Eski hesaplar itinayla kapatılır...
30 Nisan 2017 Kültür Sanat Sinema

Eski hesaplar itinayla kapatılır...


Twitter'da Paylaş
0

Vakti zamanında Günaha Son Çağrı’sıyla dini çevreler tarafından tepkilere maruz kalan Martin Scorsese, son filmi Silence’ta, 1600’lerde Japonya’da Budist sistem tarafından acı çektirilen cizvit rahiplerin öyküsünü anlatırken adeta kendini affettiriyor. Film çok iyi çekilmiş bir Hıristiyanlık propagandası tadında.
Uğur Vardan
Sinema serüveni boyunca çoğu kez hastalıklı karakterleri ve mafya dünyalarını perdeye taşıyan Martin Scorsese, iki ara durakta (Günaha Son Çağrı ve Kundun) da ‘uhrevi’ meselelerin peşine düşmüştü. Son çalışması Silence bu açıdan, belki de Scorsese filmografisi içinde bir ‘üçleme’nin son adımı olarak nitelendirilebilir. SILENCE Yönetmen: Martin Scorsese Oyuncular: Andrew Garfield, Adam Driver, Issei Ogata, Yosuke Kubozuka, Liam Neeson, Shin’ya Tsukamoto / ABD yapımı Japonya’nın Graham Greene’i olarak adlandırılan Katolik yazar Shüsaku Endö’nun 1966 tarihli romanından sinemaya uyarlanan yapım, Portekizli iki genç cizvit papazın Uzakdoğu’da yaşadıklarına odaklanıyor. 1633’te açılan filmde Sebastião Rodrigues ve arkadaşı Garupe, Hollandalı bir gemicinin eski ustaları Cristóvão Ferreira’nın Hıristiyanlığı yaygınlaştırmak adına gittiği Japonya’da davasından vazgeçtiğini, hatta yöreden bir kadınla evlendiğini öğrenir. Bu bilgiye inanmak istemeyen ikili, durumu yerinde görmeye karar verir. Çin üzerinden Japonya’ya gizlice girerler ve burada Hıristiyanlığı kabul etmiş insanların ‘Budist’ yönetim tarafından gördüğü zulme şahitlik ederler. Senaryosunu Jay Cocks’un kaleme aldığı Silence, upuzun (süresi 2 saat 39 dakika) bir dinsel tören âdeta. Daha çok Rodrigues’in yerel güçlerin eline düşüp engizisyonun başındaki yaşlı yönetici tarafından psikolojik işkenceye tabi tutularak inançlarından vazgeçirmeye çalışılmasını anlatan yapım, Scorsese’nin maharetli üslubuyla sıkılmadan izleniyor. Emektar yönetmen, sinemasında çokça rastlanan insanoğlunun şiddete olan yatkınlığı meselesini bu kez Japon tarafı ve değişik işkence teknikleri aracılığıyla perdeye aksettiriyor. Bütün bu aşamalarda müritler sırf  Rodrigues boyun eğmedi diye ölüme yollanırken genç papaz da giderek kendisini fiziken ve ruhen ‘İsa’laştırıyor. Belki noktalarda da Hıristiyanlık ve Budizm tartışmalarına, iki dinin kıyaslanmasına şahit oluyoruz. Silence’ı bir iç yolculuk olarak nitelendirmek de mümkün. Keza görüntü yönetmeni Rodrigo Prieto, gerek yakın çekimlerde gerekse genel peyzaj karelerinde enfes çerçeveler sunarken ortaya şiirsel bir atmosfer çıkıyor. Bir de filmin, yönetmenin sineması açısından farkının altını çizelim; malum Scorsese öykülerini son derece tempolu bir anlatımın ve hızlı kurgunun eşliğinde önümüze getirir. Bu kez belki de ana karakterinin ruhsal gelgitlerine bağlı olarak sakin, yumuşak, ağır akan bir Scorsese filmi var karşımızda.

Ya Galileo Galilei meselesi?

Öte yandan Silence, Roland Joffe’un 1986 tarihli klasiği Mission’ın antitezi gibi. Bu noktada da seyirci olarak (en azından benim) Scorsese’nin filmiyle yol ayrılığım başlıyor. Cizvit papazların dini yaymak için gittikleri yerlerin halklarını köleleştirmek, sistemin ekonomik çıkarlarına hizmet için gösterdikleri çaba, Silence’a pek uğramıyor. Japonları nazik, felsefeleri sağlam işkenceciler olarak göstermek de cabası. Ayrıca yabancı bir eleştirmenin de altını çizdiği gibi filmin geçtiği yüzyılın başlarında kilise Galileo Galilei’ye yapmadığını bırakmamıştı. Rodrigues rolünde Andrew Garfield’ın sürüklediği yapımda Garupe’de Adam Driver’ı, Ferreira’da Liam Neeson’ı, engizisyon yöneticisi Inoue’de Issei Ogata’yı, öykünün Judas’ı niteliğindeki Kichijiro’da Yosuke Kubozuka’yı izliyoruz. Sonuç olarak lise döneminde rahip olmak isteyen Scorsese, belki kendi adına bir vefa borcunu ödemek ya da Günaha Son Çağrı’yla kendisini hedef tahtasına koyan Hıristiyan âlemiyle yaşlılığında barışmak istemiş olabilir ama Silence sinematografik açıdan çok iyi çekilmiş bir dini propaganda filmi gibi geldi bana.

Amazon’da Ararım İzlerini…

KAYIP ŞEHİR Z Yönetmen: James Gray Oyuncular: Charlie Hunnam, Robert Pattinson, Sienna Miller, Tom Holland, Angus Macfadyen, Edward Ashley ABD yapımı Hayattaki kimi eksiklikler için aranan fırsat hiç beklenmedik yerlerden gelir bazen. Orduda görev yaparken istediği hedeflere (hizmet madalyası mesela) ulaşamayan Binbaşı Percy Fawcett, 1906’da Bolivya ile Brezilya arasında problem yaratan sınır çizimini belirlemek üzere ülkesi İngiltere tarafından Güney Amerika’ya gönderilir. Zoraki kabul ettiği bu görev Fawcett’a yeni bir kapı aralar; Amazon ormanlarında yaptığı yolculukta bir yerlinin uyarısıyla bilinmeyen bir medeniyetin izlerini bulur. Bunun üzerine ‘Z’ adını verdiği ‘El Dorado’ benzeri hayalin peşine düşer. Toplamda üç kez yaptığı Amazon yolculuğunda hayatını bu şehri bulmaya adar. Kayıp Şehir Z (The Lost City of Z), az bilinen İngiliz kâşif Percy Fawcett’ın hayat hikâyesine odaklanıyor. Little Odesa, Two Lovers, The Immigrant gibi yapıtlarıyla tanıdığımız James Gray’in imzasını taşıyan yapım, sakin anlatımıyla dikkat çekiyor. Film, ana karakterin tutkusu üzerine ailesiyle, özellikle de büyük oğlu Jack’le yaşadığı problemlerin yanı sıra 1. Dünya Savaşı’nın zorlu Sonne Cephesi’ne de uğruyor. Kayıp Şehir Z’yi izlerken Herzog’un Aguirre: Tanrının Gazabı’nı ve Coppola’nın Kıyamet’ini hatırlıyorsunuz ama Gray’in çalışması tabii ki söz konusu yapımların tutkusundan ve etkileyiciliğinden uzak bir çalışma.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR