Hepimiz Mülteciyiz
2 Ağustos 2018 Edebiyat Roman

Hepimiz Mülteciyiz


Twitter'da Paylaş
0

Almanya’nın en saygın çağdaş romancılarından Jenny Erpenbeck, Gidiyor, Gitti, Gitmiş’te günümüzün en can yakıcı sorunlarından birisini, göç meselesini ve kaçak mültecilerin dramını ele alıyor.

Jenny Erpenbeck 1967 yılında Berlin’de ama şehrin Demokratik Alman Cumhuriyeti sınırları içinde kalan tarafında doğdu. Eğitimli, entelektüel bir ailenin kızıydı ve o da sanata, edebiyata yöneldi. 1988’den 1990’a kadar Berlin Humboldt Üniversitesi’nde tiyatro eğitimi aldı. 1990 yılında Hanns Eisler Müzik Konservatuvarı’nda Müzik Tiyatro Direktörlüğü bölümüne girdi. 1994 yılında mezun olduktan sonra çeşitli kentlerde opera ve tiyatro yönetmenliği yaptı. Yazmaya da başlamıştı. 1999 yılında ilk öykü kitabını, 2004’te ilk novellasını ve 2008’de ilk romanını yayımladı. Gerek müzik ve tiyatro alanındaki çalışmaları gerekse de romanlarıyla önemli ödüller kazanan Erpenbeck’in eserleri pek çok dünya diline çevrildi. Türkçeye ilk çevirisi 2010 yılında Gölün Sırrı romanıyla gerçekleşmişti.

Görmek, Anlamak, Eylemek

2015 yılında yayımlanan Gidiyor, Gitti, Gitmiş (Gehen, Ging, Gegangen) ağustos ayının son günlerinde, Berlin’de, tam da Richard’ın emekliliğe adım attığı sırada başlıyor. Richard, Humboldt Üniversitesi’nde Klasik Filoloji Bölümü’nde uzun yıllar profesörlük yapmış, Demokratik Almanya kökenli bir adam. Emekliliğin ilk gününün dalgın ruh hali ile evine dönerken meydandaki mülteci eylemini (açlık grevini) görmediğini akşam TV’de haberleri izlerken fark eder. Mültecilerin ‘Görünür Oluyoruz’ sloganıyla yaptıkları eylemi kendisinin görmemiş olması Richard’ı rahatsız etmiştir. Bu durum onu mülteci sorunuyla ilgilenmeye yöneltir. Ancak bir profesördür o, eylemden ziyade düşünce insanıdır ve önce meseleyi kavraması gerekmektedir. Karısı ölmüş, sevgilisi tarafından terk edilmiş yalnız bir emekli olarak mülteci meselesine ayıracak bolca zamanı vardır. İşe, yani okumaya koyulur. Bir sonraki aşama sığınma evine yerleşen mültecilerle yüz yüze görüşmek olacaktır. Olayı kavrayabilmek açısından bir dizi soru hazırlar Richard:

“Bu insanlar nerelerde yetişmişti? Anadilleri neydi? Dinleri neydi? Aileleri kaç kişiden oluşuyordu? İçinde yetiştikleri ev, ortam nasıldı? Anneleriyle babaları nasıl tanışmıştı? Bir televizyonları var mıydı? Nasıl bir yerde uyuyorlardı? Yiyecekleri var mıydı? Çocukluklarında en sevdikleri gizli köşeleri neresiydi? Okula gitmişler miydi? Giyimleri nasıldı? Evlerinde hayvan beslemişler miydi? Bir meslek eğitimi almışlar mıydı? Kendileri bir aile kurmuşlar mıydı? Ülkelerinden ne zaman ayrılmışlardı? Niçin ayrılmışlardı? Aileleriyle hâlâ bağlantıları var mıydı? Hangi amaçla yerlerinden ayrılmışlardı? Nasıl vedalaşmışlardı? Ayrılırken yanlarına neler almışlardı? Avrupa’yı nasıl hayal etmişlerdi? Neyi farklı bulmuşlardı? Günlerini nasıl geçiriyorlardı? En çok neyin yokluğunu çekiyorlardı? Hayatta istedikleri neydi? Burada yetişecek çocukları olursa onlara memleketleri hakkında ne anlatacaklardı? Burada yaşlanmayı hayal edebiliyorlar mıydı? Nereye gömülmeliydiler?”

A. Ömer Türkeş roman

Sorularına yanıtlar almaya başladığında mültecilerin geride bıraktıkları hayatlar, maruz kaldıkları acılar ve beklentileri aydınlanacaktır. Libya’dan, Gana’dan, Nijerya’dan ya da Afrika’nın başka bir yerinden gelen, farklı inanışlara, farklı renklere, farklı kültürlere sahip olmalarına rağmen genel bir mülteci parantezi ile kimliksizleştirilen ve gerek politikacılar, gerek medya ve gerekse de toplumun bir kesimi tarafından potansiyel suçlu muamelesi gören bu insanlar Richard’ın nezdinde yavaş yavaş birer birey niteliği kazanırlar. Onların hikâyelerinde hem emperyalizmin yükselişinin hem Almanya’nın dağılıp birleşmesinin hem de kendi yurtsuzluğunun hikâyesini bulan Richard, bilinçsiz bir akademisyenden kararlı bir eylemciye dönüşmüştür. Bu onun amaçsız, yalnız ve mutsuz hayatını genişletecektir...

