Uhrevi Kadın Sesi
1 Ekim 2019 Öykü

Uhrevi Kadın Sesi


Twitter'da Paylaş
0

Sırtında çantası, başında kasketi, gözünde gözlüğü ve kulağında kulaklık türkülerin ezik ritmi altında trenden iner inmez sakalını kaşıyarak yürüyen merdivenlere yöneldi. Bir an önce dükkâna ulaşmak istiyordu.

Yoldan karşıya geçerken kendini zar zor attı, iki yol arasındaki akasyaların yanına. Az kalsın dolmuş altına alıyordu. Taksi durağında, olayın farkında olan taksi şoförünün ‘’Eceline mi susadın be amca? Kulaklıkları bari çıkar,’’ dediğini duyar gibi olmuştu… Hızlı hareketinden dolayı sağ kulağındaki omuzuna düştü. Sağı kollayarak karşı kaldırıma geçer geçmez de tekrar taktı.

Acelesi vardı, hocasına söz vermişti. Evde internet yok, çabucak dükkâna varmalıydı. Hızlı yürümeye çalışırken kulağına akan müzik, ritmini biraz olsun etkiliyordu. Ağaçların kaldırıma düşen gölgesinde gazelleri çiğneyerek yokuşu tırmanıyordu. Yokuşun dibinde site bahçe duvarına oturmuş sarı giysili belediye temizlik görevlisi, faraş ve süpürgesi yanında, ayaklarını çöp bidonuna doğru uzatmış sigarasını yakmaya çalışıyordu. Yolda trafik yoğun ve hızlı bir akış içindeydi. ‘’Adama bak,’’ dedi, ‘’araçların egzoz dumanı yetmiyormuş gibi bir de sigaranın dumanıyla muhatap.’’ Kendince söylendi. ‘’Madem öyle sen neden otuz yıl boyunca tüttürdün? Allahtan bırakmayı becerdin yoksa çoktan Abbas yolcu olmuştun… Bu adam genç, yirmili yaşlarında ya var ya yok.’’

Düşen sol kulaklığı kulağına yerleştirirken sigarasını yakmış delikanlıya hafifçe dönerek ‘’Ne güzel tüttürüyorsun,’’ dediğinde, ‘’Ağabey istirahat saati’,’ cevabını almış, olay başka bir yöne akmıştı. Sandı ki işini kaytardığını ima etti. Niyet hiç de öyle değildi.

Temizlik görevlisini arkasında bıraktığında, kafasının alnına yakın bölgesinde, sağdan sola doğru bir kültenin kaymasıyla, araba lastiklerininki gibi hızlı bir sola çekmeyle kendini kaldırımda serili buldu. En son gördüğü, gazel olmuş çınar yaprağının havalanarak hızla kaldırımdan uzaklaşıp yola düşmesi oldu. ‘’Gece geç uyumanın ve erken kalkmanın emareleri bunlar,’’ diye düşünürken müziğin olmadığı, kafasında bir şeyin eksik olduğunu…

Genç adam sigarasını atıp atmama tereddüdü yaşarken fırlatıverdi çöp bidonuna. Gözlüğü bir yana kasketi bir yana savrulan adamın sırt çantası yerli yerindeydi. Adam ise yüzükoyun kaldırıma kapaklanmıştı. Temizlik görevlisi, sol kulaklığı kulağından alıp diz çöktüğü yerde gözleri açık, ağzından salyalar gelen adama ne olduğunun şaşkınlığını yaşıyordu. Elindeki kulaklıktan kendisine yabancı olmayan ezgiyi duydu. Kulağına götürdü. Bir eliyle kulağına yakın tutarken öbür eliyle de dizleri üstünde türküye katılarak halay başı oynamaya başladı. Temizlik görevlisinin düşen adamın etrafında dans ettiğini gören kadın erkek, genç yaşlı, çocuk herkes arkasına dizildi, dizlerini bükerek dans etmeye başladılar. Giderek halkalar oluştu, büyüdü, büyüdü, büyüdü, güneş gibi bir daire oldu. Yola taşmış ha bire dans ediyorlardı. Sağlı sollu uzun araç kuyrukları oluştu. Binlerce belki de milyonlarca ambulansın, tüyler ürperten siren sesleri yeri göğü inletiyordu. Müzik duyulmaz olmuştu. İnsanlar siren seslerine göre ritim tutarak dans etmeye devam etti. Halay başı ellerinde renkli eşarplarla dairenin merkezinin üstünde dans ederek havalandı. Eşarplarla hem kendi ritmini oluşturuyor hem de daire halinde dans eden büyük kalabalığı yönetiyordu.

Ritim ve ezgiler kanı kaynatıp coşturan, ölüyü dirilten kıvamındaydı. Kendisi bu kalabalığın oluşturduğu dairenin tam ortasında yüzükoyun yerde yatıyordu. Halay başı temizlik görevlisi değil o olmalıydı. Halayı en iyi kendisi yönetirdi. Düşündüklerini seslendiremedi. Kalkıp dansa katılmak istedi. Çok çırpındı beceremedi. Milyonlarca insan dans ederek zar zor sırtüstü döndürdüler. Sonra avuçlayarak sedyeyle uçurdular. O hangara benzer yere girdiğinde kulaklarında tatlı bir kadın sesiydi uhrevi ezgiye eşlik eden. ‘’Amca iyi misin? Beni duyuyor musun?’’ diyordu.

‘’Hocama söz vermiştim,’’ demek istedi ama ağzı hiç oynamadı. Bütün evren halaya durmuş. İnsanlar, ağaçlar, hayvanlar, dağ taş, yıldızlar, denizler, toprak… İçinde olduğu ambulansın siren sesi giderek ilahi bir ritme dönüştü. İlahi ritim makamında, ‘’Amca beni duyuyor musun?’’ diyen o tatlı kadın sesi kulaklarını uhrevi bir ezgi olarak doldurduğunda, ‘’O eşarplar benim elimde olma… Ol…’’


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR