“Fresko Apartmanı, Kuzguncuk’ta, birbirlerini hafızalarıyla var eden, birbirlerinin hayatlarına sığınan Kirkor’un, Rüya’nın, Eleni’nin, Ani’nin, Nadia’nın, Ali Turhan’ın, Bora’nın ve İsmail’in kavuşma alanı.”
Yaşananların derinliği, bellekte edindiği yer ve geleceği yönlendirmedeki etkisi düşünüldüğünde kurmaca metinlere salt bir metin gözüyle bakılamayacağı açıktır. Bütün bunlar bir bütünlük içinde düşünüldüğünde Başak Baysallı’nın Everest Yayınları aracılığıyla okurla buluşan Fresko Apartmanı, kapsadığı bağlam aracılığıyla mekânlar üzerinden katmanlı bir içerik sunuyor. Karakterlerin bir araya getirilişi, ana karakterin merkezdeki konumu ve olayları bağlamadaki kara kutu görevi, başta birbirinden uzak ve kopuk gibi görünen olay akışlarını bütünlüklü biçimde birleştiriyor, okurun zihnindeki boşlukları doldurmayı ve onu etkin kılmayı başarıyor.
Farklı yerlerden gelip Fresko Apartmanı'nda keşişen birbirinden farklı özgünlükteki yaşamları bir araya getiren nedenler farklı olsa da onları bir arada tutan bağ hep aynı: geçmişte kaybedilenler, anın getirdiği sorgulama hali ve hüzünlerin yoğunluğu. Arada, bir araya gelen komşuların birbirleriyle ilişkilenen yaşamları kırılmalar ve ayrılışlarla dolu. Yan karakterler genel olarak şimdiye tanık olurken öykülere derinlik katan Kirkor karakteri oluyor. Öykülerin dayandığı ana tarihsel olay 6-7 Eylül olayları ve bu olay kitap boyunca pasajlar halinde karşımıza çıkıp duruyor.
Napoli’den İstanbul’a gelen Defne’nin araladığı tozlu bavul Matilda’nın bahçesine, kimsenin bilmediği kırık bir aşk hikâyesine, bu aşka duyulan saygıya, 6-7 Eylül olaylarına ve yurdundan kovulan Rumlara açılıyor.
Öykülere merkez mekân olarak seçilen bahçe, anda varlığını sürdüren bir ruha sahip ve olup bitene her anlamda atmosfer oluyor. Öykülerde hâkim anlatıcının bazen çocuk bakış açısıyla anlattığı olaylar, bize çocuk duyum ve algısına dair incelikli veriler sunuyor. Bu bakış açısı, öykünün tek odaklı anlatımdan çıkmasını sağladığı gibi o dönemleri yaşayan bir çocuğun ruhsal yapısına dair gözlemler de sunuyor. İnsan ve nesneler arası kurulan bağın betimlendiği bölümlerde öykülerin anlamsal bağı güçlenerek okura düşünsel bir art alan yaratıyor. Böylelikle karakterlerin yaşamlarına dair izler, bu nesneler aracılığıyla görünür kılınıyor.
Fresko’daki karakterlerin yaşamlarına tanık oldukça coğrafyalar farklı olsa da yaşanan farklı acılara benzer duygusal tepkiler verildiğini görüyoruz. Savaş, yağma, kaçış ve intiharlar… Acı okuduğumuz öykülerin her daim harcıdır, diyebiliriz. Fresko Apartmanı, aslında bir toplanma alanı. Göç eden ve göç ettirilenlerin bir yaşam durağı olarak seçtikleri bu orijinal yapının duygusal yoğunluğu öykülerin çarpıcı atmosferini oluşturuyor. İnsanlar dertliler ve her türlü acıda birleşiyor. Yolları kesişmiş ve olup biteni deneyimliyorlar, tabi ki paylaşımlar üzerinden. Bütün bunlar olurken göze çarpan en çarpıcı şey, göç edenin yaşamaya başladığı yeni yerle bir türlü kuramadığı aidiyet ilişkisi. Köksüzlük duygusu hemen her yerde kendini hemen belli ediyor. Bu bağlamı sağlayansa uzun yıllar öncesinden gelen etnisite ve sınıf kökenli tarihsel olayların varlığı. Olay örgülerinde yaşam akıp dururken bazen araya tuvaldeki resimler giriyor ve öykü kurgu içinde yepyeni bir hikâyeye bağlanacak biçimde yeni bir alan açıyor. Resimlerin varlığı da eklenince öyküler, bilindik akışlarından çıkıp birden fazla sanat dalının birleştiği bir yapıya dönüşüyor.
Başak Baysallı, Fresko Apartmanı’nın dairelerinde gezinirken kapıları hiç kapatmadığı gibi her hikâyeyi birbirine titizlikle iliştiriyor. Herkesi herkesle dost kılan ortak bir acının kimliğini tutuşturuyor elimize. Adım adım çözülen bir sırrın, unutuşun ve hatırlayışın öyküleri.
Mikro mekân Fresko Apartmanı, kurgunun makro yaşam alanı ise İstanbul; rengi, yemeği, rakı sofrası ve yok olan insanlarıyla... Bu yitimi Kirkor’un anılarını okudukça çok daha iyi anlıyoruz. Onun soluduğu ve deneyimlediği yer, artık ölen bir şehir ve sadece bellekte izleri kalmış. Matilda da bu kahramanlardan biri ve onun ölüm bahçesi şimdinin anılarını anlatma yeri. Ölenler öldü, ama Fresko yaşamaya devam ediyor. Mekânların sahipleri değiştikçe isimleri de değişiyor. Kültürel sürekliliğin yıkımında bir ipucu olarak kullanılan bu yöntemin bireylerin yaşamında yol açtığı yoksunluk ve özlemleri karakterlerin suskunluklarında okuyoruz, öyküleri bu sayede tarihsel bağlamlarına içtenlikle oturtabiliyoruz. Öykülerde var olan gizem metnin sonlarına doğru Kirkor’un konuşmasıyla çözülüyor ve bütün bu düşünsel-duygusal bağ bütün yoğunluğuyla görünür oluyor.
Fresko Apartmanı, Başak Baysallı, Everest Yayınları, 1. Basım, Eylül 2020, 112 s.






