İşte şimdi karar alma ve harekete geçme zamanı. Karakterler, eylemler ve seçimlerden ibarettir.
Tarot destesindeki Majör Arkana “Aptal” (The Fool–Abdal, Mecnûn) ile başlar. Gençliği, umudu, açık görüşlülüğü temsil eden ama deneyimden yoksun olduğu için yaşamın karşısına çıkaracağı tehlikeler hakkında hiçbir fikri olmayan “Aptal”, gözlerini ufka diker ve adımını atar. Ne var ki, adım atmadan evvel aşağıya bakmayı aklına getirmediği için uçurumdan düşmek üzere olduğunu fark etmez.
Bize heyecan veren romanların ilk bölümleri “Aptallarla” doludur. Hiçbir şeyin farkında olmayan saf kurbanlar, ahmak denecek kadar iyi niyetli kahramanlar, acemi polisler ve komplocu baş belaları. Başlarda okur da onlardan biridir. Olayların gidişatını az çok sezer ama neye bulaştığını tam olarak bilmez. En büyük Aptalsa yazardır. Çünkü biz yazarlar, henüz başladığımız bir roman ya da öykünün ilk sayfasına çocuksu bir iyimserlikle yaklaşır, henüz olgunlaşmamış bir fikrin heyecanına kendimizi kaptırıp yeni başlamanın verdiği güven duygusuyla kibirlenerek eninde sonunda kendi yarattığımız olay örgüsünün uçurumlarından düşeriz.
Bizleri düştüğümüz bu uçurumlardan kurtarmak için tasarlanmış kitaplar yoldaşımızdır; David Lodge’un Art of Fiction’ı ya da Stephen King’in Yazmak Üzerine’si. Senaryo yazım tekniklerinin çetrefilliğiyle ağırlaşmış raflara yönelebilir, o da olmadı kalem kâğıda dönüp bize çıkış yolunu gösterecek bir harita ya da diyagram çizebiliriz. Bütün bunlar, hikâye adı verilen değişken ve büyülü fenomeni sabitlememizi sağlar.
Oysa hikâyeler her zaman içimizdedir. Hepimiz her gün hikâyeler üretir, klavye başında değilken bile yazarız: X’in davranışları tuhaf, bana kızgın olmalı, yoksa Y’den onun hakkında söylediklerimi mi öğrendi? Aslında olaylara dair hiçbir şey bilmeyiz. Bildiğimiz tek şeyse nasıl hikâye anlatılacağı ve hikâye anlatırken nelerle karşılaşacağımızdır.

İşte anlatıp durduğumuz bu hikâyeler neredeyse altı yüz yıl önce usul usul tarot kartlarına da sızdı. Tarot destelerinin geleceği öngörebildiğine inanın ya da inanmayın, her birinin içinde mutlaka bir olay örgüsü saklı durur. Elinize bir tarot destesi alın, Majör Arkanayı ayırın ve yirmi iki kartı çember oluşturacak biçimde dizin. Seri, “Aptal” (The Fool) ile başlar, “Dünya” (The World) ile sonlanır. Ve bu ilerleyiş bizlere hayatlarımızın evrensel hikâyesini anlatır – nasıl olup da gençliğin saflığından yetişkinliğin bilgeliğine yürüdüğümüzü.
Mimarinin temel ilkelerinden biri biçimin, işlevi izlemesidir. Kurmaca yazmak da bir şeyleri inşa etmek değil mi? Öyleyse aynı ilke bence kurmaca için de geçerli. Farz edelim ki, yazdığınız roman İngiltere’nin ana karadan uzak adalarından birinde geçiyor ve adada yaşayan genç kızların zihinlerinde adanın pagan geçmişi yankılanıp duruyor – güçlerini yeniden kazanmak için rünleri kullanıyor ya da büyülere başvuruyorlar. Hikâyenizin yapısını inşa etmek için ne demeye modern bir peygamberden feyz alasınız?
Örneğin kendi romanım Impossible Causes’ın olay örgüsünü tarot destesindeki olay örgüsüne paralel olarak biçimlendirdim. Bölümlerin isimleri kartların isimleriyle aynı. Majör Arkananın temalarına bağlı kalarak farklı tarot destelerinden imgeler aldım ve onları hikâyemle uygunluk gösteren birer sembole dönüştürdüm – bir köpek, bir bayrak, bir yılan.
Okült sanatlarla ilgili olup olmadığına bakılmaksızın gerilim içeren bütün kurgular, karanlık sanatlar üzerine bir çalışmadır. Başlangıçta hiçbir şeyden haberi olmayan art niyet yoksunu karakterler zaman içerisinde çeşitli safhalardan geçerek büyür ve nihayetinde olay örgüsüyle vaat edilen hakikate erişirler. O yüzden ben derim ki, bırakın biçim işlevi takip etsin ve tarot kartları hâlihazırda devam eden çalışmalarınızı şekillendirsin.
Etraftan kendinize birkaç Aptal (The Fool) bulun. Onların yoksunluklarını, değişmesi gereken yönlerini, erişmeleri gereken maksadı belirleyin. Ardından sahnelerinizi tasarlayın. Sonra Büyücüyü (The Magician) devreye sokun. O sizin şovmeniniz. En bilinen taktiği ipuçları vererek insanları yönlendirmektir ama bu yön her zaman doğru yön olmaz. Dolayısıyla temsil ettiği şey, kurmaca içerisine yerleştirmeye çalıştığınız şaşırtmacadır.
Azize (The High Priestess – Baş Rahibe) saklı hazinelerin efendisidir, gelecekte ürün verecek olan (ya da olmayan) tohumları ekerken size rehberlik eder. Yarattığınız dünyanın akıl ermez çeşitlilikteki potansiyelini, hayal gücünün sınırları içinde hiçbir şeyin imkânsız olmadığını gösterin.
Ardından karakterlerinizi güçlendirin, onları daha kompleks hale getirin. İmparator (The Emperor) ve İmparatoriçe (The Empress), Ying ve Yang, size bu yolculukta cesaret verecek olanlardır. Kadın karakterleriniz erkek karakterleriniz kadar, erkek karakterleriniz de kadın karakterleriniz kadar inandırıcı mı? Hiç kimse yarım yamalak bir kişiliğin peşinden gitmez.
Büyük fikirleri unutmayın; Aziz (The Hierophant) sizden bunu talep eder. Zekice tasarlanmış bir olay örgüsü her şeydir ama hikâyenizle düşündürmek istediğiniz, paramparça edip okura sunduğunuz ve kitabı bitirdikten sonra okur tarafından bir araya getirilip tartışılmasını istediğiniz konu nedir? Var edin onu, kurun düzeninizi.
İşte şimdi karar alma ve harekete geçme zamanı. Karakterler, eylemler ve seçimlerden ibarettir. Bu, ideal olan uyarınca aklın kalbe hükmettiği bir ölüm kalım meselesidir ama Aşıklar (The Lovers) gerilimin ruhuna uygun olarak muhtemelen aksini önerecektir.

Söz konusu seçimin nelere sebebiyet verdiğini göstermelisiniz. Savaş Arabası (The Chariot) çatışmayı, iki at tarafından farklı yönlere çekilen sürücünün mücadelesini temsil eder. Rekabet halindeki metaforik hayvanlarınızı öylesine enerjik hale getirin ki, sürücünün onlardan herhangi birini reddetmesi güç olsun.
Ve ardından gelen Dirayet (The Strenght – Güç, Dayanıklılık, Metanet) kartında asil bir kadın aslanın ağzını açmaya çalışır. Bu, kesinlikle her yazarın yolu yarıladığında hissettiği duygudur. Her şey planlandı ama her şey kaos içinde. Şimdi sıra kontrolü ele geçirmekte. Eğer hâlâ kimin yaptığını (ya da niçin yaptığına, ya da katilin kim olduğuna) karar vermediyseniz işte tam burada seçim yapacaksınız. Çünkü birazdan yavaş, çok yavaş bir biçimde arzulanan etkiyi yaratmaya başlayacağız.
Karakterlerinizden hiçbiri artık genç değil. Bir zamanlar aklına estiği gibi huzur içinde seyahat eden Aptallarımızın artık acilen yanıt bulması gereken sorular var ve bunu yaparken – tıpkı üstlendiği (fiili ya da mecazi) görevi tamamlamak üzere karanlıkta seyahat eden Ermiş (The Hermit) gibi tek başlarına vakit geçirmeleri gerekiyor.
Yolculuğun bu ikinci yarısı zorlu geçecek. Kader Çarkı (The Wheel of Fortune) bize şans ya da şanssızlık diye bir şeyin olmadığını hatırlatır çünkü hayat dediğimiz şey bir döngüdür. Çekin alın karakterlerinizin ayakları altından halıyı, bırakın biçsinler ektiklerini, terse dönsün talihleri. Okura, henüz hiçbir şeyin kesin olmadığını gösterin.
Ve dolaylı neticeleri tasvir edin. Bu kadersel değişim, karakterlerinizin her birinin Adalet (The Justice) vizyonunu ve anlatınızdaki adalet mefhumunu nasıl gözler önüne serdi? Nihayetinde bazıları elbette hayal kırıklığına uğrayacak. Bazıları büyük bir iyilik için kendini feda etmek zorunda kalarak Asılı Adam (The Hanged Man) haline gelecek. Ya da en azından baş aşağı sallanacaklar ve bu sayede olayları farklı bir bakış açısıyla değerlendirecekler.
Bu, bağlılık ve sadakatler yer değiştirdiği zaman yaşanır. Oyun başlamıştır. Ölüm (The Death) sahnede belirir belirmez…
Elbette bunun gerçek bir ölüm olması gerekmez. Ama madem gerilimden, heyecandan bahsediyoruz, niçin olmasın? Ölüm değilse bile başka tür bir yıkım yaratın. Çekip çıkarın o kocaman, çürük kıymığı. Gerçek sonu değil, nihai hesaplaşmaya giden yolu açan savaşı tasarlayın.
Bu ufak savaşın ertesinde Denge (Temperence – Sabır, Ilımlılık) ve Şeytan (The Devil) kartlarının etkisinden faydalanın. İlki (bir kadehten ötekine berrak bir sıvı döken meleksi figür), ilerleme kaydedebilmek için akış halindeki yaşanmışlıklardan ders çıkarmamız ve duygularımızı dengelememiz gerektiğini anlatır. İkincisiyse (bir keçinin bedeninde tasvir edilen figür) bize, verilen mücadelenin neleri zincirlerinden kurtarıp özgür kıldığını gösterir. Peki sona yaklaştıklarında sizin karakterleriniz bu dünyevi benliklerinden hangisini ön plana çıkaracaklar?
Ve işte Kule (The Tower ) – büyük felaketi, bütün hesaplaşmaların hesaplaşmasını haber verir. İnsan tarafından inşa edilen her şey eninde sonunda yerle bir olmak zorunda. Yine de tüm bunların ortasında Yıldız (The Star) durur. Onu, bu bir parça umudu, gökyüzünde ışıldayan ve yol gösteren aydınlığı siz resmedersiniz. Şimdi sıra seçim yapmakta, kimin onu göreceğini ve kimin ona tutunarak kendini kurtaracağını seçin.
Ama bunu kolaylaştırmayın. Sahnelerinizi Ay (The Moon) kartıyla, bu anlaşılması güç ve hilebaz kartla aydınlatın. İnsanın gece karanlığında yolunu kaybetmesi, iyilikten ziyade kötülüğü tercih etmeye karar vermesi kolaydır. Ama eninde sonunda güneş doğar ve kimin yürüdüğü yola sadık kaldığı, kimin o yoldan saptığı açığa çıkar.
Ardından karma gelir. Hüküm (The Judgement – Yargı) sana ait sevgili yazar. Kazanacak olan kim? Peki ya kaybedecek olan? Kimi memnun edeceksin – karakterleri mi, kendini mi yoksa okuru mu?
Belki de her şeyi muntazam bir biçimde birbirine bağlayacak, çemberi tamamlayacak, kötülük karşısında iyiliğin muvaffak olmasını sağlayacak, Dünyanın (The World) ahlaklı ve dürüst bir versiyonunu betimleyeceksiniz. Bu son kart bilgelik anlamına gelir ve bu aşamaya geldiğimizde bir şeylerin her zaman aynı şekilde işlemediğini öğrenmiş oluruz. Bu, devam eden bir danstır. Bir yolculuk biter, öteki başlar ve her seferinde çocuksu Aptallar (The Fool) olarak başa döneriz.


.jpg)



