Seray Şahiner: "​​​​​​​Beni yazıya tedirginlik yönlendiriyor."
4 Mayıs 2019 Söyleşi

Seray Şahiner: "​​​​​​​Beni yazıya tedirginlik yönlendiriyor."


Twitter'da Paylaş
0

İletişim araçlarının hayatımıza dahil olma biçimlerini tartıştığım bir kitap Hepyek.

Seray Şahiner, son romanının ertesinde bu kez bir öykü kitabı yayımladı. Hepyek'teki öyküleri bu kez belli bir izlek çerçevesinde yazılmış. İletişim araçlarının öykülerin merkezinde bulunduğu Hepyek, ilgi çekici bir öykü kitabı.

Ece Özbaş: Romanınız ödül aldıktan sonra okurlarınızın karşısına öyküyle çıkmak nasıl bir sesleniş? Okurlarınıza ne anlatmak istiyorsunuz?

Seray Şahiner: Her kitabımda, anlattığım konuya dair yeni bir dil arıyorum. Hepyek’te yer alan on iki öykünün her birinde, içerdiği meseleye ve ana karakterine uygun anlatıcı üslubunu aradım. Yunus Nadi Öykü Ödülü ve Orhan Kemal Roman Armağanı ile taltif edilmiş olmak, bana bir anlamda şunu diyor: Kıymetli edebiyat insanlarından oluşan jüri, bana “denemekten korkma” dedi. Bu da beni, yeni anlatım biçimleri ararken daha cesur kılıyor.

Hepyek zor durumlarda, refleksif olarak yaptığı bir küçük numarayla yahut bir oyun kurarak hayatta kalmayı başaran karakterlerden oluşuyor.

EÖ: Hepyek’teki öyküleriniz bana kalırsa hem toplumsal gerçekçilik, hem de büyülü gerçeklik içeren öğeler taşıyor. Roman ya da öykülerinizdeki hikâyelerde ne anlatmak istiyorsunuz?

SŞ: Hepyek iletişim araçlarını odağa alarak yazdığım bir kitap. Marshall McLuhan’ın “Araç Mesajdır” kuramından hareketle her öyküde bir iletişim aracını konu edindim. Bir mesajı hangi araçtan aldığımız onu alımlama biçimimizi de etkiliyor. Bu kitapta, kuşaklar arası iletişim aracı olan masallardan, insanın kendisiyle iletişimi olan rüyalara; lisandan, hoparlöre; telefon, televizyon, gazete… Kitle iletişim araçlarına… Kademe kademe genişleterek, benim için en üstün iletişim aracı olan muhabbette bitirdim. İletişim araçlarının hayatımıza dahil olma biçimlerini tartıştığım bir kitap Hepyek. Belki bir diğer iletişim; birbirinin halinden anlama… Kitaptaki karakterler arasında, sınıfsal ve şehri kullanım kültürüyle bütünleşmiş bir, birbirinin hamurunu bilme durumu var. Tanışmasalar da karşılaştıklarında, yabancıyla rastlaşmanın tedirginliğini duymuyorlar. Hepyek zor durumlarda, refleksif olarak yaptığı bir küçük numarayla yahut bir oyun kurarak hayatta kalmayı başaran karakterlerden oluşuyor.

EÖ: Hiç düşünmeden kitabını aldığınız yazarlar var mı?

SŞ: Murathan Mungan, Nurdan Gürbilek, Barış Bıçakçı, Birhan Keskin, Yekta Kopan, Burhan Sönmez bir avazda saydıklarım.

EÖ: Yazmak sizin için yaşanan dünyayı örten bir perde işlevi mi görüyor? Yoksa siz mi bir perde açıyorsunuz?

SŞ: Benim karakterlerim biraz tül perdenin ardından dışarıya bakanlar… Onlar her şeyi görüyor, ama dışardakiler onları ya fark etmiyor ya da flu kalmalarını tercih ediyor.

seray şahinerFotoğraflar: Timurtaş Onan

EÖ: Yazdığınız eserler tiyatrolarda sergileniyor. Yarattığınız karakterleri kanlı canlı görmek sizde nasıl bir duygu uyandırıyor?

SŞ: Kitabımı okuyan birinin hangi cümlede nasıl tepki verdiğini görmem mümkün değil. Ama tiyatroda, hangi söz nasıl karşılık buluyor, görebiliyorum. Bu narkozsuz ameliyat gibi bir şey aslında. Metninize gelen reaksiyonu hiç perdelenmeden görme imkânı veriyor. Bir de, genelde bir meseleyi tartışmak için yazıyorum, tiyatroda o konuyu aynı anda 200 kişiyle tartışmak heyecan verici. Bu açıdan metinlerimin tiyatroda sahnelenmesinden ayrıca mutluluk duyuyorum.

EÖ: Sizi yazmaya iten hüzün ya da neşe gibi kuvvetli bir duygu mu oluyor, yoksa planlı programlı bir süreç mi işliyor?

SŞ: Beni yazıya genelde tedirginlik yönlendiriyor. Yahut, yürüyen merdivenlerde bile koşarak yaşadığımız hayat içinde, beni durduran anlar. Şehrin, planlandığından farklı kullanıldığı bir hal mesela. Bir sabah Cihangir Camisi’nin avlusundan geçerken, şadırvanın önündeki tabureye kitabını koyup ödevini yetiştirmeye çalışan bir çocuk gördüm. Dışarıyı unutmuş, o tabure, onun çalışma masası. Evini ne kadar yuva olarak görüyor bilmem ama şehri evi olarak benimsemişti. Benim için o anı gördüğüm an bir hikâye başladı. Yazsam da yazmasam da… Yahut ani bir refleksle, bir espriyle, bir manevrayla, anı, günü kurtaran birini görmek; beni masaya oturtuyor. Aslında planlı çalışmaya karar veriyorum ama masaya oturduktan sonra o plan ortadan kalkıyor. Hayatımın geri kalanına dair yaptığım planlar bertaraf oluyor. Kitapların son yazımında, yedi-sekiz ay hiç evden çıkmadığım oluyor.

EÖ: Eleştiri hemen her zaman özellikle böyle bir alanda sözkonusudur, eleştirilere yaklaşımınız ne? 

SŞ: Yüksek lisans tezim Orhan Kemal üzerineydi. Özellikle ona çalışırken edebiyat eleştirmenlerinin dönemin edebiyatını incelemekle kalmayıp döneme de tanıklık ettiğini; zamanın ruhu ve edebiyatın birbirini nasıl etkilediğini not düştüğünü gördüm.

EÖ: Hepyek’te sizin en sevdiğiniz öykü ya da karakter hangisi?

SŞ: "Karaca" adlı öykü. 77’sinde, sağlığı yerinde, geçim derdi olmayan bir kadının hikâyesi. Karaca diyor ki: “Yaşlılıkta hastalık piyango gibi bir şey… Etrafındaki kalabalık artıyor.” Kimseye muhtaç olmadığı için yalnız kaldığını düşünüyor. Kimi zaman sigarayı arttırıp kendini hasta etmeye çalışıyor ki ailesi yanına daha sık gelsin. Karaca, okuma yazma bilmiyor. Çocukları, torunları yanında olmadan devlet dairesindeki işlerini halledemiyor, alışveriş yapamıyor, maaşını çekemiyor, hastaneye kontrole gittiğinde bile işlemleri halledemiyor. Ailesi diyor ki: “Gel inat etme, öğretelim sana şu okuma yazmayı, böyle biz olmayınca, bir otobüse binip şurdan şuraya gidemiyorsun.”  Karaca kasten öğrenmiyor; genelde okuma yazma gerektiren konular olduğunda yardıma gelen aile üyeleri, Karaca okumayı sökerse gelmeyi bırakır, hepten yalnızlaşır korkusuyla….

EÖ: Seray Şahiner nasıl bir yazar olarak anılmak istiyor?

SŞ: Daha özgür yazmaya başlamam, “Ailem yazdıklarımı okursa hakkımda ne düşünür?” diye kurmayı bıraktıktan sonra oldu. Sonra; sevdiğim yazarlar, “bunu Vedat Türkali okusa ne düşünür, Aziz Nesin okusa ne düşünürdü…”  Sonra, “o yazarlar da kendi sesini aramış” diyerek, bu duygudan da feragat ettim. Geçmişten tanıdığım insanları hesap etmek bile beni kısıtlarken gelecekte insanların ne düşüneceği üzerine kafa yormak, beni bir satır bile yazamaz hale getirir. Yine de yaşadığıyla yazdığı birbirine yakışan biri olarak anılmak isterim.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR