Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Ocak 2023

Edebiyat

Saroyan, Unutmak, Hatırlamak

Erhan Sunar

Paylaş

2

0


William Saroyan söylemek istedikleri söylediklerinden her zaman daha fazla olacak bir yazar.

Bir Saroyan öyküsünün özüne inmek zordur, ama bu düzyazısının çetrefilli bir yapıya sahip olmasından değil, tam tersine, her şeyin – neredeyse kuşku uyandıracak bir biçimde – yüzeyde olup bitmesinden kaynaklanıyor gibidir. Okurken kendimize soracağımız her soruya bu anlatımı da, meselelerine yaklaşımı da yeterince açık öyküler öyle geniş ve berrak bir açıklama alanı sunar ki, yazarın dünyasına girme çabamız bir an sonra bir anlaşma çağrısına dönüşüverir. Yazarın ele aldığı konular önemlidir elbette (soğuktan ve yoksulluktan ötürü yazma hayalleri de bulanıklaşan genç bir adamın anlattıklarına kim kulak vermez ki?), ama okur olarak bizi asıl düşündürecek ayrıntıların bunların her birinin hayatın olağan bir parçası olduğu yönünde yapılmış alçakgönüllü vurguda anlam bulduğunu görmek çok daha önemlidir ve Saroyan’ın maharetinin asıl işlediği nokta da burada yatar: Dünyanın her neresinde, ne şartlarda, hangi sıkıntılarla yaşıyorsak yaşayalım, insan olmanın anlamına dair hepimizin büyük bir yanıt olduğuna duyulan bir inançtır bu.

Bunun kuşku uyandıran bir iyimserlik olduğunu düşünüyorsak, öyküleri kendimizi unutmayı deneyerek de okumakla başlayabiliriz belki. Yıkımların eksik olmadığı bir çağdan bize seslenen bu yaralı ama hiç de küskün olmayan adam (sürgün bir Ermeni aileden olduğunu hatırlamamız yeter) çoğunlukla bir çocuğun gözünden dünyaya bakmakla, varoluşunun anlamını bir buhranın engelleri içinden değil hayatla, insanlarla bağını kesmemenin olanakları içinden hisseden yoksul gençleri durmadan hatırlatmakla sahiden de ne anlatmak istiyordur? Her şeyi, herkesi kucaklamanın zorluğu ortadayken, bir de bunu sürekli vazeden bir sesin anlamsızlığına kim katlanır ki? Üstelik canlı tanıklıklarla, yazılmış sayısız ciltle, edilen büyük laflarla ve her şeyden önemlisi kavgalar ve savaşlarla derinleşen, basbayağı bir hafıza sorununa dönüşen hayli tartışmalı bir yüzyıla şahitlik etmiş birinden duymayı hayal edemeyeceğimiz ölçüde tarafsız bir söylemdir bu… Saroyan’ın zaman zaman hikâye etmekten çok denemenin sınırlarına da dâhil olabilen anlatımı, gelebilecek bu türden eleştirilere kulak tıkamaz hiç; kimliklerimizi elden geldiğince sahiplenmemizi telkin eden yaygın görüşü umursamadığını değil, bu kimliklerin günün birinde aşılacağına açık kalplilikle inanmamız gerektiğini gösterir; intikam hayalleri ya da basitçe kötümser olmak yerine hayatı hissetmemiz gerektiğini, bunu denersek kendimize ve başkalarına tahammülümüzün artacağını ileri sürer; toplumsal bir acının izlerini bir ailenin üyelerinde (yüzlerinde, tavırlarında, ilişkilerinde) sürerken bu acıların aktarılması ya da ifşa edilmesinden önce anlamlandırılmasının boyutlarını hissettirir bize sadece. Kendimizi unutma çağrısı Saroyan’ın öykülerinde edebî yollarla sağlanacak bir okuma yanılsaması olduğu kadar ve belki de daha çok, hayatta kapladığımız yerin anlamı ile ilgili bir şeydir ve bunun psikolojik açmazlar, felsefi çıkarımlar ya da toplumsal konumumuzla (ve bunlara benzer başka modern meselelerle) bağı, dünyayı olanca zenginliğiyle olumlamanın basit mantığı karşısında oldukça zayıf ve gerilerde kalır. İnsana dair her şeyin aynı zamanda insanlığı açıkladığını görmek okurun bu öykülerden çıkaracağı ahlakî bir ders olmasa da, aklından çıkarmakta artık tereddüt edeceği hakiki bir sezgi olarak yer eder. Saroyan’ın bizi dünyanın hayret edilmesi, keşfedilmesi gereken muazzam bir ilişkiler yumağı olduğuna inandırma gücü öyledir ki, sonunda kendimizi gerçekten de unutur, belki de fazla öne çıkarmanın (düşünmenin, kurcalamanın) anlamsızlığını hissederiz.

Ama yazarın niyetini önemsemeye ve burada pek vurgulamamaya çalıştığım meselelerin (göçmenlik, yabancılık, hemşerilik ilişkileri, savaşlar) çevresinde bile dolanmadığı öyküleri de vardır ve bunları okumak da en az diğerleri kadar keyif verir. Edebî bir ikinci dünya içinde var olan kurmaca kişilikler olduklarına bizi daha fazla ikna eden çocuklar, aile babaları, öğretmenler, yazma aşkının şimdiden bilgeleştirdiği gençler, işçiler vs. ile dolu olan böyle öykülerde Saroyan’la pek ilişkilendirilmeyen olay örgüsü de biraz belirgin bir hal alır ve yaşamlarının bize gösterilen parçasını bilip tanıdığımız – ve kendimizin de parçası olduğu – bu hayatın içinde görme çabamız, okumanın kendisiyle ilişkilendirilebilecek bir unutkanlığa teslim edilir. Bu türden öykülerde yazarın seslendiği kimliği belirsiz okur, bir insanlık hayali ya da bunlardan bizim çıkaracağımız fikirler de silikleşir, iyimserlik ve coşku bu kez hikâyeye duyulan inanca dönüşür. Yazarın edebî hilelere, oyunlara, göndermelere pek heves etmemesi ise öykü sınırlarının içindeki yaşamsallığa bir vesiledir sanki; toplumsal sorunlara atıfla kurduğu öykülerindeki yüce gönüllülüğün yerini şimdi de – yazının bilinciyle zehirlenmiş bir çağın ortasında – naif, duru bir anlatım alır. (Yazarın anlatmayı çok sevdiği çocuk dünyasının şeytani olabilecek ilişkileri bile son kertede masum ve zararsızdır. “Presbiteryen Koristler” isimli öyküde, iki koro öğrencisinin öğretmenlerine ettikleri oyun acımayı da barındırır.) Üslubun öykülerin içeriğiyle bağlantılı olduğunu da eklemek gerek; yoğun neden-sonuç ilişkileriyle şekillenen, tutturduğu istikamet az çok kestirilebilir, metnin iç unsurlarının gerektireceği zekânın çok göz önünde olduğu öyküler söz konusu olmadığı için, yazarın anlatımının bir ölçüde kaygısız olduğu bile söylenebilir. Edebiyata belirgin bir saflıkla bağlı okurlardan Saroyan hakkında sıklıkla duyabileceğimiz “Çok çocuksu, çok basit, çok okunaklı” gibi benzetmelerin de, bu öykülerde olup biten her şeyin oldukça açık ve canlı, aranacak daha derin anlamların ise epey bir belirsiz olmasından kaynaklanabileceğini unutmayalım. Tabii tüm bunların bizi bir edebiyat metnine inandıran unsurlar olduğunu ve bu sanatın şimdilerde unutulmuş bir tanımının böyle bir iyimserlik barındırdığını da.

William Saroyan söylemek istedikleri söylediklerinden her zaman daha fazla olacak bir yazar. Ama eserleri böyle bir ima gücünden beslendiği için değil, bizi hayatın ve dünyanın zenginliğiyle baş başa bıraktığı, sözlerini kalben söylediği, sonunda gerisinde bir sohbet ve diyalog çağrısı bıraktığı için. Birbirimizle, daima.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ah’lar Ağacı’ndan Topladığım Ah!lar...Haden Öz
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

29 Ağustos 2025

Çevirinin Konukseverliği Üzerine Bir O..

Yazar için çeviri, insanlığı birleştirir. Çeviri, yazar için bir misafir ağırlama biçimidir, kelimenin yabancılığını silmeden ona ev açmaktır.“Şiddet içeren çevirinin çaresi yine çeviridir, çünkü kavimler ve kabilelere dağılmanın çaresi de insanlıktır..

Devamı..

Tanrı’nın Yalnız Çocukları, Yalnızca B..

Besim Can Zırh

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024