Yazıp Yazıp Siliyorum
26 Mart 2020 Öykü

Yazıp Yazıp Siliyorum


Twitter'da Paylaş
0

İnsan hayatının öyküsünü yazabilir mi? Sanki bir çırpıda yaşamışız gibi gelen uzun yılları? Hangi cümleyle başlamalı? Hangi cümle, yaşadıklarını yeterince anlatır? (…) Çok uzun. Çok çok uzun cümleler bunlar. Su gibi aksın istiyorum hayatımın öyküsü. Ama tek bir öyküde, yeter mi anlatmaya? Yazıp yazıp siliyorum. En sonunda karar veriyorum, tek bir öyküde anlatamam hayatımın öyküsünü. Su gibi aksın istiyorum… Oysa hayatım çoğu kez taşlara takılı kaldı. Bu hikayenin konusu bu değil ama.

Ben bu yaşımda, ancak bu halime gelebilmişken, öğreniyorum kendimi sevmeyi. Diyorlar ki, bir kadının kendini sevmesi devrim’dir. Ürküyorum başta. Koca koca cümleler düşünüyorum. Devrim, böyle kolayca girebilmeli mi bir cümleye? Sonra sahipleniyorum, göğsüm kabarıyor. İçimde beni iyi hissettirecek bütün cümlelere devrim kelimesini ekliyorum. Oturup akşam bulaşığını yıkadıktan sonra, birkaç satır bir şeyler öreyim derken aklım duruyor. İpten değil kelimelerden örmeye karar veriyorum. Ama ellerim bulaşıktan kupkuru olmuş. Kremleyip kalemi alıyorum elime. Kalemi alır almaz aklımın satır aralarını kâğıda akıtıyorum az az.  İçimden gülüyorum sanıyorum ama dışıma da taşmış belli ki. Konu komşu kâğıt gibi olan duvarlardan kıkırdamamdan rahatsız, kapıya dayanıyor. “Pardon,” diyorum, “afedersiniz!” Ben tabii. Sonra aynaya dönüp konuşuyorum: Sizin sevişme sesleriniz ne güzeldi oysa. Ben mutlu oluyordum insanlar mutlu diye. “Pardon,” deyip içimden gülmeye devam ederek, cümlelerime devrim ekleyip duruyorum. Nasıl mutluyum! Hâlâ.

  1. Bir kadının kendini sevmesi, pardon bunun zaten söylemiştim.
  2. Bir kadının kendine şefkat göstermesi, kendini iyileştirmesi
  3. Bir kadının yalnız başına yaşamayı öğrenmesi, hatta kendiyle sevişebilmesi

Ah nasıl mutluluk! Güldükçe gülesim geliyor. Güçleniyorum böyle böyle. Bu yaşıma gelene kadar biriktirdiğim kelimeleri çıkarıyorum çekmeceden. Onu ötekinin yanına koyup, bunu biraz besleyip güçlendirip, sonuna nokta koyup cümle yapıyorum. “Süsleme!” diyorum kendime. “Öyle güzel o, kalsın.” Hiçbir cümleye seni, sizi koymuyorum. İnsan tek başına devrim yapar mıymış? Bunları tartışmıyorum. Kimseye de tartışacak zemin bırakmıyorum. Hayatımda bir kez olsun kendime öykü yazmaya koyulmuşum! Sen, siz yoksunuz bu öyküde. Ya da varsınız ama tartışmıyorum! Zeytin kapıyı gıcırdatarak geliyor. Belli ki karnı acıktı. Gidip önüne biraz yaş mama koyuyorum. Son on yıldır onunla yaşıyorum. Doğru ondan bahsetmedim. Bir öyküye konu olması için verdiğini huzur yetmez mi birinin, bir hayvanın? Bunları da geçiyorum. Ne diyordum? Sizi almıyorum öyküme. Elbet, birilerinin bizim öykümüzü anlatması gerek yaşanmış olması için. Ama ben bugün, sayfaları “bugün”e adadım. Devrim’li cümleler kurmaya, yalnızlığımın pek de fena bir şey olmadığını anlatmaya. Sonra siz geliyorsunuz ama yine de. Sevdiklerim de var aranızda. Kaos da sevdim zamanında. Belki hala. Yoksa nasıl yaşar insan, öteki olmadan. Düşünmüyorum. Ben, beni ne kadar sevebiliyorum bu yaşıma gelmişken sade bunu düşünmeye niyetleniyorum. Kapı yeniden çalıyor.

“E ama olmuyor gecenin bu saatinde!” diyor alt komşu. Merak ediyorum anlamayarak, soruyorum ne olduğunu. Meğer daha büyük gülmüşüm. Yeniden özür diyorum. Oysa ben sizin çocuklarınızla oynarken çıkardığınız sesleri sevmiştim zamanında diyorum kendime. Ona demiyorum. Diyaloga değil sadece monoloğa ihtiyacım var. Uzun çok uzun yıllar konuşmadığım biriyle konuşmaya niyetleniyorum çünkü bu gece. Özür diliyorum alt komşudan, biraz ara veriyorum keyifli cümlelerime. Güçleneceğim cümlelerimi sabah da yazabilirim diyorum. Birden elim ayağım tutmuyor gibi hissediyorum. Hemen internetten araştırıyorum bu hissi. Elli yaş üstüyseniz, şeker bilmem ne varsa falan filan. Hızlıca yazıları geçip kapatıyorum ekranı. Yok, bu gece benim! Tekrar oturuyorum masa başına. Yeniden o ilk cümleyi yazıyorum.

“Bir kadının kendini sevmesi...”  Gülüyorum. Hayatım geçiyor gözlerimin önünde, hani böyle ölüm meleği gelmiş de tövbe tövbe... Oysa daha yaşayacak günlerim var. Ama ne yaptım ben? Hem Zeytin’e kim bakar? Gülüyorum. Sarılıyorum bedenime. Omuz başlarımdan öpüyorum. Bütün çekmeceleri kapatıp, sizi bir geceliğine görmezden geliyorum. Sanki bu hayatı hep bir başıma yaşamışım gibi, sizsiz cümleler kuruyorum. Yo, sıkılmıyorum. Sadece alışık olmadığım bir şey. Gülüyorum. İronik mi neşeli mi bilmeden, anlamadan gülüyorum. Şarap döküyorum ellerime, ellerimi şarapla yıkıyorum. Parmak uçlarımdan şarabı içip kâğıda dönüyorum yeniden. Şarap döküyorum saçlarıma, gülüyorum. Göğsümden aşağı kırmızı şarap döküyorum, parmak uçlarımla toplayıp içiyorum. Gülüyorum. Kapı çalıyor. Komşu geliyor. Kapıyı iyice açıyorum, ardına kadar. Özür dilememi bekleyen komşumu şöyle kenara çekip apartman boşluğundan yukarı katlara, aşağılara bakıp bakıp kahkaha atıyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR