Yağmurlu Gecede Yürüyüş
26 Aralık 2019 Öykü

Yağmurlu Gecede Yürüyüş


Twitter'da Paylaş
0

Gün boyu kızdırıp durdu. Temmuz sıcağı. Burnumun çeperleri kurudu. Nefes alamaz durumdayım. Evde kapalı kalmanın stresiyle odadan balkona, salona, mutfağa dolanıp durdum. Aralarında mekik dokudum. Akşamüstü yağmur bulutları kümelenmişti. Asık surat gibi kararmışlardı. Yağmurun haberiydi bu. Suratı gerilen karabulut kümelerinin yağmur sancısı gözlerinden okunuyordu. Sancının rüzgârı serinliğini sıcağın üstüne indirivermişti. Bunu değerlendirmek için apar topar eşofman altı ve eski bir tişört giyip dışarı attım kendimi. Parkta yürüyüşe başladığımda, site çıkışında çiselemeye başlayan yağmur biraz daha hızlandı. Günbatımının sessizliğini araç sesleri ve araçlara havlayarak koşan köpekler kesiyor. Bulutlardan kararmış gök, kuzey batıdan çakan şimşeklerle aydınlanıyor. Parkın çevresini ağaçlarla birlikte çevreleyen gece lambalarının diplerine, damlalar yürüyen güvercin zarafetiyle iniyorlar.

Parkın ucunda ışıkları yanan çay bahçesinin mutfağında çalışanlar, ben ve üç beş köpekten başka canlı yok sanıyorum. Parkur yürüyüşünde yağmurun verdiği hazzı iliklerime kadar yaşıyorum. Saçımın dibine kadar inen damlalar alnıma, kulak arkasına, burnumun ucuna yol alırken tatlı bir ürperti veriyor. Yanaklarımdan süzülenler, yüzümü okşayan ince, zarif, şefkatli birer parmak ucu gibi. Parkurda üçüncü tura adım attım, gri köpek seni parçalarım bakışıyla dikilmiş bakıyordu. Bu bakış iç sesimi konuşturmaya başladı. Saldırır mı? Yok yok sakinleş ve sakin davran, onunla hiç ilgilenme, panik yapma, sakin ol, normal ol, yürüyüşüne devam et, bir şey olmaz. İç sesim ha bire telkinlerde bulunurken kafamı gayri ihtiyari çevirdim. Bankın yanındaki lambanın tam altında ufak ufak ıslanan gri köpek hafif kuyruk sallamasıyla, niye yan bakıyorsun dercesine havlayıp hırladı. Tam dizlerimin bağı çözülüyordu ki iç sesim imdadıma yetişti. Sakin ol, korktuğunu belli etme, yoluna devam et, göz ucuyla izlemeyi de ihmal etme, dediğinde iki kere üst üste havladı, bana doğru yeltendi ama ayakları yerinden kıpırdamamıştı. Bu hareketi yaptığında onun hizasından çıkıp uzaklaşmaya başlamıştım

Kuzey batıdaki gök gürlemesiyle, sırtımdan serin bir esintinin geçtiğini hissettim, hafif ürperdim. Oldukça dar bir açıyla kafamı kıpırdatıp göz ucuyla arkada kalan gri köpeği kontrol ettiğimde, duruşunu bozmadığını gördüm. Yağmur onu hipnoz etmiş olmalı demeye kalmadan başım döndü. Soldaki kulvara kaymamı toparlamaya çalışırken yanımdan hızla geçen kıza temas etmeden atlattım.                                                   

Ödüm koptu. Gri köpek bile bu kadar korkutmamıştı. Baş dönmesinin verdiği yalpalamayla kızın üstüne düşseydim ne yapardım. Akşam vakti parkta, kulaklıklar takmış, altına mavi renkli, yanları beyaz şeritli eşofman giymiş, üstüne de krem rengi bir montla yağmurun altında yürüyüş yapıyor. Yağan yağmura rağmen telefonun tuşlarıyla meşgul olmayı da ihmal etmiyor. On yedi on sekiz yaşında ya var ya yok. Nasıl anlatırdım dengemi kaybettiğimi? Özür üstüne özür dilerdim ama ne işe yarardı. Düşüncesi bile bu yağmurun altında ter basmasına neden oldu. Rezaleti kestiremiyordum. Kız parkurun bitişiğindeki ıslak çimlere düşmüş boylu boyunca sulara batmış. Telefonu bir yerlere savrulmuş. İki eliyle doğrulmaya çalışıyor, bir yandan avazı çıktığı kadar bağırıyor. Korkmuş. “Yetişiiin sapık var, adam öldürüyorlar…’’

Damlaların yere düşme sesi, feryatları yutup yok etmeden etrafın bu sesle sarılıveriyor. Var güçleriyle bindiriyorlar, linç ediyorlar. Ağız göz kan revan içinde. Vıcık vıcık olmuş cimlerin üstünde oradan oraya sürükleyip tartaklıyorlar. Küfürlerin, hakaretin bini bir para… Sapık tam kıza tecavüze yeltenirken kuzey batıdan çok şiddetli bir şimşek çakıyor, yeri göğü inletiyor. Sapığa ateşten bir kılıç gibi saplanıyor. Dedikodu… Dedikodu… Orda, çatlar, ölürdüm.                            

Yağmurun ağırlığı omuzlarımda yük olmaya başladı. Saçlarım sırılsıklam. Damlalar giysinin içine, gövdeme kadar indi. Burnumun ucu buz gibi, vücudumu bir ürperme sardı. Evden apar topar çıktığım, üstüme yağmurluk almadığım için pişman olmuştum. Parkurun batı yakasına girdiğimde kız doğu yakasındaydı. Tur üstüne tur bindirdikçe benimle olan mesafesi de önce açılıyor sonra kapanıyor, sonra tekrar açılıyordu. Şimşeğin sesi, rüzgâr sırtıma bir darbe gibi indi. Ter, giysilerin emdiği yağmur suyu rüzgârı yiyince sırtım balyozla dövülmüş gibi oldu. Her şeye rağmen gri köpeğin yerinde olmadığını görmek rahatlattı. Dikkatim bütünüyle parktaydı. Yağmur ve karanlık simsiyah bir örtü gibi çullanmaya çalışmış fakat parktaki her tür nesne; bekçi kulübesi, banklar, çöp kutuları, spor aletleri… Yağmur ve karanlıktan korunmak için kabuğuna çekilmiş irili ufaklı bir sürü salyangoz… Kokuya pek duyarlı olmayan burnum hanımeli kokusunu alarak beni mest ediyor. Küçücük beyaz bir kelebek ayağımın dibinden havalandı. Bir yukarı bir aşağı uçup parkurun kenarından karanlığa karışarak kayboldu. Nereden geldiğini anlayamadığım, şemsiyeli, orta yaşlı, orta boylu bir kadın karanlıktan sıyrılıp önümden parkura süzüldü. Kızı takip edip onu göz kontrolünde tutma havasındaydı. Benimle kız arasında ilerliyor.                          

Kelebeğin cazibesi de kaybolmuştu. Gözüm parkurdaydı. On-on beş dakika kadar önce yandaki sitenin bahçe duvarının dibinde bir karaltı gözüme ilişmişti ama anlamlandıramamıştım. Şimdi taşlar yerine oturdu. Annesi olmalı. Oradan kızı izleyip gözetliyordu. Ürperme ve üşüme yoğunluğum artmaya başladı. Benimle mesafesini epeyce açan kızı bir siluet gibi görüyordum. Hemen önümde ilerleyen kadında kızı yitirme telaşı sezinliyordum. Doğuya vardığımda kız, görüş alanımda değildi artık. Kadında panik havası vardı. Kız büyük bir olasılıkla takip edildiğini fark etti, mesajlaştığı gençle buluşmak için uygun anda parktan ayrıldı. Karanlıkta el ele verip şehrin hengâmesine karıştılar. Yağmurlu akşam bir armağandı, bir yol haritasıydı onlar için.                                     

Aman Allahım neler düşünüyorum. Gün boyu evde tıkılı kalırsan, üstüne de bunaltıcı temmuz sıcağı ve sonra yağmur eklenirse olacağı bu. Soğukla, dolayısıyla kendimle ilgili olduğum anda kadını yitirdim. Parktan ne zaman ayrıldı, karanlığa nasıl karıştı anlayamadım? Rüzgâr hızını arttırmaya başlamıştı. Sırtımı kamçılıyordu adeta. Yağmur hafiflemesine karşın uzaklarda şimşekler çakıp duruyordu. Hapşırma isteği duydum, hapşıramadım. Burnumun içi sızlıyordu.                                              

Bu akşamın, hiç kimsenin olmadığı, köpekler dahil –nereye kayboldularsa– ıssız, sulu, egzotik, fantastik, gerilimli parkı terk etmenin zamanı diye düşünürken, salkım söğüdün altında gri köpeğin gözlerini bana diktiğini fark ettim. Bakışındaki korkunç enerji dizlerimin bağını çözdü. Kalakaldım. Aklıma bilebildiğim bütün duaları getirmeye çalıştım ama sadece sübhanekeyi yarım yamalak hatırlıyordum. İç sesim hemen devreye girdi. Sakin ol.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR