranda?” dedim. “Sana bir şey mi yapıyorlar? Seni tehdit mi ediyorlar?” “Yok canım,” dedi, “Olur mu öyle şey?” “Öyle ise neden o kadar korkuyorsun onlardan? Söyle, bir şey yapıyorlarsa analarını ağlatırım onların. Dedim ya seni çok korkutmuşlar. Zaten onlar da çok korkunç insanlar, tamam benimle konuşma ama onlarla da konuşma. Korkma bir şey yapamazlar, ben varım yanında. Her zaman yanında olacağım merak etme” “Neler diyorsun sen? Neden korkacakmışım? Sadece eski arkadaş, ikisi de yıllardır tanıdığım insanlar.” “Yalan bunların hepsi biliyorum, bu insanların senin üzerinde gizli bir güçleri var.” Hayretle yüzüme baktı. Sen nerden biliyorsun, dediğini duyar gibi oldum. Sonra hiçbir şey demeden sessizce yanımdan uzaklaştı, o günden sonra da hiç konuşmadık.

Sonra ben rahatsızlandım, ciddi bir rahatsızlık, sürekli zayıflıyordum. Midemde bir problem çıktı. Hep bu karanlık insanlar yüzünden sağlığımdan oldum. Hilal’e üzülmem, şu aşağılık insanlara olan nefretim mideme vurdu. Doktor hemen ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Ben de durumu müdüre ilettim: “Boş ver sen işleri,” dedi. “Sen sağlığına bak.” Ameliyat başarılı geçti, bir hafta sonra eve geldim, yani annemle babamın evine. Birkaç kere rapor aldım, daha doğrusu doktorum dinlenmem gerektiğini belirtti, sıkı bir perhiz verdi. Toplam altı ay işe gidemedim. İşyerimden herkes geçmiş olsun diye aradı ama Hilal aramadı. İyice düzeldikten sonra tekrar göreve başladım. İlk gün onları görmedim. “Tesadüftür herhalde,” dedim ama ikinci gün de hiçbirine rastlamadım. Doğrudan müdüre sordum. “Gittiler…” dedi müdür. “Nereye gittiler?” dedim. “Hepsi tayin istedi gitti,” dedi. “Ya Hilal?” dedim. “O da gitti.” dedi. “Neden gittiler? Bir sorun mu vardı?” “Yoo,” dedi müdür. “Burası çok pahalıymış, geçinemiyorlarmış, daha küçük bir yerde yaşamaya karar vermişler. A az daha unutuyordum, size bir de mektup bıraktılar.” Zarfın üzerinde üçünün de ismi vardı, beraber de olsa Hilal’in adını görmek beni çok heyecanlandırdı. Daha fazla soru sormak istemedim, teşekkür edip hemen müdürün odasından ayrıldım. Bir kenara çekilip hemen zarfı açtım, mektup yaşlı adamın ağzından yazılmıştı: “… Bey merhaba! Öncelikle geçmiş olsun, biz buradan ayrılmak zorunda kaldık. Benim çizmiş olduğum şu resimlerden biri başımıza dert açtı, Tülay Hanım okuduğu bir korku romanındaki karakteri tarif etti ben de çizdim. Keşke çizmez olaydım… Onu görünür hale getirdik ve üçümüze de musallat oldu, özellikle yan yanayken çok daha belirgin oluyordu. Bir müddet ayrı ayrı oturduk ama bizi rahatsız etmeye devam etti. Şanslısınız, eğer ameliyat olmasaydınız sizi de rahat bırakmayacaktı. Biliyorum sizin de bu karanlık varlıklara karşı bir hassasiyetiniz var. Neyse, sonunda temelli ayrılmaya karar verdik; hepimiz ayrı ayrı yerlere tayin istedik. Ben bir sene daha çalışıp emekli olacağım, Hilal bu gücün etkisinden kurtulunca sizi arayacak ama şimdilik beklemeye karar verdi. Lütfen onu arayıp bulmaya kalkmayın! Bu karanlık güç en çok ona musallat oldu. Bu gücün etkisinden tamamen kurtulana kadar sizi aramayacak. Sağlıcakla kalın. İmza: Yaşlı Kurt.” Zarfın içinden bir de resim çıktı, benim resmim, üzerinde hiç gölge yoktu. Resmin altına tarih atmış ve imzalamış: Y.K. Hemen biraderimi aradım: “Haklı çıktım,” dedim heyecanla,“Ne oldu?” dedi merakla. “Şu yaşlı herif, çizdiği bir karanlık gücün etkisine girmiş, sadece o değil diğerleri de! Ben anlamıştım zaten bunlarda bir tuhaflık var diye. Bana bıraktığı mektupta her şeyi itiraf etmiş.” “Bunların hepsi palavra!” dedi biraderim. “O herif emekli olmaya karar vermiştir, yolluk alsın diye de memleketin öbür ucuna tayin istemiştir. Diğerleri de daha rahat geçinebilmek için daha ucuz şehirlere göç etmiştir. Sana bıraktıkları mektubu yazarken çok güldüklerine eminim. O kızdan haber falan bekleme, seni gerçekten sevseydi onlara uyup tayin istemezdi. Kızı aramayasın diye böyle bir fırıldaklık düşünmüşler. Sen işine gücüne bak, ortalık işsiz dolu; mesleğinde uzmanlaş, boş ver karanlık güçleri falan…” Yine inanmadı. Hilal beni aradığında ne diyecek bakalım…

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kadınlardan Bilgece ve Hınzırca 20 SözOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

9 Mart 2025

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Hazırlayan: Fulya KılınçarslanAntik Çağ’ın sonlarına doğru Batı’da, Akdeniz’in neredeyse tamamı Roma İmparatorluğu tarafından kontrol ediliyor ve o bölgede yaşayan topluluklar “Romalılaşma” olarak bilinen etkiyle yeniden biçimleniyordu. II. yüzyıla gelindiğinde bu geniş i..

Devamı..

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024