Gördükleri şey, boğaz boşluğunun üst kubbesini oluşturan ve nazofarenks olarak da bilinen geniz bölgesinde beklenmedik derecede yüksek bir tutulumdu.
Tıp biliminin alt disiplinlerinde sürekli yeni keşiflerle karşılaşıyor olmamız şaşırtıcı bir şey değil. Tanı, tetkik ve tedavi yöntemleri, etkileyici hızda gelişiyor ve değişiyor. Bu öylesine hızlı bir değişim ki neredeyse on yılda bir, her hekimin sahip olduğu bilgi-birikim araç kitini yenilemesini zorunlu kılıyor.
Teknolojinin ve mühendisliğin tıp alanında sağladığı yeni görüntüleme olanakları, hastalıkları ve hastalık etkenlerini hücresel düzeyde anlayabilmemize yol açan gelişmeler, bu muazzam karmaşa içinde yepyeni yollar bulmamızı sağlıyor.
Bu keşiflerden biri de hiç beklenmedik bir alanda, anatomide gerçekleşmiş gibi görünüyor. Oysa anatomi, yüz yıllardır detaylı biçimde çalışılmış, oturmuş ve artık –gözden kaçmış şeylerin kalmadığı– bir alan kabul edilirdi.
Her şey, Hollanda Kanser Enstitüsünde (NCI) baş, boyun veya beyindeki bazı tümörlerde uygulanan bölgesel radyoterapi (ışın tedavisi) sonrasında, tükürük bezlerinde meydana gelen hasara yönelik bir araştırma ile başladı. Çalışmayı yürüten Radyasyon onkolojisi uzmanı Dr. Wouter Vogel, tükürük bezi hücrelerini değerlendirmek için yeni bir teknik kullanıyordu. Aslında prostat kanserini saptamak için kullanılan bu yöntemin, (benzer bir antijen içerdiği için) tükürük bezi hücrelerini de tespit edebildiği gösterilmişti. Bilgisayarlı Tomografi ve PET görüntülemenin birlikte kullanıldığı bir sistemdi söz konusu olan.
Öncelikle birkaç paragrafı, durumu biraz anlaşılır kılmaya ayırmak zorundayım: Tükürük bezleri biz KBB Uzmanlarının uğraş alanları arasındadır. Baş boyun bölgesinde üç çift majör (büyük) tükürük bezi ve boğaza yayılmış şekilde sayıları bini bulan minör (küçük) tükürük bezleri mevcuttur. Büyük bezler, her iki yanak bölgesinde (parotis adıyla anılır), her iki tarafta çene altında ve yine iki taraflı olarak dil altında bulunurlar.
Ağız ve diş hijyeninde, yutkunmada, ağız ve boğazın nemlendirilmesinde, beslenmede ve sindirimde önemli roller oynamalarına rağmen, bir sorun ortaya çıkmadıkça, çok da farkında olunan organlar değillerdir. En sık rastlanan hastalıkları, başta –artık aşılama sayesinde çok çok az görülen– kabakulak, tükürük bezi taşları, enfeksiyonlar ve (genellikle iyi huylu olan) tümörlerdir. Baş ve boyun bölgesindeki çeşitli kanserlerde uygulanan ışın tedavilerinde, tükürük bezleri kolayca hasar görebilir. Bu da tükürük miktarı ve kalitesinin azalmasıyla, ağız kuruluğuna, yutma güçlüğüne, beslenme sorunlarına ve hijyen bozulmasına bağlı artmış ağız enfeksiyonlarına yol açabilir. Radyasyon Onkolojisi hekimlerini, tükürük bezleriyle ilgili araştırmalar yapmaya iten temel şey de bu hasarı en aza indirme çabasıdır.

İncelemeler sırasında tuhaf ve beklenmedik bir bulgu, Vogel ve meslektaşlarının dikkatini çekti. Gördükleri şey, boğaz boşluğunun üst kubbesini oluşturan ve nazofarenks olarak da bilinen geniz bölgesinde beklenmedik derecede yüksek bir tutulumdu. Oysa burada sadece minör tükürük bezlerinin bir kısmı olabilirdi. Ancak bütün olgularda, boyutu yaklaşık 4 cm olan ve tıpkı diğer majör bezler gibi bir çift halinde bulunan yapı, daha fazla incelenmeyi hak ediyordu.
Daha sonra başka tıp merkezlerini de işin içine katarak, yüzden fazla hastayı benzer bir taramadan geçirdiler. (Bunlar, prostat kanseri nedeniyle, farklı bir amaçla da olsa zaten bu taramanın yapılacağı olgulardı.) Tamamında aynı sonuçlarla karşılaşıldı. Geniz bölgesinde sağ ve solda bir çift halinde bulunan ve yaklaşık 4 cm boyutlarında bugüne kadar varlığı bilinmeyen majör tükürük bezleri. Daha sonra kadavralar üzerinde yapılan çalışmalarda da benzer sonuçlar elde edildi. Bunların, (orta kulağın havalanmasını sağlayan) östaki tüplerinin de açıldığı bölgede bulundukları için tubarial tükürük bezleri, olarak adlandırılmasını önerdiler.
Elbette bu keşfe çeşitli itirazlar oldu. İtirazlar ağırlıklı olarak, bunların majör tükürük bezleri olmadığı ve minör tükürük bezlerinin rastgele bir kümelenmesi olduğu yönündeydi. Oysa elde edilen bulgular, bu itirazları doğrulamıyordu.
Yıllardır kabullenilmiş ve yerleşmiş bilgileri değiştirmek zordur. Bu yüzden keşiflerin itirazlarla karşılanması da gayet doğaldır. Ancak ben kendi adıma, bu yayınları okuduktan sonra büyük ölçüde ikna oldum. Muhtemelen yakın bir gelecekte ilgili tıp kitaplarının yeni baskılarında, tubarial tükürük bezlerinin de dahil olduğu dört çift majör tükürük bezi olduğunu okuyacağız.
https://bit.ly/389OnAH






