Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Haziran 2022

Edebiyat

Yarım: Altı Çizilerek Okunması Gereken Bir Roman

Dilek Karaaslan

Paylaş

0

1


“Dostluklar bozulmasın diye verilen tavizler de insanı giderek ikiyüzlüleştiriyor.” – Yarım

Yarım, Ethem Baran’ın 2008’de basılan ilk romanı. İletişim etiketiyle 2022’de yeniden basıldı. İyi ki, basıldı ve vaktiyle okuyamayanlar olarak okuma fırsatına eriştik.

Roman 12 Eylül dönemine farklı bir perspektiften bakar. O dönemde kırılan hayatlardan birini, Metin’i odağa alır. Toplum, sanatçılar ve aydınlar üzerinde devlet eliyle yaratılan koyu tahakkümü anlatır. Baş kahraman Metin’in ve ona eşlik eden karakterlerin ruh durumlarını, günlük yaşamlarını, ilişkilerini, bağlarını, tanım yerindeyse psikanalitik bir yaklaşımla analiz eder.

“Bir sabah uyanıp da kendisini böcek olarak hisseden o kadar çok adam var ki…”

Metin, muhafazakâr ailesi ve çevresinin ona biçtiği, olması beklenen kimlikle, kendisinin arzuladığı, olmak istediği kişi arasında sıkışıp kalmış bir gençtir. Karşı cins için albenisi olmadığını, çoğu zaman görünmez olduğunu düşünür. Okurun varlığından emin olamadığı ama zamanla kendisinin zihninde bile silik bir hayale dönüşen o sevgilinin uzak imgesiyle avunan kahraman, duyarlı, kırılgan, duygulu, kendisine eleştirel gözle bakabilen biridir, sosyal ortamlarda başarısızdır ve bunu bilir. Atandığı o uzak, “karlar şehrinde” başlayan memuriyet hayatı, mecburen lokantalarda yediği, sevmediği yemekler. Şehre gelen yabancıların konaklamak zorunda olduğu birkaç otel. Bunlar onu bunaltır. Şehirde insanların arasında dolaştığına inandığı kötücül, nefret ve cehaletle beslenen karakterler, dost görünümlü düşmanlar olduğuna inanır. Bunları sıçana ya da Zebercet gibi tiplere benzetir. Kahraman, burada kendisinden Zebercet’e, kaldığı otel odasından Anayurt oteline bir köprü kurarken yazarımız da metinler arası bir bağ kurmuş olur. Metin’e göre, böyle bir ortamda, bir sabah uyanıp kendisini böcek olarak bulabilecek pek çok kişi vardır.

ethem baran dilek karaaslan

Klasik, bireylerin, gençlerin, hayallerini, umutlarını hiç umursamayan eski bir yönetim anlayışıyla, evlerinden, yaşadıkları kentlerden koparılıp yüzlerce kilometre uzağa savrulan ama yaşadıkları hayal kırıklığını dile getirmelerine bile izin verilmeyen, küçücük ücretler karşılığında yerleştikleri, konutsuz, misafirhanesiz, her türlü sosyal olanaktan yoksun ama yine de şükretmeleri beklenilen, sonrasında o bunaltıcı, avuntusuz, karın aylarca yerden kalkmadığı, koyu gri göğün altında ıpıssız kalmış klostrofobik şehirlerde, ilçelerde unutulmuş, torpilsiz, dayısız, eniştesiz, gençlerin hikâyesi Yarım. Hiç dinmeden aylarca yağan karın yarattığı psikolojik yıkımın, şehrin, o genç memurun, devamlı gözetim altında tutulması nedeniyle kendisini yalnızca parmaklıkları olmayan bir hapishanede hissetmesinin, hatta zaman zaman içerisi mi, dışarısı, dışarısı mı, içerisi sorusuyla gerçek özgürlüğün nerede olduğunu sorgulatan, umutsuzluğu anlatan bir roman Yarım. Okurun merak ettiği Yarım’ın diğer yarısı ise mektuplarının alt yazısında, yazarın kitabın başına epigraf aldığı Emerson’un sözlerinde gizli. “İnsanın kendisi yalnızca yarımdır, diğer yarımsa ifadesidir.”

Metin, umutları, beklentileri, geri dönme arzusu, sığındığı berbat, rutubetli –içeriden çürümeyi simgeleyen– otel odası, pastane ve günlerce gitmese bile kimsenin fark etmeyeceği Devlet Dairesi’ndeki evrak işi arasında sıkışıp kalmıştır. Üstelik aydınlandıkça bu duygu daha baskınlaşır. O uzak Doğu şehrinde yanına yaklaşıp samimiyet kurmaya çalışanların aslında görevli muhbirler olduğunu sezer, kimseyle yakınlık kuramaz, ancak şüpheleri üzerine çekmeyecek kadar ilgilidir etrafıyla. Okur, hep okur. Aydınlandıkça içindeki çatlak da büyür. Git gide yalnızlaşan, dönüşen Metin, kendi içinde büyük bir yarılma yaşar. İçindeki hapishaneden tek kurtuluşu daha çok okuyup kanatlanıp her şeyin dışına uçmakla bulur. Hapishanedeki Adıgüzel’in zihniyse zaten dışarıda ve özgürdür. Asıl tutsak Metin’dir. Metin bunu içten içe sezer. Romanın ana fikrini, daha doğrusu fikrin yarısını Adıgüzel’in Metin’e yazdığı mektuplardan okuruz. Ama Metin’inkiler ortada yoktur. Adıgüzel’in mektuplarının cevapları yalnızca Metin’in zihninin karanlık bir köşesinde diğer yarısıyla buluşmayı beklemektedir.

“Kapalı, diktatör zihniyetli toplumlarda eleştirinin adı ‘ihanet’ olur.”

Kitap aslında sonuyla başlar, en başıyla devam eder. Eser, Metin’in, dilin her türlü imkânını kullanarak tek başına yazdığı, ama farkındalığı yüksek ve yine kırılgan yan karakterlerle birlikte oynadığı toplumsal, politik, siyasi bir tiyatro oyunu gibidir. 12 Eylül’ün öncesinin ya da sonrasının daha önce yazılmayanlarını yazar. İnanç ve ideolojilerin değişimini, dolayısıyla kahramanın inanç ve düşüncelerindeki evrilmeyi anlatır. Bazen ironik, bazen esprili bir dille yapar bunu. Örneğin, kitabın yetmiş dokuzuncu sayfasında her akşam televizyonda madeni dişini gördüğü adamı bile sevmeye başladığını söyler.  Bir zamanlar sırf o yüzü ve o altın dişi görmemek için TV kapatan benim kuşağım ve bizden büyükler bunun ne anlama geldiğini bilir.

Yarım, altı çizilerek okunan, üzerinde uzunca düşünülen, gerçek özgürlüğün aslında insanın içinde ve zihninde yaşanabileceğini muhteşem bir hikâyeyle anlatan bir zihinsel parçalanma hikâyesi. Ayrıca kahramanın değişimine ve zihinsel tetiklenmesine neden olan birçok kitaptan, yazardan; Dreyfus olayından tutun Sartre’ın Bulantısı’na, J.A.C. Brown’un Beyin Yıkama ve İkna Metodları’ndan Nietsche’ye, Selim İleri’ye, Márquez’in Kolera Günlerinde Aşk’ına, Kafka’ya, J.P. Sartre’ın Ateizmin Doğurduğu Problemler’inden Camus’un Yabancı’sına, Rousseau’ya kadar pek çok yazar ve eseri işaret eder. Benim gibi, yazarların kitaplarında sözünü ettikleri kitapları okumak ve o eseri daha iyi anlamak gibi bir tutkusu olanlar için bunlar harika izler.

YORUMLAR

Ayşe Uça

Ne hayatlar kırıldı 12 Eylülde kırılmaya devam ediyor. Çok güzel bir okuma ve yorum.

11 Haziran 2022

Öne Çıkanlar

2016'nın En İyi Sokak Sanatı EserleriDenis Gürcü
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

1 Mart 2026

Başkentten Akdeniz’in Mavisine: Ankara..

Ankara, gri bir palto gibi insanı sarmalayıp korusa da her zaman biraz mesafeli bir şehir olmuştur. Memuriyetin ciddiyeti, Kızılay’ın kalabalığı ve bozkırın o bitmek bilmeyen vakur duruşu şehrin çehresini büyük oranda açıklıyor. A..

Devamı..

Bodrum'da Tatil Yaparken Bilmen Gereke..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024