Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Kasım 2024

Edebiyat

Hayata Notlar

A. Dilek Şimşek

Paylaş

5

2


Bolero 
Ravel’in Bolero’su hakkında diyeceklerim var. Neredeyse kırk yıldır.
Kayseri’nin tek ve biricik kolejinde burslu okurken ta İngiltere’den İskoçya’dan gelen dil öğretmenlerimiz vardı. Hayal gibi değil mi. Şimdilerde Ankara’da bile İngilizcenin Korelilerden, Kanadalılardan öğrenildiği düşünülürse gerçekten olağanüstü. 
Hepimiz bir yaramazlık peşindeyken Miss Jordan izlenimci Ravel’in Bolero’sunu teypte çalmaya başlamıştı. Şımarık çocukları susturmanın tek yolu bağırmak olmayabilirdi. Miss Jordan şaşırtmanın da etkili bir yöntem olduğunu çok iyi biliyormuş. Başta Hocamızın ne yaptığını anlayamadığımı çok net anımsıyorum. Müzik sesi gelmeye başladığında duraksadık. Ardından giderek artmaya başladığında sınıftaki gürültü azalmaya başlamıştı. O zamanlar ne emprosyonizmden ne de Hume’dan haberim var. Zihnimin duyma algısından çıkan ani etki, yaramazlık yaptığım sıramda donakalmak ve müziğin ritmine kapılmak oldu. Daha on üç yaşındaydım. Yinelemeler arasındaki sessizliğin bir şeyler söylediğini fark ediyor, kelimelere dökemiyordum. 
Sessizliğin de bir sesi olduğunu yıllar sonra öğrenecektim. Ravel’in ilk bestelerini on üç on dört yaşlarında yapmaya başladığını, üstelik 1928 yılında bestelediği Bolero’dan bir yıl önce nörolojik bazı sıkıntılar yaşadığını da (kas güçsüzlüğü, konuşamama gibi). 
Yirminci yüzyılın en ikonik müziklerinden birini işitiyordum, duymaya çalışıyordum. Önümdeki oturan arkadaşımın arkasına asacağım kâğıttan kuyruk elimde kalmış çöküvermiştim. Küçük müzik yapılarının birleşiminden karmaşık yapılara, yinelemeler ve sessizlikle ulaşıldığını bu yaşımda kolaylıkla söyleyebilirim. O yaşımdaysa sadece büyülenmiştim.
Sabah işe giderken radyoda denk geldim Bolero’ya. Dakikalarca kalbimle ritim tuttum. Müziğinkiyle hemen hemen aynıydı. 
Okullarda ilk dersleri başlamak üzere olan on üç yaşındaki birçok öğrenciyi düşündüm. Değil Bolero, onlar türev, integral nedir bilmeden mezun olacak. Radyonun sesini iyice açtım, ODTÜ’yü geçer geçmez sağa sinyal verdim, Anadolu bulvarına çıktım. Kaplumbağaların falan talan edildiği yola. Bugün gelecek hastalar mesai bitimine kadar Bolero dinleyecek. Belki bir soran olur, belki bir duyan olur diye ümitleniyorum.


Mezar taşı
Keats’in Roma’daki mezar taşında ismi yazmıyor. Şöyle bir de cümle var: “… ismi suya yazılanlardan biri…”


Şempanze David
Senegal’deki bir şempanze sürüsüyle ilgili belgeselde, lider David’in hayatından bir kesit oldukça dikkat çekiciydi. Genç şempanzelerden bir grup onu tahtından indirmeye karar vermiş, birleşmiş, iyice hırpalamıştı. Yaralı David sürüden ayrı düşmüş, gerideyken yaralarını iyileştirmeye çalışmış ve onlara yetişmişti.
İktidara yeniden ulaşmak için öncelikle müttefik toplamaya başladı. Sürünün yalnız ve yaşlı erkekleriyle iş birliği yapma kararı verdi. Niyetinin iyi olduğunu belli etmek için her birine ayrı ayrı bakım yaptı, tüylerini temizledi. Sırtlarını kaşıdı. Günler ve manevralar sonra tahtına kavuştu. Yaşlıların bilgeliği gençleri alt etmişti.
Ata sözümüzü hatırlatmak istiyorum. Sen benim sırtımı kaşı, ben senin sırtını kaşıyayım.


Yabancılık 
Camus ne diyor? Birey olmak için toplumu çok iyi tanımak ve karşı çıkmak gerekir. Yabancı romanında hissettiklerinden fazlasını söylemediği ve toplumun taleplerini yerine getirmediği için ceza alan Meursault hiçbir şeyin öneminin olmadığını ve hayatın saçma olduğunu o kadar iyi biliyordu ki kendini dünyanın tatlı kayıtsızlığına açarak ölümü kucakladı. Ölüm mutlaktı, kaçınılmazdı.
Camus’ye göre bu hayat saçmadır, insanın kendi bilinçli varoluşundan başka hiçbir şeyin önemi yoktur. Anlamdan yoksun olan yaşama, anlam birey tarafından verilir. 
Bana göre de hayat hakkındaki bireysel fikirlerimizi ve bakış açımızı resim, müzik, edebiyat ve Bolero’yla şekillendirmek, doğduğumuz anda yabancılaştığımız dünyanın anlamsızlığıyla baş etmeyi kolaylaştırıyor.


Karanlık 
Çalışma masam pencerenin kenarında. Gecenin site bahçesine yayılmasını izliyorum. Başım ellerimin arasında, burnumda alttaki komşunun tüttürdüğü sigara kokusu. Yorgunum.
Bahçe sessiz. Arabalar park edilmiş. Oyun parkı bomboş. Birkaç saat önce çocukların bağrışmasına annelerin çakıllarda bıraktığı ayak sesleri karışıyordu. 
Gecenin karanlığı çökmeye devam ediyor. Caddeden tanıdık bir ses, ambulans sireni. Ne tuhaf tam da şu anda sireni duymak. Anneme verdiğim sözü hatırladım. Hastalığının son gecesiydi, en hafif bir iyileşme belirtisinde onu eve çıkaracağıma söz vermiştim. Sırtı mosmor olmuş ince derili, kemikli parmaklarıyla elimi sıkmıştı.
Siren sesi uzaklaşıyor. Sanki her yerde kornalar çalıyor. Dünyanın bütün karanlıkları kalbimi kapladı. Masadan kalktım, sakinleşmeliyim. Belki bir arkadaşı arayıp laflarım. Bir çay iyi gelir belki. Mutfağa yollandım. Koridordaki aynaya yansıyan yüzümü gördüm. Ne bir ışık var ne bir tanışıklık. 
*
“N’apacaksın Tanrı, öldüğüm zaman?
Ben ki testinim senin, ya kırılırsam?
İçkinim, kaçarsa tadım, ya bozulursam?
Dokusu kumaşının, giysinim senin
Kalmaz bir anlamı gidecek olsam…”
Melahat Togar ve Nihat Behram çevirisiyle Rilke. Kitabı doksan beş şubatında almışım. Basım tarihi yok üzerinde. Kitabın arka kapağından 1988’de Rilke, Seçilmiş Mektuplar’ın yayınlanmış olduğu anlaşılıyor. Doksan sayfalık kitapta öyle çeviriler öyle bir Türkçe var ki hayran olmamak olanaksız.
Çevirmen ön söze Nietschze’den bir deyiş ile başlamış, “Okumak bir başkasının kafası ile düşünmektir.”
*
Bir de şairin Türkçesine kulak verelim. “… Su kenarındaki siyah sazlıkta kutlanıyor boşluk/ve boşluğun tek başına tanımladığı/bukalemunların tenlerinde taşıdıkları ateşli silahlar/dağlara doğru geriniyor tabiat”
S ve t’lerin arasına serpiştirilmiş ş’ler ve bir de yumuşak ge ile ne şahane bir anlam oluşturulmuş. Her sözcük neredeyse bir metafor. 
Tersten bir okumayla “Geriniyor tabiat dağlara doğru/ ateşli silahlar taşır bukalemunlar tenlerinde/ boşluk tek başına tanımlanır/boşluk karanlıkla kutlanır,” dizelerini oluşturdum. Hoşuma gitti.
“ateşli silahları tenleri taşır bukalemunların/suyun karanlığı sazlığı sarıyor/ boşluk tek başına kutlanıyor/güneş çoktan dağların ardına çekilmiş” de olabilir.
Ah sözcükler, ah şiir. Sabah kadar uğraşabilirim. Ya da dağlardan tabiat geri gelene kadar.

k. İskender çok büyük şair bence.
 

YORUMLAR

Sezen Ergen Breitegger

Yine harika. Devamını merakla bekliyorum.

24 Kasım 2024

Munevver Antczak

Okurken bir sonrasini beklemeye basliyorum.❤️

24 Kasım 2024

Öne Çıkanlar

İyi okur olmanın yollarıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Jeff Minick

24 Mayıs 2026

Okuma Performansı Niçin Sürekli Düşüşte?

Amerika Birleşik Devletleri nüfusunun %21’i, yani yaklaşık 45 milyon Amerikalı işlevsel anlamda okuma yazma becerisine sahip değil. Son on beş yılın verilerine bakıldığında Amerika Birleşik Devletleri’nde öğrenim gören öğrencilerin okuma performansları durmaks..

Devamı..

Güvenlik Fetişizmine Odaklanmış Bir Dü..

Pierre Macherey

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024