Yüzleşmek İçin

Jenny Erpenbeck 2016 yılı Thomas Mann Ödülü’ne değer görüldüğünde jüri sözcüsü gerekçeyi şöyle özetlemişti: “Jenny Erpenbeck ilk kitabından bu yana zamanımızın yakıcı sorularıyla yüzleşen ve 20’nci yüzyılın güvencesiz politik tarihini sunan çok sayıda roman, öykü, deneme ve drama yazdı. Farklı perspektifleri yansıtan diliyle mağdurları ve failleri, seyirci kalanları ve eyleme geçenleri, kırılma anlarını ve göç zamanlarını ayrıntılarıyla anlatttı.”

Gerçekten de dünyanın dört bir yanını kapsayan çok yakıcı bir sorun var romanın merkezinde. Peki ama Afrika ve Asya’daki savaşlar, göçler, batan tekneler, boğularak ölen mülteciler ile ilgili habereleri her gün gazete ve televizyon haberlerinde izleyen ve ne yazık ki kanıksayan pek çok kişi için Gidiyor, Gitti, Gitmiş çekici olabilir mi? Öyle ya, gazeteciliğin güncelliği kuşatan gücü karşısında edebiyatın farklı alanlara, okuyucunun dikkatini çekecek ya da onları rahatlatacak, hoşça vakit geçirtecek konulara yönelmesi daha iyi olmaz mı? Jenny Erpenbeck, “Hayır” yanıtını veriyor. Gidiyor, Gitti, Gitmiş iyi edebiyatın güncel meselelere nasıl el atabileceğini, haberlerin işleyemeyeceği insani dramları gözler önüne serebileceğini ve kanıksamışlık zırhını delecek bir farkındalık yaratabileceğini kanıtlayan bir roman. Üstelik sadece güncel meselelerle sınırlı değil Erpenbeck’in anlatısı; güncelin tarihsel arkaplanına da uzanarak siyaset kadar kültürel ve kişisel meselelerle, ister kişisel ister ulusal, isterse de küresel olsun, meselenin tarihle olan bağlarını da kuruyor.

roman A. Ömer Türkeş

Tarihin yanlış tarafında kalan insanlara görünürlük kazandıran bir hikâye bu. Kendisi de süreci yaşamış biri olarak Erpenbeck, öncelikle aşağılanmış Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde büyüyen Richard özelinde Almanya’nın birleşmesiyle ikinci sınıf insan muamelesi gören ‘doğulu’ların durumunu/dramını yakalıyor. Alman olmanın ne olduğu, daha önemlisi, insan olmanın ne anlama geldiği konusunda bir meditasyon başlatarak... Böylece Holokost’a, Almanya’nın ‘ötekileri’ ağırlamak konusunda başarısız olduğu zamanlara götürüyor okuyucuyu. Sonra mitoloji ve tarih okumalarıyla başka coğrafyalara taşınıyoruz. Sonuçta mültecileri ortadan kaldıran savaşların modern zamanların Iliada’sı olduğunu düşünecektir Richard. Afrikalıların İtalya’ya, Almanya’ya ve belki de ötesine yolculukları ise günümüzün Odysseia’si değil midir? 

Roman ismini, mültecilerin dil okulunun duvarına yazılan Almanca fiil çekimlerinden almış. Bu aynı zamanda bireylerin toplumda neler olup bittiğini fark ettiklerini ve farkındalıklarını bilerek yitiremeyeceklerini anlatan çağdaş bir deyim. Afrikalı mültecilerin sıkıntısı da bir zamanlar görülmüş, öyleyse bugün görmezden gelinemeyecek bir şeydir ve sessizlik, pasif bir direnişten ziyade suç ortaklığı anlamına gelir.

Erpenbeck, Berlin’deki Afrikalı göçmenler için gönüllü olarak çalışmış bir insan. Roman hem röportaj hem de belgesel unsurlar barındırıyor. Ancak bunlara bakarak Gidiyor, Gitti, Gitmiş’in siyasi bir tez çalışması olduğunu söylemek yanlış olur. Evet, roman siyasidir ve tezlidir ama tezlerini edebiyatın içinden ifade etmeyi başarıyor Erpenbeck. İçeriğin üzerinde ve ötesinde parıldayan akıcı dili, zengin imgeleriyle sanatla siyaseti birleştirmiş. Gidiyor, Gitti, Gitmiş başkalarının hayatlarına empati yapmak için sanatın üstlenmesi gerektiği rolü hatırlatıyor. Aslında bu roman için araya girip yorum yapmaya bile gerek yok. Sadece romandan yapılacak alıntılarda yeterli olabilirdi. Yerimiz kalmadığı için bir tek alıntı ile noktalayalım:

“Richard’ın Seneca’dan okuduğu gibi: Kendini sürekli, kölem dediğin insanın seninle aynı kökenden olduğunu, senin gibi aynı gökyüzünü gördüğünde sevindiğini, senin gibi nefes aldığını, yaşadığını ve öldüğünü düşünmeye zorla. Seneca, Platon’da şunları okumuş: Kökü kölelere dayanmayan tek bir kral ve kökü krallara dayanmayan tek bir köle bile yoktur. Sadece zamanın akışı bütün bunları birbirine karıştırmış ve kader hepsini defalarca tersine çevirmiştir.”

Jenny Erpenbeck, Gidiyor, Gitti, Gitmiş, Çeviren: İlknur İgan, Can, 2018, 328 s.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR