Âşıklara Yer Yok soluk soluğa, nefes aldırmayan, göğüs kafesinde taşınan bir aşk romanı.
“Mühim olan fırtınada gemiyi sağsalim limana getirmektir” der denizciler. Ama tüm deniz insanları bilir ki limana yanaşanla, binenler aynı kişiler değildir artık. Eksikleri yoktur ruhlarında, zihinleri karanlık bir geceden, geleceğe musallat olan bir geçmişten parçalar da taşır artık. Varlığı oluşturan her ne varsa onu bozmaya da yatkındır; bunu kaybedenler ve aşıklar iyi bilir. Bilmek ise tehlikelidir, marazlı, yorucudur. Yeditepe’yi sokak sokak gezen, bıçaksırtı bir lodosun aklımızı kaçırmamız için esmesi de kimilerini hiç şaşırtmaz. Tarık Tufan’ın yeni romanı da tüm bu mevsimsiz fırtınaların içinde savrulan bizlerin; çıplak, huzursuz, cüretkar ve esrarlı bir anlatımı. Âşıklara Yer Yok soluk soluğa, nefes aldırmayan, göğüs kafesinde taşınan bir aşk romanı. İnsana dair ne kadar acı, yoksunluk, yoksulluk ve amansızlık varsa hepsi birarada. İnsanın kendine rağmen ve ona inatla nasıl yaşadığının da bir kanıtı.
Peyami Safa, “En çirkin merhamet, hedefini şaşırandır” diyordu ya. Dikkatsizce kullandığımız, en çok da kendimize hak gördüğümüz merhamet aslında tüm cehennemlerimizin kapısını açan eşsiz bir maymuncuk. Her kapının arkasında da aşkın olması tesadüf değil. Belki de eksik kalanlar için bir devam öyküsü yazmış Tarık Tufan. Romanın geçtiğe yere inanmak, oraya sığınmak ve insanın varoluşuna özgü içsel çatışmalarını düze çıkarmak için okuyucuya göz kırpan bir mihmandar. Davetkar ama ısrarcı değil, güvenilir ama tekinsiz. Şifalı da, ama yüzleşmekten korkanlar için zor bir tedavi. Yolunu kaybedenler için, hatta kaybolup da hakikati bulmak isteyenler için de mesafeli ve samimi bir pusula. Eşikte bekleyen, davet olmadan içeri giremeyen bir modern zaman tellalı Âşıklara Yer Yok. Duraklarda yaşayanların değil, yerleşik ruhların hiç değil, yolu kendine ev yapmış olanların anlayacağı türden.
Hayatla mücadele etmeyi bırakıp, şansını aşkın tam içinden geçerek kullanmak isteyen, her şeyden usanmış, cehennemi cebinde taşıyan, yakınlarını ona ortak etmemek için kendinden uzak tutan bir adamın hikâyesi. Aslında hepimizin bir adım ötesinde, tanıdığımız, çoğu zaman da içimizde taşıdığımız bir roman kahramanı. İşin en korkunç yanı da en büyük yanılgılar, en telafisiz kırılmaların bir telefonla, bir mektupla, bir sözcükle başlayabileceğinin koşulsuz gerçeğini yüzümüze vurması.
İşte Tarık Tufan da romanının ince örgüsünde tüm bunları ve fazlasını, gerçeklik ile kurgu arasında okuyucuyu gizemli bir sınırda diri tuturak anlatıyor. Hikayenin girdabına kendinizi bıraktığınızda da bitene kadar bu tetik hali ensenizden düşmüyor. Âşıklara Yer Yok'un izini sürenler hüzünle karışık, tarifsiz soru işaretleri ile karşılaşacaklar. Nikos Kazancakis’in "Bazı kitaplar, sorularına cevap verilmeyen insanların acılarından bahsediyor" dediği türden.
Okuyanlar, içten içe de “Aşıklara hiç mi yer yok?” endişesine kapılacak. İşte herkesin kendi yanıtlarını arayacağı da bu olacak.






