Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Nisan 2021

Edebiyat

Ölü Canlar’ı Niçin Okumalısınız?

Erdinç Akkoyunlu

Paylaş

2

2


Gogol, Çiçikov üzerinden ölü canları toplatırken, beri yandan aslında yaşayanların da ölülerden farksız olduğunu hatta ölülerin adlarının yazılı olduğu bir mezara sahipken dirilerin ne sahipleri feodal beyler ne de onları koruyup kollamakla mükellef devlet tarafından hiçbir hakka sahip bulunmadığını ortaya koyar.


Dünya edebiyatı bir korsanın ömrü boyunca topladığı ve artık denizden sıkılıp taşta toprakta yaşamaya karar verdiği vakit gemisinin bir başka aç gözlü meslektaşı tarafından batırılmasıyla yok olan hazineye benzer. Çalıntı altınların definecilerin rüyalarına girip yerlerini söylemek gibi kötü huyları bulunduğundan bu haram servet ile karşılaşan açgözlü hangi tacı başına geçireceğini, hangi kolyeyi bileziği takacağını, hangi parayı baş ve işaret parmaklarıyla parlatıp cebine atacağını şaşırır. Böyle bir hengâme arasında çoğunlukla da hazinenin en kıymetli parçaları o çığırından çıkan yağmalama saldırısında gözden kaçıverir. İşte bir ahmak, altın denilen sarı metalin ona sağlayacağı zenginlik düşüyle kendinden geçip altına verilen şekli görmekten aciz kalırsa bir ahmaktan pek farkı olmayan okur da yazarın sunduğu imge hazinesiyle karşılaştığında durup etrafını incelemeyi düşünmez. Sadece alacağı edebi zevke kilitlenir.

Her şey böyle başlıyor

Nikolay Vasilyeviç Gogol’den söz ettiğimiz zaman Rus edebiyatının Puşkin ile birlikte bu işi yapma amacı olmasa da artık başka bir sıfat verilemeyen Kurucu Babası’nın edebi hakkının hayli yendiğini, daha doğrusu hazinenin en gözden kaçırılan parçası olduğunu söylemek cahil cesareti istemez. Buhranlar, sinir krizleri ve kendini yiyip bitiren ruhsal bunalımlarla geçen 42 yıllık yaşamından geriye birkaç öykü ve bir iki roman bırakabilmiş Gogol, dünya denilen yeryüzü cehenneminde kıymeti bilinmeyenler listesinin başına geçmeyi başarıyor. Galip sayılır bu yolda mağlup ifadesinin yenilgi öznesi Gogol, daha küçük yaşlardan itibaren hep oyuncu olmanın hayalini kurdu. Ne var ki katılmak istediği Petersburg tiyatro seçmesinde onu hayli yeteneksiz bulduklarında umut kırıklığını bir hayata küsme eylemine dönüştürmeyi seçmez. Çıtayı daha yukarıya çekip dönemin en vahşi kültürel savaşlarının yaşandığı edebiyata yönelir. Ki her şey de böyle başlar…

Edebiyat dediğimiz ve bugün büyük değerler atfettiğimiz yazın sanatı, yazarların dünyada kalıcılık kazığı kakmak için yaptıkları eylemlerin birikimi değildir. Bu, ancak bir dizi romantiğin yalan yanlış görüşü olabilir. Edebiyat, dini kitaplar dışındaki metinlerde de para kazanılabileceğin keşfeden yayıncıların okurlara sunduğu bir eğlence aracından başkası değildi. Ne var ki bu yazarak para kazanma hâli, bir süre sonra bilgi, kurgu ve biçim birikiminin derinleşmesinin ardından kendi entelektüel sınıfını yaratınca o günlerde (nitelikli olarak dile getirilmese de) şu anki ismiyle popüler metinler kendi aralarında bu ayrıcalıklı sınıf tarafından tasnif ediliyordu. Hele ki 19’uncu yüzyıl Rusya’sında bu entelektüel okuryazar kesimi hayli güçlü bir örgüte sahipti. Ve gün aşırı çeşitli derecelerden prenseslerin evlerinde verdiği davetlerin gündemi edebiyattı. O gün Petersburg ile Moskova’da hangi roman ve öykü yayınlanmışsa bu edebiyat entelektüelleri bir araya gelerek metni, yazarını ve üslubunu didik didik edip bu edebiyatçının ve eserinin varlığını sürdürüp sürdürmeyeceğine dair nihai kararı veriyorlardı. O günlerde okurun tercihi tabii ki önemliydi ama okuru yönlendiren edebiyat gazetelerinin ve dergilerinin hemen tüm sahiplerinin birlikte hareket etmeleri, her şeyin ötesinde bir var ve yok olma gücüne sahipti.

