Tutunamayanlar
6 Kasım 2019 Edebiyat

Tutunamayanlar


Twitter'da Paylaş
0

“Normal bir insan olmaya zorladılar, bana boş yere vakit kaybettirdiler. Olmayınca da anormal dediler.”

“Sen duydun mu sustuklarımı?”

Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı eserini, elime ilk aldığım anda kitabın yedi yüz yirmi dört sayfa oluşu ve çevremde kitabı yarım bırakmış arkadaşlarımın hikâyeleri beni biraz ürkütmüş olsa da kendime cesaret dileyerek okumaya başladım.Tutunamayanlar ismiyle müsemma bir eser: Hayata, insanlara tutunamayanların romanı. 1970 yılında TRT’nin en iyi roman ödülünü alan roman, dört bölümden oluşuyor. İlk bölümde kitaba tutunamayabilirsiniz (benim de bazı sayfaları dönüp dönüp okuduğum çok oldu) ama sayfalar ilerledikçe hikâyenin içinde kaybolmaya ve kendinizi aramaya koyulacağınız gerçeğini aklınızdan çıkarmayın derim. Romanda oldukça yoğun biçimde kendini hissettiren “benlik arama” duygusu mevcut. Henüz kitabın ortalarına bile varmamıştım ki, sanırım zaman değişse de insanların değişmeyeceği gerçeğiyle, benim de “Selim” yanım tutmuş olmalı, kendimi tükenmiş kalemle kâğıdın başında buldum. 

Dışımda kopan bir Nuh tufanı,

İçimde çığlık çığlığa bir çocuk.

Dağların, taşların kaçtığı bir yükün cahil emanetçisiyim.

Hangi yana baksam yaman bir rüzgâr; önüne katan her şeyi…

Kıyamet kopmuş sanırsın, yok, kopmadı henüz.

Herkesin kurtuluşu kendi içinde, kıyameti de ha keza.

Sanır ki herkes, kendi dışında ‘herkes’ batmış; tufan dalgaları arasında.

Haykırmak istiyorum, cılız sesimle; gemiye binen kurtulacak diye.

Çıkmıyor sesim, kelimelerim ölmüş olmalı ya da ben.

Romanın kahramanları Turgut Özben ve Selim Işık. Eseri okurken onların anlatılmaz dostluğuna şahit olacaksınız. Turgut’un hayali karakteri Olric’i de unutmamak lazım. Bence Olric, Türk edebiyatının en sevimli hayali kahramanlarından. Turgut’la olan diyalogları kitaba apayrı bir renk katmış. “Şarkılar” bölümünde Selim’in dünyaya gelişi, yaşadığı insanların, ortamın tasviri ve en önemlisi çocukluğu yatıyordu. Biraz sert uyandırılmıştı Selim, hayal kırıklıkları, sahtelikler bir hayli yormuş olsa da uyumaya direnmesine karşın gözlerini ebediyete yumdu. Selim’in ölümünden sonra Turgut’un kendine gelememesi, aslında öldüğü gerçeğini kabullenememesinin akabinde yaşamış olduğu olaylar, yüzleşmeler anlatılmakta. Selim’i ölüme sürükleyen sebeplerin peşine düşen Turgut, Selim’den duymuş olduğu diğer arkadaşlarıyla bir araya gelerek Selim’le ilgili hiç bilmediği detayları öğrenmeye çalışır. Doğrusu bu duyguları yaşamasındaki en etkili neden onun ölümüne engel olamayacak kadar tanımış olmaması hissi oluyor. 

Eserin üçüncü bölümünde ise yazar, Selim’in aşkı Günseli’nin açıklamalarına yer veriyor. Bu bölümde noktalama işaretlerinin kullanılmaması beni bakarken bile yordu desem yeridir. Dördüncü bölümde Selim’in günlükleri ve Turgut’un tutunma gayreti ve Selim’e ait her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğrenme isteği adına yaşadıklarına yer veriliyor. Günlüklerin olması okuyucunun Selim hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlayan kısımlardan olmuş. Karakter analizi bakımından çok isabetli cümlelerin yer aldığı bir gerçek. Karamsarlık, acı, çokça hicivle siyasi eleştirilerini geniş bir perspektiften bakarak, gerçeküstü ve simgesel bir ifade ile dile getirmiş olan Oğuz Atay, yaşadığı dönemin siyasal ve sosyal yapısına göndermeler de yapıyor.

Hem mizah hem de trajediyi bir arada bulabileceğiniz eserde Oğuz Atay kitapları çok sevdiğini, biraz da sitemli sözler ilave ederek şu cümlelerle ifade etmiş: “Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin. Durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. Bana kalırsa bir “Kitapları Koruma Derneği” kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli.”

Hayata tutunamayanlar için Tutunamayanlar’dan bir teselli:

—Hep geçer diyorlar ya, Olric. Sence geçer mi?

—Geçer elbet efendim. Bazısı teğet geçer, bazısı deler geçer, bazısı deşer geçer, bazısı parçalar geçer; ama mutlaka geçer.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR