Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Kasım 2017

Kültür Sanat

Derdin Ne Tiyatro: Başka Disiplinlerden Memleket Tiyatrosuna Sorular

Özgenur Korlu

Paylaş

29

0


Tiyatro mekânlarını bunların dışında sanat üreten küçük tatlı ütopyalar olarak görmek, onların siyasete dair diyeceklerini, hepimizin etkilendiği dinamiklerden muhaf olduklarını zannetmek tuhaf.
Özgenur Korlu
Ben tiyatro eleştirmeni değilim. Tiyatrolara yakın yerlerde yaşadığım zamanlar olmuştu, uzak yerlerde yaşadığım da. Hatta tiyatro oyunları üzerine yazılar karaladığım bile oldu. Bu tiyatro oyunları üzerine karamaları yaparken, haliyle tiyatro adına herhangi bir eğitim almadığım için, izlediğim oyunları kendi bildiğim alanlara çekmeye çalışırım. Alırım o uzaklardaki ya da yakınlardaki oyunu, kendi mahallemde bir daha oynarım. Göçebe ruhumun ve hiç bitmeyecek öğrenciliğimin bir tezahürü olarak benim mahallem, sınırları belli kendini ötekileri ile tanımlayan bir yer değildir. Mahallelerin sabit karakterine inat, gezgindir biraz ama içinde yetiştiğim anılardan, disiplinlerden ve maceralardan bahçeleri vardır her yere bu mahalleyle giden. Birkaç binası da vardır fikirlerden. Bu binaların zaman zaman yıkılıp yerilerine yenilerinin konulduğu da görülür. Bazen de bazıları daha da yükselir. “Disiplinler” de kâğıt üzerinde ne kadar büyük duran bir kelimedir değil mi? Yine de öğrenmenin idman gerektirdiğini, her içine girdiği eğitim sürecinin kişinin kondisyonunu etkiletip onu disipline ettiğini çok güzel gösteriyor. Birkaç yıldır felsefe, siyaset bilimi ve iktisat alanları arasında nefesim kesilmeden koşmaya çalışıyorum. Ama sinema, tiyatro ve edebiyatın vitrinlerinin önünden geçerken onlara bakmadan, antremanımı aksatmadan da duramıyorum. Bu vitrinlere bakmadan duramama hadisesi disiplinli olmaya çalışırken bir dert daha edinmeme sebebiyet verdi. Öyle ki bu alanların kendi dilleri, bazen insanı geren yersiz bir ciddiyetleri var. Bu durum hepimizin hayatlarını yakından etkilese de siyaset ve ekonomiden uzak durmamıza sebep oluyor. Zaten felsefe başlı başına zor, kim düşünmekle uğraşacak allah aşkına? Bunun karşısında diğer sanat alanlarına kıyasla daha geniş kitlelerce ulaşılabilir görünen sinema, tiyatro ve edebiyatsa çoğu kez bir boş zaman aktivitesi, bir eğlence aracı olarak övgü mü yergi mi tam anlaşılamayan bir sınırın gerisinde konuşlandırılıyor. Yok mu siyaseti, iktisadı, felsefeyi insanların sevdikleri araçlarla anlatmanın bir yolu? Yok mu sinemayı, tiyatroyu, edebiyatı başka disiplinler aracılığıyla yeniden okuyarak onları eğlencenin ötesine taşıyabilmenin bir yolu? İşte bu iki soruydu derdim. Zaman zaman bu soruların cevabı üzerine yazılar yazdım. Özellikle bazı tiyatrocular, sağ olsunlar, çok moral verdiler, motive ettiler. Aslına bakarsanız bu iki soru birbiriyle hiç de alakalı gözükmeyen iki alanı karşılaşmaya zorluyor ve sanılanın aksine bu karşılaşma her zaman anlaşamamayla sonuçlanmıyor. Bazen, bir çeşit büyük patlamaya sebep olup yeni dünyaların oluşmasına vesile olabiliyor. Benim tiyatro oyunları üzerine yazma maceramın ilk ürünü bir İstanbul Tiyatro Haritası oluşturmak oldu. Bu haritayı internet üzerinde birbirini tanımayan insanlar ve tiyatrocuların desteği Google Haritalar’da yaptık. Sonra tiyatroların isimleri ve internet adreslerini de bir araya getirerek bir “İstanbul Tiyatro Haritası” blogu oluşturdum. Bu haritalama çalışması ve tiyatrocularla az ama öz konuşmalarım, İstanbul’da tiyatro olmayı başka açılardan da görmeme sebep oldu. Sonuçta tiyatro dediğimiz yer bir mekân. İçinde çalışan ve bir şekilde hizmet satın alan insanlar var. Oyunları, tavrı ve söylemi ile üzerine konuşulması gereken bir alan yaratıyor, bazı konulara dikkat çekip insanları etkiliyor. Bu mekân bir şehrin içinde. Şehrin yerel yönetimleri var. Bu şehirler bir ülkede. Ülkelerin kanunları, regulasyonları, vergileri, destekleri var. Bu ülkenin her birimizin hayatının içinden ve dışından geçen bir ekonomisi, hepimizin sinirlerini bozabilen bir siyaseti var. Tiyatro mekânlarını bunların dışında sanat üreten küçük tatlı ütopyalar olarak görmek, onların siyasete dair diyeceklerini, hepimizin etkilendiği dinamiklerden muhaf olduklarını zannetmek tuhaf. Tuhaf ama bunlar, araştırmaları bıraktım, tiyatroların kapılarının önünde selfie öncesi ya da sonrası tiyatrocularla konuşulan mevzular değil. En vahimi iş tanımı tiyatro izlemek olan kişilerin bile tiyatroların sorunlarını toplum ile paylaşmak gibi bir dertleri de yok. İnşaat sektörüyle büyüyen, enflasyonu ve ev fiyatları sürekli artan memlekette kiraların tiyatroların mekân tercihlerine bir etkisi yok mu? Tiyatrolar arasında kapitalist sitemdeki gibi bir rekabet var mı? Birbirlerini destekliyorlar, örgütleniyorlarsa bunu nasıl, neden yapıyorlar? Mesela ben merak ediyorum, bilet satan internet şirketleri tiyatrolar üzerinde bir baskı oluşturuyor mu? Tiyatro bileti piyasında bir monopoli var mı? Türkiye’de bir tiyatro kurmanın maliyeti ne? Tiyatroların iç yönetimleri nasıl işliyor? Onlarda kapitalist fabrikalar benzeri patron-çalışan ilişkisi var mı? Böyle bir ilişkinin olduğu tiyatrolarla daha merkezsiz kollektif yönetimlere sahip tiyatroların oyun tercihi, politik söylemleri arasında fark var mı? Tiyatroda temizlik, yemek, teknisyenlik gibi işlerde çalışanlar, piyasada başka yerlerde çalışanlardan maaş, çalışma koşulları, sendikalılaşma gibi açılardan daha iyi durumdalar mı? Tiyatroda emek sömürüsü var mı? Devlet desteği, yerel yönetimlerin tiyatroya karşı tutumları, tiyatroları nasıl etkiliyor? İnşaat sektörüyle büyüyen, enflasyonu ve ev fiyatları sürekli artan memlekette kiraların tiyatroların mekân tercihlerine bir etkisi yok mu? Tiyatrolar arasında kapitalist sitemdeki gibi bir rekabet var mı? Birbirlerini destekliyorlar, örgütleniyorlarsa bunu nasıl, neden yapıyorlar? Bilet fiyatı belirlerken, oyun tercihlerinde, mekan açarken birbirlerinden etkileniyorlar mı? Geçen sene kaç tane tiyatro kapandı biliyor muyuz? Daha çok soru var. Ben sadece birkaç dakikada aklıma gelenleri sıraladım, ki bunlar sadece politik-iktisat alanı ile sınırlı kaldı. Memlekette tiyatroyu dert edinmişsek Hamlet’i oynayan aktörün çorabının renginin yanında bu sorular üzerine de düşünmemiz gerekiyor. Bu soruları geri planda bırakarak yazılan tiyatro yazıları, Platon’un mağara alegorisindeki gibi sadece perde önündeki izlemekten ibaret olacaktır. Böyle bir yaklaşımla hala İstanbul’da en çok tiyatroya sahip olan Taksim bölgesi, sırf festival oyunları başka yerlerde diye terk edilmiş gibi lanse edilebilir. Tiyatro ve tiyatrocuların örgütlenme çabaları, Kadıköy Tiyatroları Platformu, bazı belediyelerin verdiği destekler ve köstekler göz ardı edilir. Alışveriş merkezlerine taşınan tiyatrolara yaşadıkları ekonomik zorluklar, ne gibi anlaşmalarla AVM’ye taşındıkları gibi sorular sorulmaz. Cihangir’de, Moda’da oturan tiyatrocular gider Ataşehir’de, hatta Bursa’da tiyatro açar, dertleri, meseleleri hiç kimsenin umrunda olmaz. Başta da söylediğim gibi ben tiyatro eleştirmeni değilim. Sahnede olanı izlerken, sahnenin arkasında olanı,  bir mekâan olarak tiyatronun siyasetini, ekonomisini, hayat felsefesini merak ediyorum. Bunlar üzerine daha çok muhabbet edelim, farklı disiplinlerde yoğurulmuş insanlar birbirimizi dinleyelim istiyorum. Çünkü böylece değişecek tiyatro eleştirmenleri, böylece değişecek kötü siyasete tiyatro diyen dil. Tiyatronun derdini anladıkça kendi dertlerimiz için daha yüksek sesle konuşacak gücü bulabileceğiz belki. Böylece daha da özgürleştirecek bizi tiyatro.  Karşılaşacağız, tartışacağız belki anlaşamayacağız. Ama muhakkak hepimizin zihin mahallesinde bazı binalar yıkılacak, bazıları daha da yükseliyor olacak. Fotoğraf: Kadıköy Tiyatroları Platformu Dünya Tiyatro Günü Yürüyüşü
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Her Nesne Bir Sanat Eserine Dönüşebili..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

16 Şubat 2025

Hayattan Notlar

HaikularSardunyalarınÜstü çiğ kaplı                         Yavru kuşlar uçuyor Bir çocuk içindekiTomurcuklarlaKaplanmış mezar Pire ne yiyorsun yeZıplayıp durmaUykum kaçıyor Pardon, birine benzettimDireksiyonu kavramıyor, kollarını ona teslim etmiş. Başı, omuzları, gövdesi arzın merke..

Devamı..

Sağlıklı Yaşam Endüstrisinin Tatsız Ta..

Andrzej Tokarski

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024