Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Ağustos 2023

Öykü

Sayım

Muharrem Ender Öndeş

Paylaş

4

0


“Ay içim bayıldı artık, kapat şunu, mutfağa gel. Son bir kahvemizi içelim.”

“Program vardı, ona bakıyordum. Emekli generaller filan…”

“E, adı üstünde emekli işte, bırak Allah aşkına, gel. Kek de almıştım, atıştır biraz, için kıyılır gece sonra…”

“Dizilerde de bir şey yok ki hayatım, dönüp dönüp hep aynı şeyler. Zaten kanallar… Biliyorsun işte.”

“Evet, biliyorum. İletişim Komisyonu’nu ben yönetmiyorum ama. Kanal kısıtlamalarını da ben koymuyorum; bana çemkirme yani.”

“Çemkirmiyorum ya. Sıkıntıdan konuşuyorum öyle. Hep aynı şeyler olunca…”

“Cüneytler bir yolunu bulmuştu ama…”

“Evet. Buldular canım. Belalarını da buldular biliyorsun. Ek anten ve cihazla oynamak… Sonrası? İki aydır boş ekrana bakıyorlar. Ayrıca, diğer sosyal alan kısıtlamaları…”

“Neyse işte. Boş ver şimdi, kahveni soğutma. G’ye geçene kadar yapacak bir şey yok nasıl olsa. Zaten su da bir garip... Normal ocakta kaynamış suyu ne kadar özlemişim.”

“Çocuklar uyudu bu arada değil mi? Annem de öyle.”

“Hıı, uyudular, küçük öksürüyordu biraz. Annen yarın sağlık merkezine götürecek onu. Sonra da ikisini alıp büyük avluya çıkaracak.”

“Ben de erken gelirsem biraz ‘Yeşil-Bölge’ye götürürüm çocukları; ‘Ara-Kapı’dakileri ikna edebilirsem tabii…”

“Yemekler iyiymiş bugün. Annem söyledi; ufaklık bile beğenmiş yani, o kadar iyi.”

“Zaman zaman bozuyorlar ama yaza doğru biraz daha düzeliyor, evet.”

“Şirket nasıldı bu arada?”

“Her zamanki gibi işte… Gelecek aya devredecek dosyalar birikti, onları eritmeye çalışıyoruz bu aralar ama çıkışlar aksamıyor en azından. Ring tam saatinde geliyor kapıya.”

“Bizimki biraz karışık... Matbaa makinalarının parçaları değişiyor birkaç gündür. G’den geri gönderilen ustalar vardı, onlar da uyum sağlamakta zorlanıyor. Tam curcuna! Bu arada, matbaa deyince, değişim yapacak mısın yarın?”

 “Kitap mı? Hıı, olabilir. Özel bir şey mi var istediğin?”

“Yoo, çok özel bir şey yok. Polisiye filan işte, ne bulursan. Ne var ki zaten? Haftada üç tane veriyorlar, biliyorsun. Okumasam da o üç taneyi almak istiyorum her pazartesi.”

“Prensip meselesi diyorsun yani?”

“Evet, prensip meselesi! N’olmuş ki?”

“Yok bi’şey yavrum! Soruyorum sadece. Tuhafsın bugün ha! N’oldu sana?”

“Hiç. Bir şey yok, Belki de sorun bu: Hiç! Boş ver. Takıldım işte. Nasıl ışıl ışıl parlıyor Merkez-Kapıaltı değil mi, baksana? Hangi odaya girsen, hangi cama yaklaşsan, onun ışıltısı.”

“Çünkü düzenleme öyle canım. Tam ortada duruyor ve sitedeki bütün odalar, bütün pencereler oraya bakmak zorunda. ‘Öz-Güvenlik-Mimarisi’ diyorlar buna.”

“Bazen…”

“Evet, bazen?”

“Hiç işte... Bazen Dışsal-Duvar’da bir delik açıp bakasım geliyor biliyor musun?”

“Allah Allah! Bir tuhafsın bugün hakikaten. N’oluyor sana böyle? Ek-anten, prensipler, delik açma arzuları… Bir yıl sonra G’ye geçme hakkını kazandık hayatım, bilmiyor musun bunu? Doğru dürüst bir ocak, çiğ yiyecek alma hakkı, küçük de olsa dış pencereler, daha geniş yeşil bölgeler… Çocukları düşünsene! Bütün bunları riske atamayız, değil mi?”

“Atamayız, evet, biliyorum. Ama bunalıyorum yine de.”

“Mutsuz musun gerçekten?”

“Bilmem… Karar veremiyorum ki buna… Bazen öyle, bazen değil… Seninle ilgisi yok. Seni seviyorum; iyi bir adamsın. Karar veremiyorum ama işte. Güzel bir evimiz var, işimiz de iyi. Çocuklar sağlıklı; doğrusu annen de iyi idare ediyor durumu ama…” 

“Ama?”

“Bilmiyorum dedim ya. Bilsem söylerim herhalde. İçimde öyle bir şey… Sıkıntı gibi… Dilekçe verip B’ye mi geçsek? Aylinler de orada biliyorsun?”

“Niye? Manzarası mı güzel? Hayatım, bütün pencerelerin nereye baktığını kendin söyledin az önce! Kadınlar hep böyle tuhaf mı oluyor acaba? Ciddi bir ihlal yapmazsak, on bir aydan biraz fazla bir zamanımız kaldı G için ve gecenin bir vakti sen bunları söylüyorsun!”

“Öpsene beni.”

“Anlamadım. Ne?”

“Öpsene beni. Zor mu bunu anlamak?”

“Of, özür dilerim tatlım, birden öyle şey olunca… Tabii ki öperim canım benim; niye öpmeyeyim. Öyle pat diye söyleyince...”

“Canım istedi işte… Zaman da azalınca… Seviyor musun beni?”

“Evet. Tabii ki. Ek-anten takıp duvar delecek kadar değil ama! Şaka şaka! Onu da yaparım istersen ama saçma olur bizim durumumuzda. Benden iyi biliyorsun bunu. Zaman da bitti bu arada; az önce 28’inci kattaydılar, şimdi girerler içeri…”

(…)

“Şubat 24, saat 22.36’da Hane Reisi olarak kayıtlara geçmesi için bildiriyorum: Evimiz, ikisi ‘Yarar-Dışı-Düzeyde-Çocuk’, biri ‘Kullanım-Yaşı-Üstü-Emekli’ ve ikisi ‘Sağlıklı-Sorumlu-Ebeveyn’ olmak üzere toplam 4 kişiden ibarettir!”

“Teşekkürler ve sonsuz saygılar size! Yurttaşlık bilincinizin yüksekliği gerçekten göz kamaştırıcı! Yine de, üzerime almış bulunduğum sevimsiz görev gereği, gelişkin öz-saygınızı incitmeyi hiç istemesem de, sitemizin bazı yaşamsal kurallarını hatırlatmak zorundayım. Bildiğiniz ve zaten titizlikle riayet ettiğiniz gibi, saat 23.00’ten sonra, Ortak-Kullanım-Alanları ve Sosyal-Etkinlik-Zeminleri sizlerin yarınki zindeliğinizi korumak amacıyla kapanmaktadır. Aydınlığa olan güçlü tutkumuzun bir gereği olarak hiçbir yerde ve hiçbir biçimde ışıklar söndürülemez. Uyku saati, 23.10’da başlayıp saat tam 07.00’de sona erer. Ringler, yararlılık kategorisindeki yurttaşları saat 07.30’da Merkez-Kapıaltı önünden alır. Yine bilindiği gibi, yüksek özgürlük aşkımız ve ‘Kendini-Sahiplenme’ ilkemiz gereği hiçbir kapı, hiçbir biçimde kilitlenmemekte; hatta kapıların hiçbirinde kilit mekanizmaları da bulunmamaktadır. Şu ana kadar tek bir çizikle bile lekelenmemişliği nedeniyle her türlü takdiri hak eden sicil defteriniz, bu durumu derinden kavrayarak içselleştirdiğinizi açıkça göstermektedir. Yine de, sizin güçlü sorumluluk duygunuza ve ‘İçsel-Özgürleşme’ yolunda kat etmiş olduğunuz muazzam mesafeye saygısızlık etmeyi aklımızın ucundan bile geçirmeksizin, uyku zeminleri dışındaki alanlarda gece boyunca ‘Termal-Uygulama’nın varlığını hatırlatmak zorundayım. İyi geceler, rahat uykular dileyerek, yürekten sevgilerimle C-3183’e geçmek için izninizi istiyorum efendim.”

(…)

“Uyudun mu?”

“Eh işte, dalmak üzereydim…”

“Şu… Termal hikâyesi… Gerçek mi sence?”

“Niye? Denemek mi istiyorsun?”

“Yoo… Hiç… Öyle sordum işte... Hiç…”

“On bir ay yirmi bir gün tatlım… Geçecek. İnan bana, göz açıp kapayana kadar geçecek. Lütfen…”

  

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İhsan Oktay Anar romanının özellikleriSemih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Livia Gershon

13 Ekim 2025

Nasıl Modern Diktatör Olunur

Şu an demokratmış gibi görünse de otokratik rejimle yönetilen ülkelerde, çoğunluğun yanı sıra bir de yüksek eğitimli ve bilgi bir alt grup var. Yirmi birinci yüzyılın diktatörleri önceki yüzyıllardaki seleflerinin aksine muhalif sesleri doğrudan şiddet kullanarak değil, d..

Devamı..

Kahvaltı Takımı Seçiminde Nelere Dikka..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024