Eleştirilerden yılmıştı

Bu ortamda yani tam olarak 1820’li yıllarda Gogol adlı Ukrayna asıllı bir gencin yazdığı ve Rus edebiyatının o günkü en büyük Tanrısı Puşkin’in dergisinde yayınlanan "Burun" adlı öyküsü bir anda çok dikkat çekti. Ardından Gogol’den Bir Delinin Hatıra Defteri ve Müfettiş isimli yapıtları geldi. Hayli şakacı fakat alay ederken tam olarak da saygı sınırlarını geçip alay etmeyen farklı bir üsluba sahip bu gencin metinleri, klasik edebiyatın değiştirilmesine kesin kez karşı olan entelektüellerce önceleri görmezden gelindi. Gogol’ün yazma ısrarı sürünce onu Puşkin’i taklit etmekle suçlayıp, yazar devamını getirip yeni metinler yayınlayınca da onu yerin dibine sokan makaleler kaleme aldılar. Gıyabında balolarda ve toplantılarda ağza alınmayacak laflar ettiler. İftiradan sakınmadılar. Yalandan gocunmadılar. Aslında böyle davrananlar, kendi dümen suların girmeyip hayli isyankâr bir tavırla yenilikçi şekilde metinlerini yazan Gogol’e bir ders verip patronun kim olduğunu hatırlatmak istemişlerdi. Fakat sinirleri hayli zayıf olan Gogol, bu söylenenlerden fazlasıyla etkilendi ve bir süre elini eteğini yazma işlerinden çekti. Yıllar sonra edebiyat alemine döndüğünde ise yanında Ölü Canlar adlı romanı vardı. Ve iş o saatten sonra döndürülemez şekilde değişti.

Edebiyatla ilgilenen herkes az çok bilir ki yazmanın ilk kuralı çok okumaktır. Okumanın da doğal sonucu, bir ya da birkaç yazarı kendine örnek seçip onun üslup ile biçiminden etkilenmektir. Gogol, Ölü Canlar’ı yazdığında Rus edebiyatının radarına o güne kadar nüktedan üslup girmemişti. Üstüne üstlük, Gogol’un metni alaycı olduğu kadar karakter yaratma konusunda Çiçikov kadar diğer yazarlara meydan okuyan derinliğe de sahipti. Öte yandan Rus köylüsünün ve köylü entelektüellerin acınası durumunu da Fransız gerçekçiler kadar salt bir dikkatle ele alabiliyordu. Nasıl mı?

Bir karakter yaratmak

Gogol, ustası Puşkin’in olaylara duru bir gözle bakıp, roman gerçekliği oluştururken yaşam gerçekliğini olabildiğince muhafaza etme diskurunu benimsediğini Ölü Canlar ile ortaya koyar. Hatta bir süre ara verdiği edebiyata dönüşü, tamamen Rus edebiyat kuşakları arasında sağlam bir birbirinden el almaya yani kuşaklar arası bağ kurmaya dönük çabanın eseri sayılır. Ölü Canlar, ismiyle uyumlu bir roman: Çiçikov adlı bir memur eskisinin başına gelen birkaç felaketin ardından kendine bir çiftlik kurmak ve bunu bedavaya getirmek için Çarlık Rusya’sının yasal açıklarından faydalanma macerasını anlatır. O günlerin Rus toprak ağalarının hâkimiyeti altında bulunan köylerde yaşayan insanlar, bu Rus derebeylerin kölesi sayılıyordu. Dolayısıyla birer mal olan bu köylüler için soylular da devlete bir vergi ödemek zorundaydı. Bu vergi yükünü çok iyi bilen Çiçikov, Gogol’un romanında N. adlı ismi açıkça yazılmayan fakat hemen hemen tüm Rus kentlerinin ortak özelliklerini taşıyan şehrine gider. Yanında Selifhan adlı köylü kurnazı at arabasının şoförü ve Petruşka adlı temizliğe inanmayan aynı zamanda ağır kokusuyla meşhur uşağı bulunan Çiçikov, uzaklardan gelen soylu görmeye ve onunla hemencecik dost olmaya dünden hazır N. şehrinin yöneticileriyle tanışmaya koyulur. Vali, emniyet müdürü, savcı ve hâkim ile birkaç saat içinde ahbaplık kuran Çiçikov, onlardan civarın çiftlik sahiplerini ve mülklerini, yanlarındaki kölelerinin durumunu öğrenir. Bir hafta süren türlü ağırlanma, yeme içme ve kumar oynama sosyalleşme faaliyetlerinin ardından işe koyulan Çiçikov, cimri, budala, güvenilmez, içten pazarlıklı, kurnaz, saldırgan, dengesiz ve deli edercesine zavallı çiftlik sahiplerini tek tek ziyaret ederek her biriyle türlü pazarlıklara girişir. Hepsi çoktan ölüp gitmiş Can’larını yani kölelerini Çiçikov’a hediye eden, tek tek pazarlığa tutuşan, yaşayanlardan daha fazla para isteyen çiftlik sahipleriyle çeşitli maceralar yaşayan Çiçikov, ne toprak ağalarının ne de okurun anlayamadığı bu ölü canlar takıntısının sebebini kimseye açmadan yoluna devam eder. Sadece arada bir bu artık var olmayan insanları iradesi altına alarak kendisiyle evlenmek isteyen fakat hayli varlıklı olan bir kadını etkilemek ya da bir akrabasının takdirini kazanmayı arzuladığı şeklindeki yalanları sıralar. Gogol, ölü canlar peşindeki Çiçikov’u Rusya’nın vicdan girmemiş ıssız topraklarında bir çiftlikten ötekine koştururken 19. yüzyılda bu ülkenin feodal yapısını da gözler önüne serer. Üretimi ile gücünün tamamı bu çiftliklerin düzgün işlemesine bağlı olan Rusya’da, işin mutfağında yaşananların Petersburg ile Moskova gibi büyükşehirlerde görüldüğünden çok daha farklı olduğunu anlatır. Çünkü Çiçikov’un uğradığı tüm toprak ağaları ister erkek olsun isterse kadın, tamamen işlerini kişisel akıl sağlıkları ile vicdanlarına göre ayarlar. Ölü canları toplama derdiyle her girdiği kalıba göre şekil alan Çiçikov, bu çiftlikleri gezerken köylülerin aç, çıplak, yoksul ve insan yerine dahi konulmayan mahlukatlar olarak yaşamlarını sürdürdüklerine tanık olur. Gogol, Çiçikov üzerinden ölü canları toplatırken, beri yandan aslında yaşayanların da ölülerden farksız olduğunu hatta ölülerin adlarının yazılı olduğu bir mezara sahipken dirilerin ne sahipleri feodal beyler ne de onları koruyup kollamakla mükellef devlet tarafından hiçbir hakka sahip bulunmadığını ortaya koyar.

Rus köylüsünü gösterdi

Roman Çiçikov’un toprak sahipleriyle yaptığı bu amansız pazarlıklarla ilerlerken daha sonra güç bela yapılan anlaşmalarla birlikte iş satış aşamasına geldiğinde bu alışverişten hayli memnun baş karakterimiz parsayı toplayıp gitmenin derdine düşer. Ne var ki, otuzunu hayli geçmiş ve Rusya’nın genel yaşam şartlarına göre evlenmeyip karta kaçmış Çiçikov, on altı yaşında bir içim su Rus güzeli ile karşılaşınca Gogol, her türlü kötülüğü üzerinden anlattığı bir nevi İsa’nın Yahuda’sı gibi resmettiği Çiçikov’u ne âşık ne de cesur bir adam olarak yeniden rezil etmenin peşine düşer. Kızdan sadece hoşlanan fakat diğer insanlar gibi kıza dair hülyalara dalmayan Çiçikov’un adı valinin kızını kaçırmaya dönük gerçek olmayan bir komploya karışır. Esasında ortalığı bulandıran Nozdryev adlı biraz kaçık, biraz yalancı ve hayli görgüsüz bir toprak ağasıdır. Çünkü diğer çiftlik sahipleri ölü canlarını Çiçikov’a vermek için çeşitli pazarlıklar ya da komplimanlar yaparken Nozdryev ise bu ölü can tüccarına olmadık şartlar ileri sürüp onu canından bezdirdikten sonra üstüne bir de dövdürmeye kalkınca son bulan alışverişten duyduğu hıncı bir partide ortaya döker. Ve tüm N. şehri halkının çok sevdiği, üstüne üstlük 100 bin ruble değerinde Can satın alarak bir milyoner olduğuna inandıkları Çiçikov’un aslında ölü can peşindeki bir dolandırıcı olduğunu açıklar. Nozdryev karakteri, Gogol’un Ölü Canlar romanında Çiçikov’dan sonra yarattığı en canlı isim olarak ön plana çıkıyor. Çiçikov ne kadar içten pazarlıklı, duygusuz, yalancı, düzenbaz ve işbirlikçi ise Nozdryev ise Çiçikov’un anti-karakteridir.

Ölü Canlar gibi nitelikli ve derinlikli gerçek edebiyat ürünü metinlerde yazar başkarakterini yaratırken ona bir de başkarakteri ile uyumlu ama her an farklı davranabilecek (davranması şart değildir, hatta davranmasa daha iyi olur) bir anti-karakter de yaratır. İşte bu nedenle Çiçikov ne kadar namussuz ise ve hem devleti hem de çiftlik sahiplerini dolandırıyorsa Nozdryev ise başta Çiçikov ile birlik olmak isteyip sonra keyfi nedenlerle (bu anti-karakterlerin tipik özelliğidir) işten vazgeçen ve Çiçikov’un planını faş eden bir başka namussuzun teki.

Unutulmaması gereken şu ki etrafımızda ne kadar çok namussuz olması onları oldukları gibi yazınca roman gerçekliğine tam hâliyle aktarabilmemizi sağlamaz. O gerçeği bilen Gogol, Nozdryev karakterini ortaya çıkarabilmek için sayısız sayfa kaleme alır ve nüktedan bir üslupla gerçekçiliği birleştirerek ortaya Ölü Canlar’ı koyar.

Romanın bugünkü yazımıza konu özelliği ise başlangıçta yadırganıp kovulan Gogol’un Ölü Canlar ile beraber Rus edebiyat nehrinin yönünü değiştirme gücüne erişmesinden geliyor. Eğer bugün Ölü Canlar olmasaydı, biz Rus edebiyatında kendi halkını bolca eleştiren, entelektüeline, bürokrasisine ve yönetimine bunca eleştiride bulunan başta Dostoyevski metinleri olmak üzere diğer büyük sıra dağ dizilerini göremeyecektik. Gogol, bir edebiyat eleştirisi paratoneri gibi tüm elektriği üzerine aldıktan sonra onu topraklamayı da başardı. Ölü Canlar, Gogol’un üslubunun özelliği olan iğneleyici şakacı-alaycı-nüktedan-gerçekçi bir bileşimden ibaret olduğu için büyüktür. Aynı zamanda elimizde tek cilt olan fakat tarihe göre diğer cildi bitirildikten sonra yine bir histeri krizine giren Gogol tarafından imha edilen Ölü Canlar, Rus edebiyatında Puşkin ile Dostoyevski-Tolstoy arasındaki zincirin halkası, bağı ve ilintisi olması bakımından hayli önemlidir. Eğer Gogol roman yazmasa ve Ölü Canlar’ı ortaya koymasaydı, romanda da sıkça söz edildiği gibi kendi dilleri yerine Fransızca ve İngilizceye daha hâkim olmayı entelektüel birikim sayan Rus edebiyat kanonu, Puşkin sonrası edebiyatın yönünü Avrupa’ya doğru çevirebilir, biz bugün Suç ve Ceza ile Anna Karenina’dan habersiz olabilirdik. Ne var ki tiyatrocu olmak isteyip yapılmamış bir yazarın nüktedanlığı eleştirisine şurup yaptığı bir üslupla yazdığı metinler, bugün Rus edebiyatı binasının harcını oluşturuyor.

Edebiyatta kuşaklar arası bağ

Metinlerde böyle ifadeler kullanmam pek; alt metinlerde okurun görmesini isterim ama eğer bizde de Gogol gibi Türk edebiyatının kendi kuşakları arasında bağ kuran, onlara atıf yapan metinler yazılmamaya devam edilip de Anglosakson ya da Latin Amerika’ya benzemek için romanlar var edilmeyi sürdürülürse yarınki kuşaklar Sait Faik’in derinliğinden, Tanpınar’ın yaratıcılığından, Yaşar Kemal’in lirizminden haberdar olamayacaklar. Daha doğrusu onları tam olarak anlayamayacaklar. Yeri gelmişken, Dostoyevski bir konuşmasında "Hepimiz Gogol’un 'Palto’sundan (aynı adlı öyküsü) çıktık" demişti. Şimdi o Palto’dan dünya edebiyatı çıktı. Herkesin çıktığı-geldiği yeri iyi bilmesi, kendi menzilini seçmesi açısından faydalı olabilir. Öteki türlü… O da ayrı bir hikâye…

YORUMLAR

Starman 1

Tarafınıza gönderilen yazıya olumlu veya olumsuz hiçbir dönüş yapmayıp bir hafta sonra bu yazıya kısmen benzer bir yazı yayımlamanız sizce etik mi?

12 Mayıs 2021

Starman 1

Tarafınıza gönderilen yazıya olumlu veya olumsuz hiçbir dönüş yapmayıp bir hafta sonra bu yazıya kısmen benzer bir yazı yayımlamanız sizce etik mi?

12 Mayıs 2021

Öne Çıkanlar

İngiltere’de Yaratıcı Endüstrileri Hed..Adam Behr
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Huriye Tibet

26 Ocak 2025

Bir Umut

Uyuşan sol ayağını hafifçe kaldırdı. Aynı ana denk gelen frenle sendeledi ama düşmedi. Yanındakine abandı sadece. Zaten hiç kimse düşmemişti. Birbirine omuz atmıştı herkes. Kanıksanmış birkaç homurtu duyuldu o kadar.  Gençler tek elleriyle telefonlarına bakmaya devam ediyor, diğerleri boş gö..

Devamı..

Mama

E. T. Özkurt

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024