İnsanlık, çağlar boyunca nesnelerle çevrilmiş bir dünyada yaşadı. Bu süreçte kendi varlığını etrafını saran bu nesnelerle anlamlandırmaya çalıştı. Bu bağlamda, Aristotales’ten modern felsefeye kadar birçok düşünür, nesnenin ne olduğu sorusuna çeşitli yanıtlar vermeye çalıştı. Bu yanıtlar özellikle insanın nesnelerle kurduğu ilişki üzerine oldu. Yalnız felsefe değil sanat da insanın nesne ile kurduğu ilişki üzerine çeşitli yanıtlar vermeye çalışır. Bu yönde yapılan eserler nesne ile ilişkiye girmemizi, çevremizdeki nesneler üzerinden bizimle iletişime geçmeyi hedefler.
Vincent Van Gogh “Ayakkabılar”, 38.1 x 45.3 cm., Tuval Üzerine Yağlı Boya, 1886
Van Gogh’un (1853-1890) birçok çalışması nesne olarak “ayakkabı” üzerinedir. Resmedilen köylü ayakkabıları hem onu giyen ve eskiten köylünün oto-portresidir hem de yıpranmış botların resmidir. Adeta köylü ile bu yıpranmış ayakkabılar köylü ile özdeşleşmiştir. Bu noktada
Knut Hamsun’un Açlık eserinde de ayakkabıları ile nasıl bütünleştiğini dile getirir: “Daha önce ayakkabılarımı hiç görmemişim gibi, kendimi onların görünümlerini, karakteristiklerini ve ayağımı kımıldattığımdaki, şekillerini ve aşınmış üst kısımlarını çalışmaya adadım. Kat yerlerinin ve beyaz dikişlerinin onlara ifade kattığını – onlara fizyoloji eklediğini keşfettim. Benim doğamdaki bir şey bu ayakkabılara geçti; beni etkilediler, diğer Ben’imin hayaleti gibi – tam da kendimin nefes alan bir parçasıydılar.” (Hamsun, 1920. 27) Bu açıdan baktığımızda ayakkabılar köylünün yaşamını anlatmaktadır.
Bu açıklamalar bağlamında Van Gogh’un çiftçi ayakkabılarına tekrar baktığımızda, sanatçının araç olan ayakkabıyı sanat nesnesine dönüştürmesi, bir köylünün hayatına dair izlenimleri düşünmemize neden olmaktadır. Diğer bir deyişle, sanatçı ayakkabılardan ziyade köylü yaşamını anlatmaktadır.
Nesne olarak ayakkabıdan yola çıkar Andy Warhol’un Queer çalışması cinsel özgürlük ve kadın hakları içeren birçok tartışmayı gündeme getirmiştir. Bu tartışmalar LGBTİ+ bireylerin haklarını aramaya başladığı bir döneme referans olmuştur. Bu çalışmasında Andy Warhol Drag Queen’lerin sıklıkla kullandığı, abartılı yüksek topuklar, parlak renklerle “qeeer” sahne kültürüne gönderme yapmaktadır.

Nesne odaklı bir diğer çalışma da 1985 yılında Londra, Brixton sokaklarında gerçekleşen Mona Hatoum’un yine ayakkabı imgesinden yola çıkarak Performance Still performansıdır. 1980’li yıllar Brixton’da polis etnik kökenli kişilere müdahaleler gerçekleştirmişti. Sanatçı Dr. Marten marka ayakkabıların bağcıklarını ayağına bağlayarak yaklaşık bir saat yürümüştür. O dönem Dr. Marten ayakkabı markası polis tarafından giyilen ayakkabılardır. Sanatçı iktidarın oluşturduğu baskıyı bu performansı ile vurgulamış ve eleştirmiştir.
Eserlerinde nesne olarak ayakkabıyı kullanan bir sanatçı da Şakir Gökçebağ’dır. Yerleştirmelerinde göç, kimlik, aidiyet, yabancılaşma ve temsiliyet gibi kavramları ele alır. Ayakkabılara küçük değişime uğratarak eserlerini yapıbozuma uğratır. Dolayısıyla nesne olarak ayakkabı, gördüğümüz nesnenin ötesinde anlamlar içerir. 2004 yılına ait olan Misafirler II adlı çalışmasında ayakkabıları imgeye dönüştürmüştür. Ayakkabılar göç, göçmen ve misafirlik kavramını çağrıştırır. Eserin adı, Misafirler ile göçmenlerin kalıcı olmama halleridir. Vedalaşılan yer vatandır. Vatandan ayrılanlar göçmenler gidecekleri yere ulaştıkça kendi yaşam biçimlerinden vazgeçmiş olurlar. Gittikleri yerde “öteki” halini alıp “misafir” konumuna geçerler. Göç olgusu bitmek bilmeyen bir misafirliğe dönüşmüştür. Vatana döndüklerinde artık eskisi gibi olmadıkları (kesilmiş ayakkabılar) ile ifade edilmiştir.

2018 yılında öldürülmüş 440 kadını anmak adına 440 çift kadın ayakkabısını İsimsiz adlı eserini 2019 yılında sergileyen Vahit Tuna ölen kişilerin ayakkabılarının evlerinin kapısının önüne bırakılması geleneğinde işaret eder. Kadına yönelik şiddetin arttığına dair dikkat çekiyor hem de bu vakaların artmasına neden olan eril söylemin durmasına yönelik bir çağrı olarak yorumlanıyor.
Diğer bir yerleştirme sanatçısı olan Birsen Cambaz, kendi söylemiyle; yaşadıklarını biriktirip ürettiklerine konu eden bir sanatçı. 2002 yılında Proje: Atak isimli sergisinde, 100 çift 37 numara kadın ayakkabıları yapmış ve yerleştirmesinin hakkında şu bilgiyi vermiştir. “Aylardır ayakkabı üretiyorum. Alçalan, yükselen, rahatsız, bazen aksi yönde, renkli ve özellikle kadın ayakkabıları. Kırılganlıkları da bundan. Benim giydiğim ayakkabılara benziyor. Her biri üzerinde bir insan taşıyor. Pamuklara sarsanız yine kırılgan. […] Ayakkabılarım rahatsız, üstelik yolum zor ve uzun. Ezici her soru ve eleştiri ile topuklar daha sivri, ayakkabılar daha yüksek, daha kırmızı, biberin acılığı kadar etkili. Kırılgan ayakkabıları üzerinde duran özne kendi bedeninde ve ruhunda taşıdıklarını ne zaman ortaya çıkaracak? […] İki gün üst üste giyilirse, engebeli yollarda yürünürse, çamura girilirse. […] Yaralarımı sarar, yüzümü güneşe döner, acıyı düşünmeden yola devam ederim; yeni bir atak için”
Ayakkabı imgesinden yola çıkan bir diğer sanatçı Avustralyalı Virginia Ryan. 1998 yılında giyilmiş ayakkabıları One Hundred Steps adı altında sergiledi. Her biri bir öykü anlatıyordu. Sanatçı yüzlerce öyküyü renkle, formla ve hareketle (bir yere gitmek) izleyiciye aktarıyordu. Ve izledikçe, onların ardındaki yaşanmışlıklar da bir bir, kare kare izleyicinin belleğine yansıyordu. Giyildikçe sahiplerinin ayak biçimlerini almışlar, sürelerini tamamlamışlar ve terk edilmişlerdi her biri. Ama keyifli bir vazgeçişti bu. Sahiplerinin yaşamını sessizce yaşamışlar, onların tanıklıklarını yapmışlardı. Sahipleri de onlarla beraber biçimlenmiş, onlarla nasıl yaşayacaklarını öğrenmişlerdi. Bir bakıma, her eskitilen ayakkabı o insanın fotokopisine dönüşmüştü. Sahiplerinin ayakkabı ile sürdürdükleri ‘iletişim’ doğrultusunda ayakkabıların biçimi de değişmişti kuşkusuz. Nesne ile onu taşıyan sahibi arasında bir kader birliği oluşmuştu.
Kaynakça
Özlem Derin, Bir yaşam sorunsalı olarak ayakkabılar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü, Art Sanat dergisi, sayı 9 sayfa 177-192, 12/12/2018
Serkan Çalışkan, Sanat ve Ayakkabılar, Kırklareli Üniversitesi, Social Sciences Studies Journal, (SSS Journal) Volume 7, Issue 84, Pages 2809-2817, 24/7/2022
Başlıktaki resim: Andy Warhol, “Diamond Dust Shoe Serisi”, 101 x 152 cm, Serigrafi Baskı, 1980






