Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Kasım 2021

Söyleşi

Selim Erdoğan ile Söyleşi: Sabotaj İhtimali, Komplocu Bakış, Kifayetsiz Yöneticiler, Akıl Almaz Yöntemler

Aynur Kulak

Paylaş

0

0


Komplo teorileri dünyayı ve olayları anlamakta anlamlandırmakta kullanılan araçlardan biri. Son zamanlarda maalesef en yaygın olanı hatta. En genel şekliyle olayları görünen şekillerinin arkasında her zaman gizli planları olan ve her şeyi yönlendiren kötücül çıkar gruplarına bağlama eğilimi olarak tanımlanabilir belki komplo teorisyenliği.

Selim Erdoğan ile son romanı Sabatoj: Anadolu’da Hazin Bir Komplo Öyküsü odağında yapmış olduğum söyleşi günümüz insanının olaylara bakışının nasıl komplocu anlayışlara gebe olduğu üzerine şekillendi. Bir sabotaj soruşturması kapsamında ele alınan olaylar silsilesinde sosyo-kültürel, toplumsal, siyasal ve ekonomik bağlamların konuyu nasıl etkilediği üzerine konuştuğumuz söyleşinin kapsamı genişledi.  “Güncel olanın edebiyatı nasıl yapılır?” meselesi romanın odağını belirlediği gibi bu söyleşinin de ana izleği oldu.

Selim Erdoğan ile gerçekleştirdiğim kapsamlı söyleşimiz için buyurun lütfen.

Aynur Kulak: 2012 yılından beri romanlarınız yayınlamakta ve bilim kurgu öykü derlemelerinden oluşan İthaki yayınları tarafından yayımlanan Yeryüzü Müzesi ve İlk isimli bilimkurgu kitaplarına da katkı sağlamışsınız. Anlatmak istediğiniz hikâyeleri genelde fantastik öğeleri çağrıştıracak şekilde anlatmayı tercih ediyorsunuz diyebilir miyiz? Siz nasıl tarif etmek istersiniz bu durumu? Özellikle edebiyatın türler ile ilgili olan ifade biçimlerini siz nasıl ele alıyorsunuz?  

Selim Erdoğan: Yazdığım kitapların bazıları bilimkurgu türüne girebilir. Ama ben bu tür yapısından çok hoşlanmıyorum. Bence yazarı da okuyucuyu da gereksiz yere sınırlıyor. Elbette Agatha Christie’nin saf polisiye yazdığı söylenebilir. Bütün romanlarında öykü katil kim sorusu üzerinde oluşur. Ama mesela Orhan Pamuk’un son romanı Veba Geceleri hangi türe girecektir? Polisiye mi, alternatif tarih mi, postmodern başka bir tür kurmaca mı? Stanislav Lem, Ayn Rand, Isaac Asimov aynı türde yazmış olabilir mi? Bilimkurgusal ögeleri, ortamları zaman zaman kullanırım. Bilimkurgu spekülasyon yapmanızı, bugün de olan bazı sorunları belirginleştirerek tartışmanızı kolaylaştırır. Yararlı bir araçtır bu anlamda. Kurbağa Adası bir distopya olarak piyasaya sürüldü. Kanal’ın yapıldığı, göçlerle demografik yapının değiştiği, iyice ısınmış bir Dünya’da zaman zaman çöl rüzgarlarıyla gelen kumların insanın ağzına gözüne dolduğu, salgın hastalıkların kol gezdiği, kalabalık, nemli zaman zaman sellerin her şeyi silip süpürdüğü bir şehre dönüşmüş İstanbul’u bir ailenin gözünden anlatır. ALV’ler vardır mesela. Hava karada gidebilen araçlar. ALV’ler başka bir isimle de olsa piyasaya çıkmak üzere. Kanal da dahil diğer ögelerden hangisinin işaretlerinin bugün olmadığını söyleyebiliriz? Bugün yaşadığımız İstanbul, Kurbağa Adası’ndan ne kadar uzak? 

AK: Sabatoj: Anadolu’da Hazin Bir Komplo Öyküsü romanınız ile aslında günümüzde de var olan bir evrenin içine sokuyorsunuz bizleri. İlk önce romana genel bir bakışla sormak istiyorum. Bilim dünyası ile –ki baş karakterimiz bir bilim adamı- akıl dışı bir yoldan ilerlemek isteyenlerin karşılaştırması ve bu akıl dışı anlayışın bilim dünyasına neler yapabileceğinin hikâyesini  sabotajlar ve komplo teorileri üzerinden hikâyeleştirmek nasıl belirdi kafanızda?

SE: Komplo teorileri dünyayı ve olayları anlamakta anlamlandırmakta kullanılan araçlardan biri. Son zamanlarda maalesef en yaygın olanı hatta. En genel şekliyle olayları görünen şekillerinin arkasında her zaman gizli planları olan ve her şeyi yönlendiren kötücül çıkar gruplarına bağlama eğilimi olarak tanımlanabilir belki komplo teorisyenliği. Dünya’nın düz olduğunu inanan insanlar var bugün Dünya’da. Bunların sayısı az iken en fazla eğlence konusu olabilir. Ama nüfusun önemli bir bölümünü oluşturduklarını düşünün. Covid-19’un olmadığına inananları düşünün. Aşıların dünya nüfusunu yok etmeyi amaçladığına inananları, hatta yöneticilerin de buna inandığını? Komplo teorileri insanlara dünyayı çarpık algılatıyor, yanlış kararlar aldırıyor. Modi, Bolsonaro gibi liderler hafife aldılar ya da inanmadılar pandemiye. Sonuçlar felaket oldu. Aşıya inanmadığı için olmayan ve ölen insanlar çok sayıda. Bunlar komplo teorilerinin insanlığa doğrudan zararının en bariz örnekleri. En iyi ihtimalle de zihinleri bulandırmaktan, meşgul etmekten başka bir işe yaramıyorlar. Ülkemiz insanı da bu tür teorilere çok açık maalesef. Hâlâ önemli bir kitle başımıza gelen her türlü olumsuzluğu liderlerinin telkiniyle dış güçlere bağlıyor. Çünkü o zihinlere her gün gazete, televizyon ve internet aracılığı ile boca ediliyor bu. O zaman karşımıza mizah çıkıyor. Mizah çok güçlü bir araç bir edebi tür. Çevrenizdeki her harekette komplo gören zihniyetle başka nasıl mücadele edebilirdiniz ki?   

AK: Gürler Gür romanımızın pozitif bilimlere gönül vermiş fizikçisi, bir bilim insanı. Eşi, iki oğlu ile batı standartlarında bir aile yapısı var. Fizikçimizin hayatı bir sabotaj haberiyle ve bu sabotaj ihtimalini araştırılmaya görevlendirilmesiyle tamamen değişiyor. Hikaye bundan sonra başlıyor zaten ve devletin olayı araştırmak için görevlendirdiği Gürler Gür kendini Berhava ismi verilmiş bir külliye merkezinde buluyor. Burada olup biten hiçbir şeyin şimdiye kadar bilim çerçevesinde öğrendiği doğrular ve yanlışlar çerçevesinde ilerlemediğine şahitlik etmeye başlıyor. Bir noktada bırakır görevi diye düşündüm ama hayır bunu yapmıyor. Neden görevi bırakmıyor Gürler Gür, neden sonuna kadar mücadele ediyor?

SE: Merak enteresan bir duygudur. Bilimsel ve teknolojik birikimin de temelidir. Hayatımızı on beşinci yüz yıldan farklı kılan ne varsa merak duygusuna borçluyuz. Gürler’in bilim insanı kimliği önüne çıkan bütün engellere tuhaflıklara rağmen sonuna kadar gitmesinde rol oynamış olabilir. Üniversite öğrencisiyken yaşadığı bir kalp kırıklığının da etkisi var gibi görünüyor.

AK: Gürler Gür ve Nihat Selvi. Biri bilim adamı diğeri düzen adamı olarak Nihat Selvi’yi konuşmak isterim sizinle. SoMiDeBas. Soy ve Milli Değerlere Bağlılık Soruşturması adı verilen, külliyede çalışanlar için yapılacak, başına Gürler Gür’ün getirildiği bir sabotaj soruşturması mevzu bahis. Gürler Gür’e neredeyse hiçbir doğru dürüst bilgi vermeyen ya da “veremeyen” Nihat Selvi bilimin B’sinin olmadığı böyle bir yerde bilimin tüm gereklerini yerine getirdiğine inanıyor. Nihat Selvi, milli değerleri nasıl iyi hale getirebilir veya buna nasıl başkanlık edebilir sorusu sanırım burada bu karakter adına konuşulması gereken konular olarak beliriyor. Günümüz toplumsal ve siyasal yapısı düşünüldüğünde Nihat Selvi karakteri ile ilgili ne söylemek istersiniz?

SE: Liyakat ülkemizin en önemli sorunlarından biri haline geldi son zamanlarda. Özellikle devlet görevlerine getirilenlerin nasıl seçildikleriyle ilgili olayları, fişlenmeleri listeleri herkes biliyor. Bu kadar olmasa da eskiden de vardı. Türkiye’de gayrimüslimler vali, kaymakam, emniyet müdürü falan olabilir mi? İnsanların kökenini araştırmak da adeta milli bir spordur ülkemizde. Başına kripto sözcüğünü ekleyip etnik köken deşenlerin kitapları en çok satan kitaplar arasındadır. Bu ırkçılığa son yıllarda cemaatçilik falan da eklendi. Ama doğa liyakati sever. Liyakat olmazsa demiryollarının altından toprak da akar, uçak pisti de çöker, enflasyon da patlar. Soy ve Milli Değerlere Bağlılık Soruşturması bu durumun mizahı olarak okunabilir belki.

AK: Bir savcının, Murat Kum’un, olayların içine girmesi ile işler iyice sarpa sarıyor; özellikle Gürler Gür ve ailesi için. Halbuki adalet sistemi bir şeyleri düzeltmek veya düzgün yürümesini sağlamak için değil midir? Romandaki komplo teorileri baştan itibaren konuşuluyor fakat Gürler Gür’ün başına gelecekler asıl bundan sonra başlıyor ve bilim dünyası ve akıldışılık karşılaştırmasında adaletin dengesi daha da bozuluyor. Asıl olarak savcı karakteriyle sistem tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor ve sabotaj gerçeği ortalığa saçılıyor diyebilir miyiz?  Bir de romanda önemli bir unsur olarak karşımıza çıkan komplolar ile ilgili tam olarak neye parmak basmak istediniz?

SE: Komplocu bakış toplumda yaygınken hukuk sistemi bundan muaf olabilir mi? Hepsi olmasa da yargı sisteminde de komplo teorilerine inanan hukuk insanları var. Kimi güncel ve popüler davalarda ve bu davalara ilişkin iddianamelerde bu bakışın izlerini görüyoruz. Aynı bölgeden gelen telefon sinyalleri yüzünden olmayacak kişi ve olaylarla ilişkilendirilenler bu yüzden yıllarca hapis yatanlar bu ülkenin gerçeği. Ünlü bir gazetecinin telefonunun bir soruşturma şüphelisi tarafından aranmasının gazeteci aleyhine delil olarak kullanılıp dava açıldığı bir ülkede yaşıyoruz.  

AK: Romanda kadın karakterler de var elbet. Gürler Gür’ün eşi Nurgül var, Gürler’in fakülte zamanında aşık olduğu ve sabotajda ölen Leyla var, Elif var. Romanda bahsi geçen bu kadın karakterler bir şekilde hikâyeyi beslemişler aslında. Varlıklarını yok sayamayız, ne dersiniz? Hikâyeyi yaratan bir erkek dünya mevzu bahis ama kadınlar erkek dünyasına bir dinamizm ve farklı bakış açıları kazandırıyorlar, ne dersiniz?

SE: Kadınların toplumsal yaşam dışına itilmeleri Ortadoğulu ya da ortadoğululaşan toplumlarda sık görülen bir olgu bu. Çeşitli kurumlarda çalışanların kimi pozlarına bakın. Çoğunluk bıyıklı erkeklerden oluşur. Araya bazen bir iki kadın karışabilir. Ama bilinir ki onlar da vitrin süsü olarak girmişlerdir kareye. Geçenlerde basında Alman Yeşiller Partisi milletvekillerinin meclis önünde çekilmiş bir fotoğraflarını gördüm. Renkleri, cinsiyetleri, giyimleri ve yaşlarıyla ünlü uluslar arası bir moda evinin genç giyim koleksiyonunu tanıtıyor gibiydiler. İç açıcı nefis bir fotoğraftı. Kadının özellikle devlet kurumlarından dışlanması ülkemizin yaşadığı yaşamakta olduğu bir süreç. Kitaptaki kurgusal Külliye’ye de yansımalarının olması normal.

Uluslar arası Uzay İstasyonu’ndan kadınlar tulumlarını başlıklarını giyip istasyon dışında tamirat yaparken doğuda süreç maalesef ya yavaş ilerliyor ya da ülkemizde olduğu gibi tersine dönüyor. Oysa erkekler de biliyor kadınların ne kadar becerikli olduklarını. Ama kitapta yansımaları görünen en başarılı karakterlerden biri Gürler’in de hayran olduğu bir kadın.

AK: Aslında romanda anlatılanlara yabancı değiliz. Fakat edebi bir metin olarak okuduğumuzda tüm yaşadıklarımız, tüm bu günlük gerçekler daha da keskinleşiyor ve çıplaklaşıyor desem ne söylemek istersiniz? Yani siyasi, ekomomik, sosyo-kültürel, sınıfsal bağlamlarda sistemin işleyişi, bireylerin yaşamı, bilimin ve akıl dışılığın aslında nasıl gerçeklere tekabül ettiği daha da netleşiyor, ne dersiniz?

SE: Elbette yabancı değiliz. Her gün içinde yaşadığımız olayların bir parodisi belki de Sabotaj. Ülkemiz mizah için maalesef çok zengin ilham kaynaklarına sahip. Bu malzemeyi iyi kullanan Zaytung gibi platformlar var. Edebiyatta mizah güçlü bir toplumsal siyasi eleştiri aracı olurken okuyucuyu da eğlendiriyor. Okuyucu belki kendini belki yakınlardan birini metnin aynasında görüyor. Gördüğü şey komikse gülüyor. Trajikomikse gülerken düşünebiliyor da. Ülkemiz mizah dergileri ve dergi içerikleri bakımından zengin. Ama bu malzemeyle çok daha zengin olması beklendirdi. Düzyasıyla mizah ise sanıyorum çok daha fakir. Ülkemizde yapılan siyasi mizahın zorluklarından biri gerçekliğin geldiği seviyenin mizahın kullandığı abartma tekniğine çok marj bırakmıyor olması. Galiba sevgili Tevfik Uyar’ın Zaytung haberiyle gerçek bir haberi ayırt edecek yapay zekanın Turing testini geçip tehlikeli olmaya başlayacağıyla ilgili bir tviti vardı.  

AK: Pandemi dönemini yaşamaya devam ediyoruz. Sizce edebi metinlere ilişkin nasıl hikâyeler okumaya başlarız bundan sonrası için? Edebiyat dünyasında hikâyeler nasıl şekillenecek bundan sonra, ne dersiniz?

SE: Edebiyat dünyası çok geniş bir dünya. İçinde modern, postmodern, yer altı, fantastik, bilimkurgu, korku gibi sayısız alt türü barındırıyor. Bu yüzden genel eğilimlerden bahsetmek hem doğru olmaz hem de ben bilmiyorum. Ancak pandeminin etkisi elbette olacaktır. Nereden bakarsanız bakın sokağa çıktığınızda gördüğünüz her suratın siyahlı yeşilli beyazlı maskelerle kapalı olması hakikaten ürkütücü ve düşündürücü bir görüntü. Diğer yandan dünyadaki siyasi gelişmeler ve iklim krizinin distopyaları çağrıştırdığı muhakkak. Gıda, su ve iklim krizinin daha çok konuşulacağını tahmin edebiliriz. Kurbağa Adası’da ilhamını bu gelişmelerden almıştı zaten. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sonbahar FilmleriOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

11 Mayıs 2026

Word'den PDF'e Dönüştürürken Dikkat Ed..

Bir Word belgesini PDF'e dönüştürmek, ilk bakışta basit bir işlem gibi görünür. Ancak bu süreçte yapılan küçük hatalar, belgenin görünümünü, güvenliğini ve kullanılabilirliğini ciddi ölçüde etkileyebilir. Yanlış ayarlarla dönüştürülen bir ..

Devamı..

Sandım ki!

Didem Keremoğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024