Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Kasım 2022

Öykü

Üç Hikâye

Özcan Yetim

Paylaş

0

0


Otobüs ışıklı caddelerin, yalnız ağaç gruplarının, tekinsiz, sessiz yerlerin, havlayan köpek sürülerinin, kurumuş su yataklarının, yoksul mahallerinin yanından geçerken geride bıraktığı garip, güzel, iyimser, tatlı ve karanlık şeyler vardı. Çıkılan yorucu, uykusuz bir yolculukta birbirini tanımayan insanların doldurduğu koltuklarda her bir yolcunun kafasında farklı hayaller, farklı hayatlar, farklı düşünceler canlanıyordu.

Koltuk 6: Sakine

Bu sıcacık koltukta kimler oturmuştur kim bilir? Şimdi elli beşinci yaşına geçen hafta basan Sakine elinde ördüğü patikle koltuğuna alışmaya çabalıyordu. Sakine elli beş yıllık yaşamına toplamda üç koca sığdırmış ama yine de dul kalmaktan kendini alıkoyamamıştı. İlk eşiyle şiddetli geçimsizlik sonucu baba evine bir gözü mor halde sığınmıştı. Baba evinde konu komşunun dedikodularına, pervasız suçlamalarına, hakkında çıkan asılsız iddialara daha fazla dayanamayan Sakine, hayırlı bir eş bulmanın, dul kalmaktan bir yanıyla daha hayırlı, iyi olacağına inanarak ikinci kez evlilik kararı alırken ikince kez de baba evinden çeyizlik bohçasıyla ayrılmıştı.

İkinci eşinin ise başka bir köyde yaşayan imam nikâhlı eşinin ve dokuz çocuğunun olduğunu duyunca kalbine düşen çılgınca ateş ile yerinden sıçramıştı. Aldığı bu üzücü haber karşısında Sakine tek celsede boşanıp baba evine tekrar geri dönerken kadın olmanın bir çeşit verilmiş ceza olduğunu düşünmeye başlamıştı.

Sakine yıllar geçtikçe insanları tanıdıkça daha da olgun düşüncelere sahip, hayattan birçok ders çıkarmış deneyimli bir kadın olarak hayatının geri kalanına devam ediyordu. Kader bir gün karşısına kendisinden otuz beş yaş büyük, önceki eşiyle boşanmış bir adam çıkardığında Sakine bu artık son şansım demekle avutmuştu içini. Mantık evliliği ile hayatlarını birleştirmeye karar veren bu yaşlı çift heyecanını yitirmiş vaziyette nikâhlarını kıymışlardı. Aradan belirli bir süre geçerken canım-cicim ayları yerini kabalığa, zorbalığa bırakmış ve birbirlerini iyice tanımanın verdiği tecrübeyle karı-koca şu sonuca varmışlardı: Mantık evliliğinin en başından sakat, mantıksız, sürdürülemez bir şey olduğuna… Verilen sözlerin, tutulan yeminlerin hiçbirini yerine getirmeyen kendisinden otuz beş büyük kocasından habersizce evi terk edip baba evine türküsü yasaklanmış ozan gibi kahırla üçüncü kez dönen Sakine akrabalarının ‘’En fazla bir sene evli kalır.’’ kehanetini de ne yazık ki doğrulamıştı.

Terkedilmeyi gururuna yediremeyen öfkeli koca ise soluğu mahkemede almıştı,  Sakine’nin aile büyükleri ona boşanmanın yanlış bir karar olduğunu sakinlikle anlatmaya çalışıyordu. Kocasının seksen sekiz yaşında olduğunu ve ölüme çok yaklaştığını, ölmesi durumda maaşının da Sakine’ ye kalacağını kurnaz bir ifadeyle anlatıyorlardı. ‘’Kocanın maaşı sana kalır.’’ demelerinin üzerinden beş yıl geçmiş fakat Sakine’nin kocası doksan iki yaşında ölüme inat halen dimdik ayaktaydı. Sakine, kocasının ölümünü ısrarla beklerken mahkeme salonlarında ise ayakta dikilmekten çok yorgun düşmekte.

Koltuk 10: Bir Aşığın Hikâyesi

Otobüsün camına başını yaslayarak dışarıyı izleyen bir adam benim bir sıkıntım var, derse buna herkes kolaylıkla inanırdı. Çok sevdiği lise aşkı -adı Leyla- ile yaşadığı çılgınca, unutulmaz anları, hatıraları zihninde canlandırırken gözlerinin demli yaşını kimseye belli etmeden elinin dışıyla siliyordu. Bu kederli aşığın hikâyesi leyla ile Mecnun’un hikâyesi gibi eşsiz, bir masalı güzel sesiyle dillendiren bir anlatıcıdan dinlemek gibi nefes kesiciydi. Tamı tamına on yıl sürmüştü, birinci yılında boşanan çiftleri düşününce gözünde büyüdü bu feci, inanılmaz rakam. En büyük hayali üniversiteyi bitirip atanmış biri olarak sevgilisiyle hayatlarını birleştirmekti fakat işler istediği gibi gitmeyince ilişkisinde çatırdamalar, duraksamalar, keskin şüpheler ardı ardına başlamıştı. İkinci yılında atanan sevgilisi ayrılık sinyallerini daha ilk maaşını çekmeden vermeye başlayınca sınavı kazanmaktan başka çaresinin kalmadığını endişeyle anlamıştı Aşığımız. İkinci sınavdan da istediği sonucu alamayan sınav mağduru Aşığımız on senelik sevgilisiyle ayrılmanın kıyısına gelmişti. Sevgilisi ise işi hiç uzatmadan vicdan azabı çekmeden bu işi bir kerede tereyağından kıl çeker gibi bitiriverince Aşığımız gökyüzündeki görkemli yıldızlara bakarak talihsiz kaderine lanetler içinde küfür etmeye çoktan başlamıştı bile.

Bir zamanlar seninle kuru ekmek yemeye bile razıyım diyen güzel sevgilisinin para ile imtihanı pek de acıklı bir hikâyeye doğru yelken açmıştı. Şimdi otobüs camından koyun sürülerini izleyen Âşık, atanamayacağını anlamıştı ama ondan da kahredicisi sevdiği kadının kendisinden ayrıldıktan tam altı ay sonra bir mühendis ile apar topar evlenmesi olmuştu. Artık bu şehirde bana huzur yok, gideceğim buralardan dediğinde arkasından üzülen yalnızca annesi, babası ve kardeşleriydi. Şimdi bir inşaat şantiyesinde bekçilik yapacak ve geçmişini silip unutmaya çalışacaktı, ama önce göz çukurlarında biriken ıslak yaşları silmesi gerekiyordu. 

 Koltuk 3: Laşer’in Hikâyesi

Yazar hikâyemi en sona sakladığına göre en güzel, en cezbedici hikâye de benimki oluyor demektir. Hikâyemi kendi ağzımdan anlatmam da bunun diğer bir kanıtı tabi. Yazarın hayal gücünden eklentiler, yorumlar, abartılı, sonu gelmez tasvirlerin olmaması da sevindirici, yalnızca ben ve kurgudan sıyrılmış gerçeklere dayanan nefis hikâyem olacak.

Öncelikle otobüs anlattıkları gibi camdan dış çevreyi seyredince romantik hayallerin kurulduğu güzellikte bir mekân kesinlikle değil. İkincisi içeride çok ağır bir osuruk kokusu var. Muavin kokunun geldiği yöne doğru elinde bulundurduğu caydırıcı silahı -oda spreyi- hunharca sıksa da kokular ardı ardına otobüsü sarıyordu. Bir de şu oturduğum koltuk var, ona gelecek olursak tek kişinin bile zor sığabildiği bu daracık koltuğa iki kişi oturtmaları gerçekten ciddi bir problem. Bacaklarım, belim, boynum tutulmuş durumda acaba ne kadar kaldı varmamıza?

Adıma gelecek olursak Laşer benim adım, anlamı sel demek. Bu ismi bana nenem koymuş. Soğuk bir nisan gününde köyü delirmiş bir fırtına vurunca yağmur gece boyu durmadan tüm şiddetiyle köyümüze yağarken ben doğmuşum, adım da Laşer oluvermiş. İsmim benimle birlikte bir sorunu daha doğurmuştu, sorun şu ki her geniş ailede mutlaka olup biten gelin kaynana meselesi. Annem sinirle bu nasıl bir isim böyle? Kaynanam beni sevmediği için diye çocuğuma da böyle kötü bir isim koyuyor demiş. Bu gelin-kaynana kavgaları yıllarca sürerken aslında annem hem haklı hem de haksız sayılırdı. Evet, doğruydu nenem annemi hiç sevmezdi ama annem haksızdı çünkü nenem beni güzel yüzlü Laşer’ im diye bağrına basar çok severdi. Nenemin beni çok sevdiğini yalnızca buradan değil bayram günlerinde en fazla harçlığı elimin arasına sıkıştırmasında da sezer ve hemen mutlu bir çocuk olurdum.

Ancak şunu düşünmeden de edemem: Acaba adımı kendim koyabilseydim ne derdim? Nedense bulduğum isimleri kendime hiç yakıştırmaz, şaşırır ve yine de en iyi ismin Laşer olduğuna kanaat getirirdim.

Yeni tanıştığım insanlar ismimi duyunca kulaklarına inanamaz Laşer mi diye karşılık verir. Bir garip şaşkınlık ve şüpheyle yüzüme bakar, politik bir kişilik diye önce hakkımda genişçe düşünürler. İsmimin politik bir mesaj vermediği çok açık yalnızca nenemin o kıvrak zekâsının ürünü.

İsmimin biraz komik biraz yıkıcı öyküsünü dinlediğinize göre şimdi Laşer neden bu otobüstesin dediğinizi duyar gibiyim. Ben ne Sakine teyze gibi erkek terörüne maruz bırakıldım ne de atanamayan budala Âşık gibi para pul işleri için terkedildim. Hangisi daha dertli diye sorarsanız yaramaz bir çocuğun suçluluk duygusuyla öbür odaya apar topar kaçıp saklandığı gibi cevap vermekten kaçınırım.

Ben şimdi ayak ve ekşimiş ter kokan bu otobüste neneme gidiyorum. Nenem öldü ve bizlerden son isteği ise köyünün toprağına gömülmek oldu. Başka bir kentte gömülmek toprağı kabullenmemek demekti. Toprağıma, vatanıma beni gömün derken onun hislerini biraz anlayabiliyordum, belki de adım Laşer’ dir diye anlayabiliyorum. Bir hayal ismimin sahibi neneme çocukluğumdaki gibi sıcacık ve tüm kuvvetimle sarılabilmek.

Tüm içtenliğimle bunu söyleyebilirim: İnsan hayallerini nerede kurmuş ise bedeni de oraya gömülmeli.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yüz Yıllık YolculukFaruk Ulay
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

27 Ocak 2026

Natalie Haynes ile Hayatındaki Kitapla..

Okumaya dair en erken anım Russell Hoban’ın yazıp Lillian Hoban’ın resimlediği Harvey’s Hideout. Harvey, kız kardeşinin korkunçluğundan şikayetçi olan bir misk sıçanı. Ama kız kardeşi Mildred da ona karşı aynı şeyleri hissediyor. Bu kitabı okuduğumda san..

Devamı..

Uyanmanın Yanıcığı

Tuğçe Vural

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024