O gece balkonda oturmuş radyo dinliyordum. İnsan radyo dinlerken aslında kendini duyar. Ruhunu, içinde gizlisini saklısını, ağrısını sızısını, mutluluğunu heyecanını, aşkını yalnızlığını da... Benim yaptığım da buydu. Yaz erken çekilip evine gitmiş, güzün serinliği insanı gözden uzak tutmaya yetmişti. Hatırladığınız en eski an nedir, diye soruyordu radyodaki ses. Zaman zaman gecenin gizemini bilir gibi konuşan adamın bu sorusu içime çengel gibi takılıp bir şeyleri yırttı sanki. İnsan kırk yaşında dünyanın sonuna yaklaşmış gibi hissetmiyorsa da büyük yenilgiyi her an yaşayabileceği duygusunu bir yumru gibi göğsünün kıyıcığında saklı tutar. Bunca zaman neler yaşamış olursak olalım mutluluk geçici bir alev almaydı içimizde. Bana da öyle olmuştu. Kısacık alevlendiğim birkaç andan başka şey değildi hayatım. Peki, o ilk an hangisiydi hafızamın diplerinde kalıp da eşelediğimde ortaya çıkan.
Ben sorunun kurcaladığı yerde debelenirken radyoya bağlanan Bay Z’nin anlattığı, ninesinin sandığının içine girip saklandığı ve ailesinin saatlerce onu bulmak için evin altını üstünü getirdiği. Onunsa yorgun düşüp bir süre sonra orada uyuduğu. Acıkıp uyandığında sandığı açıp çıktığıydı. Nasıl nefes aldın sandıkta, diye soruyor programcı. İnanmıyor Bay Z’nin anlattığı şeylere. Sesiyle bizi de bu hikâyenin uydurulduğu konusunda yönlendiriyor. Ne bileyim, diyor adam. Çok küçüktüm, oraya nasıl ve ne için girmeye karar verdiğimi hatırlamıyorum.
Ben o sırada hatıralarımdan bir ormanda koşuyordum ve dikenli dalların yırttığı ayaklarım acıyordu. Isırgan otların değil düpedüz dikenli dalların ve yaprakların kısacık şortumun açıkta bıraktığı yerlerime sürünüp geçtiğini... Kaç yaşındayım o anda... Üç mü, dört mü emin değilim. İnsan kırk yaşında emin olamayacağı onca şey bulup yaşarken bir önemi yok bunun.
Bir kadın bağlanıyor Tokat’tan. Öğretim görevlisiymiş ve bu programı haftada üç gece dinlermiş kaç senedir. Dağlar, diyor, üstüme geliyor bu şehirde. Sizin sesiniz benim için şenlikli bir panayır. Kendimi iyi hissettiğim bir an yaratıyorsunuz bana. Hatırladığım ilk âna gelince babamın beni köfte yemeğe götürdüğü bir kış günü. Etrafta kar yok, çocukluğumun geçtiği şehre hiç kar yağmazdı. Ama yağmur yağıyor o gün. Biz de babamla birlikte binaların altında yürüyoruz. O sigarasını içiyor bir yandan. Her zaman sevmiştir yağmurda sigara içmeyi. Ben üç köfte yiyorum, biraz da salata. Yanında kola söylemiş babam. Köfteyi ısırışımı komik buluyor. Birlikte gülüyoruz. Öleli kaç sene oldu unuttum. Mezarına gitmeyeli öyle çok zaman geçti ki, bana küstüğünü düşünüyorum zaman zaman. Rüyalarıma hiç girmiyor, diyor.
Bir şarkı çalıyor radyo sonra. Babam bir güz ölüsü, bu yüzden sevmem kasımı, diyorum eskiden okuduğum bir şiirden ödünç alıp. Babamı değil dedemi hatırlıyorum. Yorgan yorgun ve hırıltılı bir sesle inip kalkıyor önümde. Ara sıra öksürüyor. Orada yattığını ve bizi bırakıp gideceğini düşünüyorum. Üç yaşındayım. Bundan eminim. Kurşun askerlerimi balkondan sokağa atıyorum. Üzüldüğümde bir şeyleri balkondan pencereden aşağıya atmaya o zaman başlamışım. Evimizin bahçesinden topluyor Sultan abla ne atarsam. En çok da fotoğrafları... Nineme beni doktora götürmesini söylüyor. Bir evde iki hastaya dayanamam, diyor ninem. Çekmeceleri karıştırıyorum. Bulduklarımı halının üzerine boca ediyorum. Halamın kızı Melahat ne yaptığımı anlamaya çalışıyor. Dedemi iyileştireceğim, diyorum. Bu çekmecede onu iyi edecek ilaçlar var. Gülüyor ve başımı okşayıp mutfağa geçiyor diğerlerinin yanına. Bizim evde mutfakta oturuluyor. Yemeğin piştiği yerde sohbetin en koyusu... Kahveler kaynıyor, çaylar demleniyor, hep bir yorgunluğu alacak umuduyla. Ayakkabıları kapı önünde birikiyor insanların. Gözyaşları ninemin yüzünde bir yol bulmuş. İnsan sonsuz kederin sahibi oluyor yaşarken. Dedem bir düş ülkesine gitmiş, birkaç gün olmuş. Sabahları herkes erken kalkıyor evde. Kaç gündür misafirlerimiz çoğalmış. Tabancamı fırlatıyorum bahçeye. Oynamak istemiyorum, kimseyi vuramam daha...
Şarkı bitmiş, radyodaki ses bir başka anıyı dinleyeceğimizi söylüyor. Bir kadın annesinin kendisini uyutmak için ninni söylediği bir yaşına ait zamanı hatırladığını iddia ediyor. Müthişsiniz, diyor radyodaki ses. Ben bir ânın içinde birçok an yaratıyorum zihnimde. Kendimi kilere kapatıyorum. O gelmezse çıkmam, diye bağırıyorum.






