Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Şubat 2017

Kültür Sanat

Türk Sinemasının Öykü Gibi Sahneleri

Denis Gürcü

Paylaş

45

0


Bazen bir görüntüye bakıp, “öykü gibi” dediğiniz olmuştur. Çünkü küçük bir fotoğraf karesiyle de, 500 kelimelik kısa bir öyküyle de, 5 dakikalık bir film sahnesiyle de birçok duygu tek seferde anlatabilir. Etkisi zihninizde uzun yıllar yer eder. Sanatın her dalı bir başkasını beslerken edebiyat ve sinemanın da birbiri üzerindeki yaratıcı etkisi yadsınamaz elbette. Bu ikilinin kıymetli ilişkisi, bizlerin belleğinde muazzam izler bırakıyor. Bu izlerden yola çıkarak, Türk sinemasında âdeta bir öykü gibi tane tane, düşüne düşüne, özenle işlenmiş sahneleri derledik. https://www.youtube.com/watch?v=HDJstXgGFpA MASUMİYET “Çocuk neden sakat abi?” İçine ekmek doğranıp içilen çorbalar, açık kalan kapılar, Türki filmi oynayan televizyonlar ve otel odaları. Karakterli bir hayat kadını ve ona saplantılı bir adam. Masumiyetle kesişen yollar. 1997 yapımı Zeki Demirkubuz filminin üzerine hala konuşuluyor, hala yazılıp çiziliyor. Haluk Bilginer ve Güven Kıraç’ın mükemmel oyunculuğuyla akıp giden bu muazzam monologdan ise, belki bir değil, birden fazla öykü çıkıyor. https://www.youtube.com/watch?v=uGaj17-nT5Y KADER “Kalk abi diyor Kars’a geldik.” Haluk Bilginer’in, yani Bekir’in, Masumiyet’te yaklaşık 10 dakikada anlattığı hikâye, bizi tam 9 yıl sonra, her şeyin başına götürüyor. Demirkubuz Masumiyet’i önce çekmiş olsa da ilk başta Kader’in senaryosunu yazmış. Demirkubuz’un zamanlama oyunları, devam filmi gibi olmasına rağmen birbirine zıt ayrıntılar ve arkada oynayıp duran televizyondan yaptığı göndermeler filmin süslemeleri. Elbette kapı, Kader’de de kapanamıyor. Monolog yine Bekir’den, bu kez Ufuk Bayraktar canlandırıyor ve Uğur, Vildan Atasever kazak üstüne yeleği, elinde sigarasıyla bu öyküye eşlik ediyor. https://www.youtube.com/watch?v=ox93sf0-tPQ BİR ZAMANLAR ANADOLU’DA Muhtar “Bir zamanlar Anadolu’da, dersin, ücra bir yerde görev yaparken işte başımdan böyle böyle olaylar geçti dersin. Anlatırsın yani masal gibi,” diyor filmde Arap Ali. Gerçekliğin masal gibi anlatıldığı bu film üzerine günlerce yazılabilir. Bir muhtar kızının çay dağıtışı, bir komiserin en gerilimli anda Clark Gable’a benzetilmesinden bahsedişi, cesedin yanına konan kavun, bir cinayetin çevresinde yalanla ve gerçeğin, iktidarın savaşı, muazzam detaylar ve kara mizah, Nuri Bilge Ceylan’ın Tarkovsky’den ve Çehov’dan nasıl etkilendiğini kanıtlar nitelikte. Muhtarın evinde bir yer sofrasına çökmüş adamların bu sahnesi ise, en az bir öykü kadar doğal ve gerçekçi. https://www.youtube.com/watch?v=2RG4HDB5JHw KIŞ UYKUSU “Doğru hesap yapmış mıyız?” “Kötülüğe karşı koymamak ne demek sence?” Film boyunca siz de Demet Akbağ ile, Necla ile birlikte bunu sorguluyorsunuz. Ve daha birçok şeyi. Aslında bir öyküden çok, bir Dostoyevski romanını andırıyor Kış Uykusu. Atlar, tren garları, lapa lapa kar, şaraplar, aynalar, tablolar, kitaplar… Shakespeare’den, Çehov’dan Voltaire’den alıntılar, özenle seçilmiş diyaloglar ve tane tane işlenmiş karakterler. Öyle ki İmam Hamdi’nin mahcubiyetiyle eziliyor, Aydın Bey’in kibriyle