Yoksa Ay’a gitmedik mi?
9 Temmuz 2018 Bilim Teknoloji

Yoksa Ay’a gitmedik mi?


Twitter'da Paylaş
0

Bilgisizlik çağından kalma dogmanın, cehaletin yılmaz bekçilerine, benzer sorular sordurmaya devam etmesine karşın, şu günlerde Armstrong’un ayak izi Ay’daki 50. yılını kutlamaya hazırlanıyor. Yaşamın var olmasında rolü çok büyük olan uydumuz, şimdilik üzerine ayak izi bırakabildiğimiz tek yer. Evet, Ay’a gittik!

Apollo 11’e verilen bu görev NASA tarihine altın harflerle yazıldı ve günümüze kadar insanoğlunun en büyük başarıları arasında ilk sıralarda yerini korumaya devam ediyor. Ama aslında bilime en büyük katkısı, tüm o dönemki dünya çocuklarına astronot olma hayali sunmasıydı. O günlerde gece gökyüzüne bakan her meraklı çocuk evrenin sırlarını çözme hayaliyle büyüdü.

Bu büyük başarının ertesi gününün tüm gazete manşetleri hemen hemen aynıydı ama Adrian Berry’nin detaylı anlatımı hepsinin önüne geçiyordu.*

Neil Armstrong ile Edwin Aldrin (Buzz) hiç beklemedikleri bir anda Başkan Nixon’ın sesini duyduklarında Ay yüzeyinde çocuklar gibi hoplayıp zıplıyorlardı. O anda, HG Wells’in romanı The First Man on the Moon’da, Ay’ın Dünya’nınkinin altıda biri olan çekim gücü altında, küçük sıçramalarla büyük mesafeler alınabileceğini söylerken haklı olduğunu kanıtlıyorlardı. Atlayıp zıplamalarında birden izleyenleri endişelendiren bir kesinti oldu. Armstrong ve Aldrin zıplamayı bırakmıştı çünkü Houston’dan şu mesaj gelmişti: Başkan sizinle konuşmak istiyor!

Bugüne kadar yapılmış en tarihsel telefon konuşması dediği konuşmayı yapan Başkan Nixon’ın oldukça parazitli ama yine de çok net anlaşılan sesi duyuldu.

“Neil, Buzz, merhaba… Hepimizin sizinle nasıl gurur duyduğunu anlatamam. Sizin sayenizde gökyüzü, insanın dünyasının bir parçası haline geldi. Sükunet Denizi’nden bize seslenmeniz, yeryüzüne huzur ve barış getirme yönündeki çabalarımızı iki katına çıkartmamız gerektiğini düşündürüyor. Bütün insanlık tarihinde bir eşi daha olmayan şu dakikada, yeryüzündeki insanların tümü gerçekten tekvücut. Yaptığınızdan onur duyma konusunda tek vücut. Dünya’ya salimen inmenize duacı olma hususunda tek vücuduz…”

Armstrong yanıt vermek için hızlıca düşüncelerini toparladı...“Teşekkür ederiz, Sayın Başkan… Burada yalnız Birleşik Devletler’i değil, her ulustan bütün barışseverleri temsil etmek bizim için büyük bir onur ve ayrıcalık. Ayrıca, bize gösterilen ilgiden, duyulan meraktan ve gelecekle ilgili olarak uyandırdığımız düşüncelerden mutluyuz. Bugün burada olabilmek bizim için büyük bir onur!”

Bu konuşmalardan az önce, bütün dikkatler iki adamın telsiz aracılığıyla canlı olarak verilen komutlarla Ay’a iniş aracı Eagle’dan çıkışları üzerindeydi. Armstrong’un “Kapak açılıyor,” dediğini duyduk. Yirmi dakika sonra merdivenin tepesindeki düzlükteydi. Aldrin ona bir şeyler söylüyordu:

“Neil, çok iyi hiza alıyorsun… Biraz bana doğru… Tamam; aşağı… Tam orası; sola doğru dön… Sol ayağını biraz daha sağa koy... Tamam, iyi oldu… Şimdi sola dön… Çok iyi gidiyorsun…”

O anda kamerasını çalıştırmaya başlamıştı. Kontrol merkezi araya girdi: “Beyler, TV’den görüntü almaya başlıyoruz.”

Houston’daki TV ekranlarında, uzay aracının merdiveninin tepesinde Armstrong’un ayağı göründü. Binlerce gazeteci alkışlamaya başladı. Birkaç dakika sonra Armstrong, “Merdivenin en alt basamağındayım,” diye seslendi. “Uzay aracının ayakları ancak üç beş santim batmış durumda ve yukarıdan bakınca yüzeyin çok ince taneli olduğu görülüyor. Neredeyse toz gibi…”

Ardından dünyada yankılanan ve bugünden sonra basılacak Büyük Sözler kitaplarında yüzyıllarca yer alacağı kesin olan o cümleyi söyledi.

“Şimdi uzay aracından dışarı adım atacağım. Bu, bir insan için çok küçük bir adım; ama insanlık için dev bir adım olacak!

“Yüzey çok yumuşak ve toz gibi,” diye sürdürdü. “Ayağımla bile alabilirim. Botlarımın tabanına ve yanlarına kömür tozu gibi ince bir tabaka halinde yapışıp kalıyor. Botlarımın ve adımlarımın izini incecik kum gibi zeminde görebiliyorum. Aslında yürümek hiç de zor değil. Burada çok düz bir yerdeyiz. Uzay aracının iniş motorundan yayılan gaz sızıntısının izlerini görebiliyorum; ama çok önemsiz miktarda.”

Aldrin, Eagle’dan seslendi: Buradan çok iyi görünüyor, Neil.”

Armstrong “Manzaranın tamamen kendine özgü, yalın bir güzelliği var,” diye yanıtladı. “Birleşik Devletler’deki yüksek çöle çok benziyor.”

Aldrin’in de aşağı inmesiyle iki adam beraber yürüyüş denemeleri yapmaya başladılar. Aldrin yürüme işini biraz tuhaf buldu.“Gitmek istediğiniz yönde eğilmeye dikkat etmelisiniz. Başka bir deyişle, ağırlık merkezinizin altınızda kalması için çaprazlamasına eğilerek yürümek zorundasınız!” dedi.

Sonra, mikro göktaşları artık tanınmayacak ölçüde aşındırana dek, ziyaretçilerin anısına milyonlarca yıl orada kalacak plakayı çıkardılar. Üzerinde Dünya’nın iki yarımküresinin bir resmi bulunuyordu ve şu satırlar okunuyordu. “M.S. 1969’un Temmuz ayında, Dünya gezegeninden insan, ilk kez burada Ay’a ayak bastı. Bütün insanlık adına barış için geldik.”

Plaka, Armstrong, Aldrin ve Başkan Nixon’ın imzalarını taşıyordu.

Peki ya Apollo 11 görevi başarısız olsaydı? Mekiğin aydan havalanmasını sağlayan şalter kırılınca Aldrin sıradan bir tükenmez kalem ile sorunu kısa sürede çözdü ama Başkan Nixon’a televizyonlara okuması için bir metin Bill Safire tarafından çoktan yazılmıştı.

Kader, Ay’ı keşfetmek için giden ve barış taşıyan insanların sonsuza dek orada kalmalarını takdir etti. Bu cesur insanlar, Neil Armstrong ve Edwin Aldrin, kurtarılmak için bir umut olmadığını biliyorlar. Ama aynı zamanda onların bu fedakarlığının insanoğlunun geleceği için büyük bir umut olduğunun da farkındalar.

Bu iki adam, insanlığın en asil hedefi olan gerçeği arama ve bulma yolunda hayatlarını ortaya koydular. Aileleri ve arkadaşları onların yaslarını tutacak; ulusları yaslarını tutacak; tüm dünya halkları yaslarını tutacak. İki evladını bilinmeyene gönderme cesaretini gösteren dünya onların yaslarını tutacak.

Onlar bu keşiflerinde tüm dünya halklarının tek vücut hissetmesini sağladılar; fedakarlıkları ise bize daha sıkı bir kardeşlik içinde olmamız gerektiğini öğretti. Geçmişte atalarımız yıldızlara bakıyor ve kahramanlarını görüyordu. Şimdi bizler de neredeyse aynısını yapıyoruz; tek fark, bizim kahramanlarımız etten ve kemikten kardeşlerimiz.

Onların izinden gidenler bir gün mutlaka başaracaklar ve geri yuvalarına dönecekler; insanoğlu arayışını hep sürdürecek. Ama bu insanlar ilkti ve sonsuza dek kalbimizde yaşayacaklar. Bundan sonra, geceleyin Ay’a bakan her insan başka bir dünyanın bir parçasının sonsuza dek insanoğlunun olduğunu bilecek... **

Siyasi otoriteler, genellikle paramızın büyük bir kısmını askeri faaliyetlere yatırır ve buna hiç utanmadan ‘savunma’ derler. Uzay araştırmaları için talep edilen bütçeyi yüksek bulup burun kıvırma ve surat ekşitme hali ise hemen hepsinde gözlemlenir. Buna karşın tarihe yazılacak benzeri başarılarda sahneyi kimseye bırakmaz; bilim adamlarının çalışmalarını ve başarılarını kendi becerileriymiş gibi topluma sunarlar. Apollo 11 projesinin Başkan John F. Kennedy döneminde hayata geçirildiğini, fakat kaymağı yemenin Nixon’a nasip olduğunu da hatırlatmakta yarar var.

Bize evrendeki ilk patika yolu açan, adını bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm bilim insanlarına sonsuz teşekkürle…

 

*21 Temmuz 1969 The Daily Telegraph Gazetesi

**ABD Beyaz Saray Ulusal Arşivi


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR