PROLOG
“küme küme, duman duman bulutlar dağılmış göğe yerli yersiz. Yeryüzü boz bulanık bir eskizden mürekkep. Alabildiğine geniş ufkun kızılında uçsuz bucaksız ve çıplak bir ovada yalnız bir badem ağacı; ak ak, solgun bir toz pembesi badem çiçekleri bahara göz kırpar. Dal budak sallanan şal alaca bir kuşun bakışlarında mühürlenmiş zamana. Başında kasketi, sırtında haki paltosu yağız bir delikanlı sevdiğini düşler dalgın ve bitik.”
Usul usul adımlarla Kavo’ya doğru yürüyen Dosto, sırtı dönük Kavo’nun omzuna hafifçe dokunur:
“Bu ne hal Kavo? Sevdadan deliye dönmüşsün.”
Paltosunun iç cebinden bir sigara uzatır tutuşturur Kavo’nun eline. Kavo iki dudağının arasında tüten sigaradan derin bir nefes çeker, solur havaya. Sonra göz kapaklarını düşürür yere.
Kavo: “Sevdam gittikçe büyüyor, göğsüme dar geliyor. Artık kendimi tanıyamıyorum inan Dosto!”
Dosto: “Sen artık kendin değil misin?”
Kavo: “Bilmem. Belki de değilim.”
Dosto: “Kimsin sen o vakit?”
Kavo: “Bekleyecek takati tükenmiş sevda sürgünüyüm.”
Dosto: “Sürgün mü? İnsanın kalbi sürgün olmasın o da kâfi.”
Elleriyle bedenini tepeden aşağıya işaretler.
Kavo: “Bak şu cüsseye. Köksüz ve yersiz yurtsuz. Anla beni işte. Tastamam Mervesizim Merve sızım.”
Dosto: “Anlıyorum ama anlamak yetmiyor. İnsanın kalbi yanar, tutuşur; köz olur lakin itfaiyeyi çağıramaz.
Kavo: “Çağırsa ne yazar be Dostom!”
Dosto biraz duraksar sarıp sarmalar Kavo’yu yürekten. Kardan kâkülleriyle dağlar uzanır ardı sıra.






