Fakat endişe edilmesi gereken tek renk yeşil değildi. Kırmızı da ciddi sıkıntılara yol açıyordu.
Eski çağlardan kalma kitapların çoğunda zehirli kimyasallar bulunuyor – peki bunu nereden bileceğiz?
Modern toplumumuz kitapları nadiren tehlikeli nesneler olarak görür. Bununla birlikte bazı kitaplar, kütüphane raflarındaki yerlerini almadan evvel incelenmeyi gerektirecek kadar tehlikeli maddeler içerebiliyor.
Zehirli Kitaplar Projesi, Winterthur Müzesi ile Delaware Üniversitesi tarafından yürütülen ortak bir araştırma projesi ve başlıca amacı, bu tarz kitapları tespit ederek kataloglandırmak. Projede çalışan araştırmacıları asıl ilgilendirense kitapların içeriği değil fiziksel bileşenleri – bilhassa da kapaklarının rengi.
Proje, yakın zamanda Fransa’daki milli kütüphanede bulunan iki kitabın kütüphane dışına çıkarılmasında etkili oldu. Sebep? Kapakları kaplayan canlı yeşil kumaşın arsenik içerme olasılığı.
Bu tarz kaygıların kökeni, ciltçilik zanaatının tarih boyunca uyguladığı yöntemlere dayanıyor. Yayıncılığın 19. Yüzyılda seri üretime geçmesiyle birlikte epey maliyetli olan deri kapaklardan vazgeçildi ve kapaklar kumaşla kaplanmaya başladı. Okuru cezbetmenin bir yolu olarak görülen kapaklar genelde parlak ve göz alıcı renklere sahip kumaşlarla kaplanıyor, bu kumaşlarsa farklı yöntemlerle boyanıyordu.
Yaygın bir biçimde kullanılan pigmentlerden biri Scheele yeşiliydi. Alman-İsveçli kimyager Carl Wilhelm Scheele, 1775 yılında bakır ve arseniği birleştirmiş ve kullanılan mevcut pigmentlerden çok daha canlı bir yeşil üretmeyi başarmıştı. Scheele yeşili hem uzun yıllardır kullanılan bakır-karbonat yeşilinden daha parlak hem de daha maliyetsizdi. Ne var ki, kömür isi ya da duman gibi sülfür bazlı kirleticilerle tepkimeye girdiğinden kararma eğilimi gösteren bu pigmentin gözden düşmesi uzun sürmedi. Fakat Scheele’nin keşfinden yola çıkan kimyagerler zümrüt yeşili, paris yeşili gibi daha dayanıklı pigmentler üretmeyi başardılar. Bu pigmentler kısa süre içinde benimsendi ve kitap kapaklarından giysilere, mumlardan duvar kâğıtlarına kadar pek çok materyalde kullanıldı.
Ancak bu pigmentlerin insan sağlığı bakımından önem arz eden bir dezavantajı vardı: kolayca bozunmaları sebebiyle zehirli ve kanserojen bir madde olan arsenik açığa çıkıyordu. Noel partisine gidip yeşil mumlardan zehirlenen çocuklar, balo kıyafeti üretilen imalathanelerde kullanılan yeşil süslerden zehirlenen, kasılarak ve yeşil safra kusarak ölen işçiler, giydikleri balo elbiseleri yüzünden ölen kadınlar… Bu tip raporların sayısındaki artış yeşil boyaların güvenliğinin sorgulanmasına sebep oldu. Hatta konu öylesine gündemde kaldı ki, mizah dergisi Punch, 1862 yılında yayımladığı karikatürlerden birinde ölümcül moda trendlerini vals yapan iskeletlerle betimleyip “Arsenik Valsi” başlığını kullandı.
Yeşil rengin tonlarına ayrıca merakı olan ve sürgün edildiği St. Helena’daki konutunu bile yeşile boyatan Napolyon’un saç telleri üzerinde yapılan incelemeler, mide kanserine yakalanmasında arseniğin önemli bir rolü olduğunu gösterdi. Yeşil pigmentlerle sağlık sorunları arasındaki aşikâr bağlantılara rağmen bahse konu pigmentlerin kullanıldığı boyalar ve duvar kâğıtları, 19. yüzyılın sonlarına kadar üretilmeye devam etti.
Fakat endişe edilmesi gereken tek renk yeşil değildi. Kırmızı da ciddi sıkıntılara yol açıyordu. Nar çiçeği (vermilion) olarak da bilinen parlak kırmızı pigment, cıva sülfüründen elde edilir ve kökeni binlerce yıl öncesine kadar gider. Hatta neolitik dönemde insanların cıva zehirlenmesinden öldüğüne dair pek çok kanıt bulunur. Mevzu bahis kitaplar olduğundaysa vermilion kırmızısının en sık kullanıldığı yer, iç kapaklarda yer alan ebruli desenlerdir.
Projedeki araştırmacıların dikkatini çeken bir diğer renkse sarı oldu. Kurşun kromattan elde edilen parlak sarı, ressamların – özellikle de bu rengi yoğun olarak kullanan Vincent van Gogh’un – favorisiydi. Viktorya döneminin ciltçileri kurşun kromattan elde ettikleri sarıyı Prusya mavisiyle karıştırıp farklı yeşil tonları oluşturur, bunlardan da turuncu ve kahverengi arasında çeşitlilik gösteren geniş bir renk skalası yaratırlardı.
Madem ki hal böyle, 19. yüzyıldan kalma bez ciltli bir kitapla karşılaştığımızda ne yapmalıyız? Her şeyden önce öyle aman aman endişelenecek bir durum yok. Kitabın cildini olduğu gibi yemediğiniz sürece ciddi bir arsenik zehirlenmesine maruz kalmazsınız. Fakat yeşil pigmentin bileşenlerinden olan bakır asetoarsenit gözlerinizi, burnunuzu ve boğazınızı tahriş edebilir. Ama eğer ki, bu tarz kitaplarla sık sık haşır neşir olmak durumundaysanız daha dikkatli olmanız gerek. Araştırmacılar, Viktorya döneminden kalma yeşil ciltli kitaplarla uğraşanların mutlaka eldiven giymesini, eldiven olmaksızın temas edildiğindeyse kesinlikle yüze dokunulmamasını tavsiye ediyor.
Zehirli Kitap Projesi, bütün bu kitapların tespit edilebilmesi maksadıyla kitle kaynaklı verileri de araştırmaya dahil etti. Araştırmacılar, ciltlerin tanınmasını kolaylaştırmak için üzerinde çeşitli güvenlik uyarıları bulunan ve zümrüt yeşilinin farklı tonlarını içeren kitap ayraçları dağıtmaya başladılar. Şu ana kadar dünyanın farklı ülkelerinde tespit edilen arsenikli kitap sayısıysa iki yüz otuz sekiz oldu.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