sinirleniyorsunuz. Nuri Bilge Ceylan’a 2014 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü getiren Kış Uykusu’nun aslında pek çok sahnesi, pek çok diyaloğu üzerine konuşulabilir. Entelektüellik ve samimiyet çatışmasındaki iki kardeş, küçük bir çocuğun sınıf farkına olan kızgınlığı, kırılan ve 170 liraya tamir olan bir araba camı ve o iğreti terliklerle içilen çay. Bilgi ve parayla örtülmeye çalışan yamalı karakterler. Kendi küçük dünyasının aslında ne kadar küçük olduğu farkında olmayan, yalnız, memnuniyetsiz bir insan, doğru bir hesap yapabilir mi? Bu derin, ancak bir o kadar sade bir öykü. https://www.youtube.com/watch?v=rEkri45IQF4 SARMAŞIK Bedaş Tolga Karaçelik’in yazıp yönettiği bu film çok konuşuldu, çok tartışıldı, ödüllere doymadı. Zaten Sarmaşık’ı bitirdikten sonra uzun bir süreniz, üzerine düşünmekle geçiyor. Toplum, hiyerarşi, insan ilişkileri ve insan psikolojisi imgeleriyle dolu kocaman bir gemi. Ki aslında gemi de kocaman bir imge. Karaçelik Bantmag’le yaptığı röportajda, “Senaryo iktidar ilişkilerine kafa patlatırken ortaya çıktı,” diyor. “Söylemek istediğim şey şuydu: gemi gitmiyorsa biz ona gemi diyemeyiz, deniz artık bitmiştir orada. Peki kaptanla ne yapacağız? İşlevini, otoritesini kaybetmiş bir hiyerarşi, gücünü devam ettirmek için neler yapar?” Nadir Sarıbacak bu sahneyle oyunculuğunu kanıtlıyor. Gerçekten de bir adam, bir gemide, bir hikâye anlatsa, ortaya ancak bu çıkabilirdi. Gerçekten de çalan şarkı için, “Bitiyorum bu parçaya,” derdi. Cem Karaca’nın sesi, bu öyküyü derleyip toparlıyor. https://www.youtube.com/watch?v=UbXxSjXKnrI TABUTTA RÖVAŞATA “Merhaba, çıkma ekmek var mı?” Derviş Zaim, Tabutta Rövaşata’nın senaryosunu gerçek kişi ve mekânlardan esinlenerek yazmış. Film oldukça düşük bir bütçeyle, kısa sürede çekiliyor. Ortaya çıkan sonuç ise muazzam. Isınmak için araba çalan bir evsiz, polisin, “İşte deli raporu, işte normaldir raporu,” dediği Mahsun, aslında herkes gibi bir insan. Vicdanlı, dostlarını seven, yalnızca hayatta kalmaya çalışan bir insan. Peki ya neden Tabutta Rövaşata? Hayat seni, sen istemeden bir tabuta koymuşsa, tabutta rövaşata atabilir misin? Mahsun’un her alanda kaybedişini, tabutta rövaşata atamayışını izliyoruz. İsyan ediyor, bir tavus kuşuna, “Artık hiçbir şeye izin vermiyorlar,” diyor. Tuncel Kurtiz’in kara mizah replikleri bir yana, bu öyküde Mahsun’un neden “Ama arkadaşlar iyidir,” dediğini öğreniyoruz, bir de çıkma ekmeği. https://www.youtube.com/watch?v=MN7v9SEfTmA GEMİDE “Nerede kalmıştık?” Esrarlı, alkollü, beraber bir dizi yanlış yapmış adamlar. İzlerken en az siz de onlar kadar geriliyor, rahatsız oluyorsunuz. Çünkü bu filmde, normalde başınıza gelmeyen o güzel rastlantılar ve günlük hayatta karşınıza çıkmayan harika karakterler yok. En az gerçek hayattaki kadar tatsız hadiseler, en az gerçek hayattaki kadar kötü insanlar var. Berna Kuleli ile yaptığı söyleşide, “Aslında gece Laleli'de çalışmak da zordu. Ortalık sarhoşlarla, it kopukla doluydu,” demiş yönetmen, Serdar Akar. Aslında kameraya da tam olarak bunu çekmiş. Bir yanda da erkeklik ve sınıf mücadelesi. “Bir memleket gibidir gemi,” diyor kaptan filmin başında. Geri kalan olaylarıysa bunu düşünerek izlemek gerekiyor. Ha bir geminin içi, ha bir memleketin içi. Kaptan bir otorite, ne derse o oluyor. Ancak her şey onu “Ne yapacağız be Kâmil,” noktasına getiriyor. Bu sahnede ise gerçekçiliğiyle, geminin içindeki o rakı sofrasına oturtuyor sizi Serdar Akar. Erkan Can usta oyunculuğuyla, tane tane anlatıyor öyküyü. https://www.youtube.com/watch?v=ONtFKxlj_Uk AĞIR ROMAN “Kaptırma kendini sahte cennete.” Berber dükkânı, hayat kadınları, kabadayılar, eşcinsel araba tamircisi, Mommy Blue, baca ve esrar dumanı dolu sokaklar, duvara çizilen karikatürler, üzerine örtü konan darbuka, bağrı açık geniş yakalı gömlekler, altın kolyeler; Kolera açık hava üniversitesi. Metin Kaçan’ın aynı isimli romanından uyarlanan, Mustafa Altıoklar’ın yönettiği Ağır Roman, Türk sinemasının kült filmlerinden. Tarlabaşı jargonunu öğreniyoruz, Sezar’a “Güzel bir abimizdi,” diyen Salih’ten. Onların hayatının fon müziği, “Ağla sevdam, ağla. Ağla, zorba bu dünya.” Bu sahnedeyse, ötekilerin dünyasını izliyoruz, masalsı dille yazılmış bir öyküyü okur gibi. İncelikli hayta, şimdilik ölümüne kadar hayatta. https://www.youtube.com/watch?v=p6jN9sgzhso MUHSİN BEY Hayal Muhsin Bey, “Artık böyle insanlar kalmadı” dediğimiz insanlardan. Çiçeklerini sularken onlara Türk sanat müziği dinletip sohbet eden, sevdiği kadına açılamayıp adını koyduğu çiçeğe “Size özel bir ilgi duyduğumu bilmeniz isterim,” diyen, hayranı olduğu musiki sanatçısını ziyarete giden, hayta bir türkücüye inanan, verdiği sözleri tutan, vicdanlı, hakkaniyetli “orta direk” bir beyefendi. 1987 yapımı Yavuz Turgul filminde Uğur Yücel’in hayat verdiği Ali Nazik ise yozlaşmayı temsil ediyor adeta. 1980 sonrası değişen Türkiye’yi anlatıyor. Ve Turgul filmlerinin orta yaşlı adam karakterlerine hayat veren Şener Şen ise, yozlaşmanın tam karşısında dimdik duruyor. Arabesk söylesin istemiyor, türkü söylesin istiyor. Artık “tanıdık”la yürüyen işleri, emek vermeden, kestirme yollarla varılan yerlere gitmek istemiyor. Bu durumu, tam da bu yüzden böyle özetliyor aslında, “Çiçekler ölmüş. Hepsi. Eskiden bir yer ayarlardın, güneşi iyiyse yerini de sevdiyse ne biçim açardı. Şimdi güneş aynı, ışık aynı, yer aynı. Suni gübre istiyorlar, bir iki gram potas koyunca bir coşuyor namussuzlar ama sonra, ölüyorlar,” diyor. Birçok otorite bu filmi, Türk sinemasının küllerinden yeniden doğmasını sağlayan, en başarılı filmleri arasına koyuyor. Bu sahnede ise, iki insanın da karakterini, birkaç cümleyle anlattıkları hayallerden anlayabiliyoruz, tıpkı bir öyküden anlayabileceğimiz gibi. https://www.youtube.com/watch?v=RYolGttHYEE TAKVA “Belki de şeytan dediğimiz bizzat kendimiziz.” Yönetmenliğini Özer Kızıltan'ın yaptığı, senaryosu Önder Çakar'a ait film, Toronto Film Festivali’nde “Kültürel Yenilik” ödülünü almıştı. Takva da konusuyla çok tartışılan filmlerden. Allah inancı, dine bağlılığı ve filme de ismini veren günah korkusuyla yaşayıp kendine sınırlar çizmiş, küçük bir alanda hayatını sürdüren bir adam, Muharrem Hoca. Ancak onun da insani dürtüleri var, dünyevi zevkler ve statüyle tanıştığında, kendini ehlileştiremeyişini izliyoruz. Bir insanın elinden en çok inandığı şeyleri alırsanız ne olur? Alt metinlerle dolu, yüklü bir film. Nazım’ın "Çok alametler belirdi, vakit tamamdır. Haram, helal oldu, helal haramdır. Kendi kendimizle yarışmaktayız gülüm. Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı, | Ya da dünyamıza inecek ölüm," dizeleriyle sonlanıyor. Zikir sahnelerininse gerçekçiliği ve etkileyiciliğiyle ayrı bir yeri var. Bilinç akışıyla dolu, insan psikolojisinin tane tane işlendiği bir öykü gibi bu sahnede, Erkan Can devleşiyor. Aslında Muharrem Hoca, yalnızca iyi bir insan olmak istemişti. https://www.youtube.com/watch?v=gdL9afOsDeU DAR ALANDA KISA PASLAŞMALAR “Hep yeşil kalan çamlar ve hep sararan çınarlar” “Hayat, futbola fena halde benzer,” diyor filmin başında Hacı, Savaş Dinçel. Futbol, Serdar Akar’ın çocukluk anılarını senaryolaştırdığı bu filmin metaforu. Filmde de tıpkı bir futbol maçı gibi, hayatın her alanında koşturuyorlar, yeniliyorlar, yeniyorlar, küme düşüyorlar, gol atıyorlar ve mücadeleyi bırakmıyorlar. Bir mahalle takımı, lakapsız olabilir mi? Kıvırcık, Lango, Mercimek, Ateş, Onbaşı, Alağaçlı, Paşa ve Boncuk oynuyor bu takımda. Antrenörleri Hacı, adları Esnafspor. Para değil, gönül işi bu onlar için. Öyle büyük, cafcaflı olaylar izlemiyoruz, kendi hallerinde insanların hikayelerini görüyoruz. Dar alanda yaptıkları kısa paslaşmaları, kapalı dükkâna kira ödemelerini, ne seninle ne sensiz olmalarını. Bir öykü gibi samimi Dar Alanda Kısa Paslaşmalar. İçinden birçok cümleyi çekip, uzun uzun düşüneceğimiz bu sahne ise, Müjde Ar’ın rakı kadehiyle sonlanıyor. Ve elbette, aşk da futbola benziyor. https://www.youtube.com/watch?v=blxezhKJyfc HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK “Bilemiyorum Altan, bilemiyorum.” 1998 yapımı filmde, Mazhar Alanson tecrübeli ancak Cem Yılmaz, ilk kez beyazperdeye çıkıyor. Senaryo yazımında Ömer Vargı’ya ve Hakan Haksun’a destek veren Cem Yılmaz’ın aslında bu filmden sonra yarattığı her karakter, biraz Altan’ın izlerini taşıyor gibi. Altan, herkesin mahallesinde görebileceği, aslında herkesin kızdığı ama şeytan tüyüne sahip o bitirim delikanlı. Nuri’yse yine herkesin mahallesinde görebileceği, etliye sütlüye karışmayan, o sakin eczane çalışanı. Altan’ın, hayatımızdaki birçok insan gibi tek derdi köşeyi dönmek. “Bir, barı açıyorum. İki, Ayla’yla aramı düzeltiyorum. Üç, babamı da yanıma alıyorum. Olay bitmiştir,” diyerek kendini özetliyor aslında. Bazı öyküler, okuduktan sonra yüzünüzde bir tebessüm, içinizde biraz umut bırakır. Bu filmin de izleyen herkesin üzerinde böyle bir etkisi olmuştur ve izleyen herkes, hayatında en az bir kere, “Bilemiyorum Altan, bilemiyorum,” demiştir.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sosyal Medya Nasıl Tasarlandığına Bağl..Lisa Schirch
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

4 Şubat 2025

Herkes Vedalaşmak İster

Bu romanda ruhlar ve insanlar, anlam arayışı içinde geçmişleriyle hesaplaşıyor. İlk kaybımı yaşadıktan sonra, yasla nasıl başa çıkacağımı bilemez bir halde hem kendi sınırlarımı hem de yakınlarımı fazlasıyla zorladım. Bu süreç birkaç ay değil, birkaç yıl sürdü. Ta ki profesyon..

Devamı..

Ufak Bir Kasaba, Küçük Bir Kız: Lema

Caner Almaz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024