Çocuk Nazi
29 Ocak 2020 Edebiyat Kitap

Çocuk Nazi


Twitter'da Paylaş
0

Savaş bir çocuk için bile savaştır ve hayatı kaba hatlarıyla ikiye böler. Böyle bir dünyanın her ânına yetişme ve buralardan bir ders çıkarma hevesiyle olmasa da, sınırların varlığını ve hep var olduklarını, küçük kurgusal bir düzlemin olanaklarıyla, mütevazı bir iddiayla sezdirdiği için bu roman, sanatsal ve yazınsal eğilimlere farklı bir pencere açmıştır.

Nazi rejiminin, çocukluktan gençliğe bütün bir ulusu yeniden tanımlamak için başvurduğu yöntemler bugün artık yeterince biliniyor. Yıkılan bir dünyanın üzerine inşa edilecek milli bir bilincin, militer yollara başvuran hemen her ulusal rejimin az çok düşüneceği biçimde, ama çok daha köktenci yollarla gerçekleşmesiydi bu. Geçmişin, özellikle yakın geçmişin Almanya için bir enkazdan ibaret olduğunu bu yeni dikta kararlılıkla vurguladı ve geleceğin çok kısa bir zamanda yeniden kurulabileceğine inandırdı kendini. Sadece saldırıya odaklanmış savaş makinesinin çarkları arasında kaybolan şey, bir tek kişisel yaşamlar ve idealler olmadı bu nedenle; çok daha geniş anlamıyla bir zaman duygusu da gündelik hayatın olağanlığı ya da şimdinin bilinci de sarsıntıya uğradı.

İkinci Dünya Savaşı’nın bu karanlık yıllarının – ve Almanya için kuşkusuz ki öncesinin de – ayrıntılı ve son derece içeriden anlatımı ister istemez bir tür “felaket” edebiyatının çepeçevre genişlemesine, değişmeyen bu merkez etrafında haklı ve insani tepkilerle şekillenmesine o zamandan bu yana imkân tanıyor ve bunun anlamı asla yadırganamaz. Başka türlü tanımlanamayacak bir trajediye yaslanmaktan, unutamamaktan, unutmamaya çalışmaktan beslense de, diyelim Elie Wiesel’in yapacağı gibi çok doğrudan ya da Imre Kertesz’de göreceğimiz gibi bir ölçüde makul de karşılanmış olsa, özüne pek müdahale edemeyeceğimiz bir gerçekliktir bu ve kimi kez çok anlaşılır yollarla edebiyatı ve sanatı koruyucu zırhından, çevresindeki estetik hâleden sıyıracak kadar da güçlüdür. Bugün hâlâ dilin, edebiyatın biçimsel zenginliklerinin, kurmacanın olanaklarının bir engelle karşılaşacağı durumlar olabiliyorsa, durup bir an düşünmek gerekir öyleyse: Geçmişe ne yolla olursa olsun temasında edebiyatın değiştiremeyeceği şeyler var mıdır sahiden?

Çocuk Nazi bu soruya, karşı cephenin içinden bir yanıt verir: Edebiyat olup bitmiş bir şeyi değiştiremez belki, ama her roman en sonunda bir bilincin seyri demekse bunun imkânlarını da araştırıp durur. Bir güncenin “geriye doğru” tutulmayacağını en azından hayatımızla, pratiğimizle bilir, yine de Andreas Okopenko’nun ergen askeri Anatol Vitrov’un savaşın bitiminden başlangıcına doğru seyreden anılarını bu gözle okumayız. Yazar bu basit biçimsel tercihle bize zulmedenin tarafında olan bir dünyayı resmediyordur üstelik. Açık bir edebî müdahale sonucu da olsa, savaşın bitiminin bir yetişkinlik uyanışına, başlangıcının ise saf bir çocukluğa vardığı bir hesaplaşmadır bu ve anlatılan altı sene her ne kadar “adanmış” olursa olsun, bu iki uç arasında kalmaya bir yanıyla mahkûmdur.

Okuduğumuz baştan sona soğuk bir gerçeklik de olsa, algıladığımızın sınırlarının bunu aştığı nokta da tam burada belirir: Çocuk Nazi’de edebiyatın mümkün kıldığı şey, geriye doğru okudukça ve Vitrov’un duygusal, düşünsel karmaşalarının seyriyle kafamız iyice karıştıkça fark ederiz ki bir tür yaşanmamış olana varma güdüsü, ya da inatçı bir er olarak Vitrov’un dünyasından bakarak söylemek gerekirse, inançla büyütülen bu savaş mekanizmasının er geç “sonlanacak” olmasına bizi ikna etmesidir. Vitrov da çevresindeki binlercesinin, milyonlarcasının biridir, haklılığına inanmıştır ve savaşın kıyısında süren gündelik hayatının detaylarıyla ilgilidir; tutanak tutar gibi günlerini Nazizmin kurbanlarına karşı hiç yumuşamadan devam ettirir aslında: Önemli olan onun değişmesi veya fikirlerinden bir an için cayması değil (başka türlü bir propaganda da bu olurdu zaten), savaşın bir parçası olarak ancak savaş sürdükçe değişmeden kalacağı gerçeğidir.

Savaşın, soykırımın bu denli baskın doğasını böylece kabullendikten sonra, Okopenko’nun edebî yaklaşımı ve çabası bu kadarla da kalmaz ama: Çocuğun dilinin, anlatımının dış dünyayla, çevresiyle teması bize her şeye karşın ortak bir yaşamın ayrıntılarını sunar. Anatol Vitrov devam eden gündelik hayatına öylesine gömülmüştür ki, neredeyse savaşı unutacağımız anlar, pasajlar bile olur. Üstelik güncenin yazılış sırasına kıyasla, çocuğun bu alabildiğine “tuhaf” diline müdahale etmediğini de sezeriz yazarın. Kendisiyle hemen hemen aynı yaşta olan karakterini, kitaba yazdığı notta kendisinin de belirttiği gibi, kimi otobiyografik şüphelerin öznesi konumuna yaklaştırmak istemiyordur. Anlatılan dönemi olduğu haliyle bırakmak (biçim olarak günce de bunu kesinler), günümüzden bir yaklaşımla ya da – Nazi bir bilinç seçildiği için – belirli bir motivasyonla rahatlıkla çözümlenmesine izin vermemek de Vitrov’un kendine has algısıyla birleşince, Felaket-Edebiyat ilişkisi başka bir yön kazanır: Artık romanı kavramlarla, siyasal, toplumsal verilerle, o zamandan bugüne oluşmuş bilgi alanlarıyla da açıklarken duraksamak gerektiğini hissederiz. Savaşa verdiğimiz anlam, yüklediğimiz yargılar çocuğun dünyası ve algısı karşısında bir alternatif olmaktan da çıkar ki bundan sonrası kendiliğinden yazınsal sınırlara yaklaşmış olur.

Savaş bir çocuk için bile savaştır ve hayatı kaba hatlarıyla ikiye böler. Böyle bir dünyanın her ânına yetişme ve buralardan bir ders çıkarma hevesiyle olmasa da, sınırların varlığını, hep var olduklarını küçük kurgusal bir düzlemin olanaklarıyla, mütevazı bir iddiayla sezdirdiği için de bu roman yazının başında sözünü ettiğim sanatsal, yazınsal eğilimlere farklı bir pencere açmıştır. Savaşı anlatmıştır, ama bir çocuğun gözünden verdiği için aslında ne kadar ve doğru mu yansıtmıştır; sık sık karşılaşılan bilgi parçacıkları, dönemsel maddi detayların varlığı ona belgesel bir yön mü katıyordur yoksa hâlâ inandırıcı olmaya çalışan bir kurmaca mıdır; belki de bunları hiç düşünemeyecek Anatol Vitrov gibi bizler de sadece bir hayatın gitgellerini seyrediyoruzdur, fazlasını değil. Açık olan bir şey varsa o da, birinden birine inancımızı kaybettiğimizde, ya da tam aksine inancımız büyüdüğünde kendi içsel anlamını dönüştürebilecek bir anlatı olduğudur Çocuk Nazi’nin.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR