Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Aralık 2023

Edebiyat

Şiir Günlüğündeki Notların İzinde

Hülya Soyşekerci

Paylaş

2

1


Zaman zaman anlatımcı bir tarzı olan denemelerin, bazen de kısa, imgesel ve etkili şiir dizelerine dönüşerek okuru şaşırttığını, sarstığını da söylemek mümkün.

Şiirsel deneme metinleriyle edebiyatımızda kendine özgü bir alan açan Mete Demirtürk’ün Bir Şiir Günlüğü İçin Notlar, I, II, III adlarıyla üç cilt halinde yayımladığı şiirsel denemeler dizisinin, yaşamın durma noktasına geldiği pandemi dönemine rastlamasından dolayı yeterince fark edilmediği ve okurların pek çoğunun gözünden kaçmış olduğu kanısındayım. O nedenle, türler arasında sıra dışı ve yaratıcı geçişleriyle ve akıcı anlatımıyla ilgi uyandıran bu deneysel metinlere dikkat çekme gereğini duyuyorum.

Mete Demirtürk, bu üçlü kitap dizisinde felsefeye, edebiyata, tiyatroya, yaşamın ve sanatın her noktasına selam göndermeye, eleştirel bakış açısıyla olay, durum ve olguları değerlendirmeye devam ediyor. “İnsana dair hiçbir şey benim yabancım değildir” sözünü doğrularcasına insana, yaşama, ölüme, aşka, hayatın anlamına, felsefeye, büyük eserlere dair, şiir tadındaki denemelerle oluşturuyor kitaplarını.

Yazar, üçlemesinin metinlerini şiir günlüğüne notlar alan bir denemeci yaklaşımıyla oluşturmuş. Günlüklerinin her birini numaralandırmış; 1. Gün’den başlayan günlükler, gün gün ilerliyor, ikinci ciltte devam ediyor ve üçüncü ciltteki 412. Gün’de sona eriyor. Mete Demirtürk’ün, günlüklerini numaralandırmasına karşın hiçbirine tarih atmamış olması dikkatimizi çekiyor. Belki de zamanın sonsuza akışında kendi çabasıyla bazı izler bırakmayı yeterli görüyor yazar. Bu tutumuyla okurlarına, zamanın, insan zihninin bir yanılsaması olduğu ya da zamanın insan zihni tarafından yaratılan bir kavram olduğu düşüncesini sezdiriyor sanki.

Evrensel insan gerçeği, her metnin odağından süzülüp yüreklerin en kuytu köşelerine değin ulaşıyor.

 Yalanın Masumiyeti Üzerine Başarısız Bir Deneme (2023) adlı öteki şiirsel deneme kitabında olduğu gibi, yazar bu kitap üçlemesinde de uzunlu kısalı şiir dizeleri biçiminde oluşturuyor sıra dışı ve deneysel çalışmasını. Metinler, düzyazı şiir ya da eski adıyla mensur şiir gibi okunuyor.  Zaman zaman anlatımcı bir tarzı olan denemelerin, bazen de kısa, imgesel ve etkili şiir dizelerine dönüşerek okuru şaşırttığını, sarstığını da söylemek mümkün. Şiirden denemeye, günlükten okuma notlarına gidip gelen, bir sarkaç gibi salınan bu metinleri okurken türler arasındaki sınırları ihlal etmenin, kural ve kalıpları kırmanın edebi ve estetik hazzını derinden duyumsuyoruz. 

Mete Demirtürk, alıntılarla, anekdotlarla, felsefi söyleyişlerle dokumuş metinlerini. Evrensel insan gerçeği, her metnin odağından süzülüp yüreklerin en kuytu köşelerine değin ulaşıyor. Dinlere, mitolojiye de selam gönderen bu metinlerin asıl kaygısı insan; insan hallerinin çelişkili gerçekliği. Şairin ve şiirin durumu, kentler, yaşanmışlıklar, esinler… Kentle kadın imgesinin birleşmesinden doğan ince anlamlar…Toplumsal sistemin eleştirisi, insanın güç tutkusu, yaşanan ihanetler, yalanlar, çarpıtmalar… Geçmiş zamanlarda olduğu gibi günümüzde de devam eden insanın erdem arayışına özellikle dikkat çekiliyor.

Yazar, insanın küçücük çıkarları için ihanete, yalana, kötülüğe yönlenmesi gerçeğini dile getirirken beşerî çelişkilere öyle bir vurgu yapıyor ki düşünceler labirentinde kayboluyor insan. İnsanın en yüce erdemi ve en aşağılık hilekârlığı ve çıkarcılığı yan yana, iç içe ve bir arada. Yazar, insan denen bu çelişkili bilmecenin, bu muammanın çözümünün çok zor olduğunu düşündürüyor bize.

Yeryüzünün pek çok yerinde savaşlar ve katliamlar nedeniyle insanlığın binlerce yıldan beri yaratmış olduğu uygarlığın çöküşüne ve dağılışına tanık oluyoruz; günümüzde masum insanların savaşlara kurban edilmesi gerçeği içimizi acıtıyor.  Bu durum karşısında hiç istifini bozmayan acımasız ve duyarsız devlet yöneticileri sadece kendi çıkarlarını, finans kapitallerinin geleceğini önceliyorlar; acılar içinde kıvranan “büyük insanlık” ve yeryüzünün her yerinde isyanını haykıran “vicdan kardeşliği”, ne yazık ki hiçbirinin umurunda değil:

Bir nehir gibi akıyor sözcükler, dizeler ve satırlar.

"Düşlerimiz üşüyor şimdi, /yaşam gölgeye dönüşüyor. (…)

/kutlu olsun/ruhların buzul çağı”diyor Mete Demirtürk, bütün ironisiyle.

Nietzsche’nin, Kierkegaard’ın felsefi derinlikli yazınsal metinlerinden de ışık almış Mete Demirtürk. O metinlerdeki güçlü söyleyişlerden, anlam uçurumlarından esinlenmiş. Onları bilinçle, akılla ve duyguyla dönüştürerek ve varoluşu sorgulayarak kendine özgü bir tarz oluşturma çabası içine girmiş.

Erdemi ve insanı insan yapan temel değerleri öne alan, çıkarcılığı egoyu, kötülüğü, ihaneti ve hilekârlığı dışlayan yazar, toplumun bireye yönelik gereksiz dayatmalarını, birey özgürlüğünü kısıtlayan anlamsız gelenekleri ve kuralları sorgulayıcı bir akılla irdeliyor. 

Üç cilt birbiri ardına okunabildiği gibi her kitap tek tek de okunabiliyor. Bir nehir gibi akıyor sözcükler, dizeler ve satırlar. Klasiklerine göndermeler sayesinde edebiyatın temel kitapları arasında bir anlam yolculuğuna da çıkıyoruz.

Sanatın gerekliliği kadar sanatın insanı tesellisini de işliyor yazar. Tanrı, sevgi, aşk, ölüm, ölümsüzlük gibi kavramlara dair pek çok duygulanıma ve düşünceye kapılar aralıyor.  Mete Demirtürk’ün yapıtlarında sıklıkla tanık olduğumuz evrensel, felsefi, modernist yaklaşım ve söylemler bu kitap üçlüsünün de temel dokusunu oluşturuyor. Klasik edebiyat eserlerine göndermeler, yazara esin verdiği gibi, okurun iç dünyasını da derinleştirip zenginleştiriyor.

Doğa ve insan konusu yazarın temel meseleleri arasında yer alıyor. Bazen geçmişe duyulan özlemi içeren dizelerle ve satırlarla da karşılaşıyoruz.  Bazen çağdaş filmleri ya da tiyatro oyunlarını da anıştırıyor Demirtürk. Klasik yapıtların yüce üslubuyla yazılmış Bir Şiir Günlüğü İçin Notlar’daki metinlerin çoğu. İşlenen konu ya da duruma göre bazen sokağın dili de yankılanıyor sayfalarda; özellikle yazarın toplumdaki adaletsizlik, haksızlık ve kötülüklere dair öfkesini engelleyemediği kimi hayat sahnelerinde.

Sorgulayan metinler yazıyor Mete Demirtürk; sorularını ve eleştirel bakışını topluma, kendine ve Tanrı’ya yöneltiyor en çok. Aşk da sık sık yer alıyor sayfalarda. Aşkın birçok halinin şiirselleştirildiği, bazen de sorgulandığı dikkatimizi çekiyor.

 Sayfalar akarken yazarın özellikle toplumsal sistem eleştirisi de öne çıkıyor. Her şeyin alım satım, tüketim üzerine kurulduğu, paranın yegâne güç olduğu bir sistemin eleştirisidir bu. Sistem içinde karakterler aşındırılır hatta satın alınıp birer uşağa dönüştürülür: 

“Satın alınmak ölümsüz bir yasa sanki/ yine de, en çok övgü alan özelliğimiz! /Satın almak, güçlüyüm diyenlerin/ en temel güdüsü! / Ve bir eski alışkanlık sürüyor, dilerse efendi, / ödüllendiriyor uşağını “liyakat nişanıyla!” Yazar, yozlaşmalar karşısında unutulmaz tiyatro kahramanı Cyrano’yu anımsıyor: “Her sabah bir dua gibi/söylerim eşsiz tiradını: / ‘istemem eksik olsun!”

Yazara göre, çağlar boyunca hep gücün, iktidarların, tiranların, egemenlerin türküsünü söylemiştir tarih.

İçinden geçtiğimiz vahşet zamanlarını Antonio Gramsci şöyle özetlemişti: “Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmak için mücadele ediyor; şimdi canavarlar zamanı!” Mete Demirtürk de zamanımızın canavarlar çağı oluşuna dikkat çekiyor.

“El öptüren, susta durduran/canavarlar hiç değişmiyor, hiç ölmüyor, /iştahlarıyla bir kâbus olmayı, / kılıçlarıyla, sözcüklerin ateşiyle/ kolayca yok etmeyi başarıyorlar!”

Demirtürk’ün eleştirel bakışından tarih de payını alıyor doğal olarak. Yazara göre, çağlar boyunca hep gücün, iktidarların, tiranların, egemenlerin türküsünü söylemiştir tarih. Yoksullar, ezilmişler, en alttaki toplumsal kesimler ne yazık ki savaşların, şiddetin ve kötülüğün her türüne maruz kalmışlardır. Yazar, bu haksız durumun bir kader olarak benimsetilmesindeki çarpıklığı gözler önüne seriyor; vahşet ve kötülükten beslenen sistemi, erdem savaşçısı bir şövalye gibi, Cyrano gibi elinin tersiyle itiyor.

Derin düşünen, araştıran, eleştiren, sorgulayan ruhların payına incecik bir hüzün düşüyor her daim.

“Bağışlasa buyurganlar/yakutunu, elmasını dünyanın/ve sunsalar güneş sofrası, /onaylamam kanla beslenen /o doyumsuz canavarı /ve haykırırım bir daha: / ‘İstemem eksik olsun!’

Çağımızın egemenler güdümündeki yalanları, sahtelikleri, manipülasyonlarına dikkatimizi çeken Mete Demirtürk, “İyi bir oyuncu olmak istiyorsan yalana çalış! / Büyük yalan küçük yalan demeden! /Ve oyun senin, şans senin, zaman senin, unutmayan/bir tanrı senin olur!” diyor etkili bir ironiyle.

Derin düşünen, araştıran, eleştiren, sorgulayan ruhların payına incecik bir hüzün düşüyor her daim. “Her şeyin toplamı bir hüzün ağacıydı” diyen yazar, “Ey hüzün, /Ne yalnızca bir duygu seli, ne güneşin batışındaki/zalim bir büyünün parçasıydın! Yaşamın aldanışlar fırtınasında damıttığı bir zamansın da!” dizeleriyle sesleniyor hüzün duygusuna. İnsanın en köklü, en ince, en içe işleyen duygularındandır hüzün ve suskuyla kardeştir çoğu zaman: “Ey hüzün! /Usul usul gelir, ipeksi duyguların üstüne, sessiz harflerin suskun cümleleriyle yazarsın kendini! İçsel bir kitapsın çünkü. Ve incinmiş duyguların saklı coğrafyası, aşkın gerçek iklimi! Ve ruhun kutsal şarabı; içsin işte kana kana âşıklar, gözleri yaşlı -yaşsız kırgın gönüller!”

Yeryüzünde yaşamı cehenneme çeviren erk tutkusunun, us yani akıl; özellikle çıkarcı, kurnaz, duygusuz, kötücül akıl ile el ele vermesinden duyduğu yoğun kaygıyı da yansıtıyor Demirtürk: “Ey us, ey erkin sadık bendesi, /altın kupalarda şarap yerine, köleleştirdiğin kılçıksız ruhlarımızı sundun zalimler kılıcına, zalimler girdabına! / Ey us, ey erkin kucağındaki fahişe, her öpücüğünde çarmıhta bulduk kendimizi, her öpücüğünde çirkinleştik, ahmaklaştık, soysuzlaştık! Bir özne değil, kendi atığımızın sinekleriyiz artık!”

İnsanın ve toplumların şiddet, kan ve kötülük tutkusu, doymak bilmeyen açgözlülüğü karşısında dizeleri, cümleleri içinde sakladığı sesiyle isyan ediyor Mete Demirtürk: “Gör korku üreten eli ayağı, kanla yıkandıkça coşan palayı, sinsi sinsi parlayan sırtlan gözleri, sana el pençe duran ve sen olan canavarın dehşet yüzünü! Hazinem dediğin, pırıl pırıl parlayan zümrütler, sana hayır diyenlerin, kış diyenlerin, sana karşı koyanların cesetleriydi. Bitmez zaferindi! Gör vahşetin kanlı dansına katılmak için uykuda sırasını bekleyen bebekleri, birer sen olan bebekleri, cinnetin tohumlarını, giyotinler çalışırken ruhundaki mutluluk izlerini, titreşen dehşeti!”  

İnsana, topluma, sanata ve hayata ilişkin pek çok konuda düşünceden düşünceye, duygudan duyguya geçişleriyle bilinç, vicdan ve yüreklerde iz bırakan bu denemeler üçlemesini, klasiklerin atmosferinden hoşlanan, ama aynı zamanda farklı ve deneysel edebiyata da ilgi duyan okurların dikkatine sunuyorum.

Mete Demirtürk, Bir Şiir Günlüğü İçin Notlar, Klaros Yayınları, I, II, III - Yeni Baskı: Kanguru Yayınları, 2023

YORUMLAR

Mehmet Eken

Aydın bilgeliğini topluma sunandır. Işığını sorusu olanlara yayabilir. Sorulmuş sorulara cevap, yeni sorulara ilham olur. Sorusu olmayan insan sırtını güneşe dönendir, karanlığa bakandır. Mete Demirtürk insanı bulunduğu yerden ışınlanmış gibi çok ötelere götürüyor. Kendi sorularının cevaplarını büyük bir emekle aramış, zihinsel birikimi kıskandıracak düzeye gelmiş. Bunlar olağanüstü bir dil ustalığıyla buluşmuş. Sıradan insana geniş ufuklar açıyor, tartışmanın ortasına çekiyor, soramadığı soruları cevaplıyor. Kalemiyle en tembel zihinleri bile heyecanlandırıyor. Kıpır kıpır zihinler yaratıyor. Mete Demirtürk’ün şiirlerini okurların dikkatine sunmak ifadesi çok yetersiz kalmış. Başyapıtlar sınıfında olduğunu vurgulanmayı hak etmiş. Mehmet Eken 14.12.2023

14 Aralık 2023

Öne Çıkanlar

Balzac'ın Goriot Baba Romanından İnsan..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

30 Aralık 2025

İzmir’de Kalınacak Yer Seçimini Etkile..

İzmir, farklı tatil beklentilerine aynı anda cevap verebilen nadir şehirlerden biri. Şehir merkezi, sahil kasabaları ve çevre ilçeleriyle geniş bir konaklama alanı sunuyor. Bu çeşitlilik, seçenekleri artırırken doğru kararı vermeyi de zorlaştırabili..

Devamı..

Saliha Yadigâr: “Öykülerim kusursuz bi..

Palmet Bay

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024