Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Haziran 2025

Edebiyat

“Zamanı Geriye Doğru Akıtmak”

İbrahim Sarıkaya

Paylaş

0

0


Yalın bir dili var Öndeş’in. Diyaloglar, araya dolgu malzemesi gerektirmeden birbirini tamamlıyor ve akıyor. 

Sömürgeci geçmişi, iç savaşları, katliamları, faili meçhulleri ile bu toprakların ‘geçmiş’i, ‘bugüne’ dair her anlatının iskeleti, hiç değilse bir alt akıntısı olarak politik tartışmaya dahildir. Bu açıdan, anlatı söz konusu olduğunda, politik olanın –yani geçmişi bugünün sorunlarının gergefinde işlemenin– kimi zaman hakkında susularak da olsa her daim hesaba katılması gerekliliği bu açıdan sadece estetik bir kaygı değil, bir mecburiyet noktasıdır. Geçmiş, kimi zaman biz istemesek de odadaki pinpon topunun gidip gidip çarptığı bir rakettir. O raketi tutan bir el artık (ya da hiç) olmasa da…

Son Defile1 Ender Öndeş’in Ben Feride Bu Benim Sesim'den2 sonra bu yıl çıkan ikinci romanı. Roman, bizi hafıza, deneyim, ağzını henüz bağlamadığımız torbasından çıkıp bugüne musallat olan anılar dünyasının tortuları hakkında tartışmaya sürükleyen güçlü bir metin. 12 Eylül gibi büyük bir bastırma ve unutturma harekâtını kurucu olay olarak alan; ilişkileri, mücadele örgütü, kendilerini var etme biçimleri dağılmış Yedikuleli Sebo ve kuru götlü Arnavut İsrafil üzerinden ‘zamanı geriye doğru akıtma’3 girişimi. 

“İstinat Boşluğu”

Yıl 1979. Lübnan’da, bir örgütün kampındayız. Sebahattin (kod adı Cevahir) ve İsrafil (kod adı Muhlis), Kemal Arkadaş’tan silah eğitimi alıyorlar. Kemal onlara, kurşunu sıkmadan önce tetikte alınması gereken boşluğu anlatıyor. Aslında daha doğru ifade, Sebo kampı, istinat boşluğu üzerinden hatırlıyor. Tetiği çekmek düzenden kopmaksa, ‘istinat boşluğu’ da o kopuşun eşiğidir. Sebo kampı, bu eşiğin, bu tereddüt anı üzerinden hatırlıyor.

Roman, döngüsel bir zaman anlayışıyla örülü. Darbeden yıllar sonra artık Sebo’nun yaşlılığındayız. İki çocuğu, torunları var. Yanında kaldığı, ondan nefret eden oğlunun evinden ayrılıp, huzurevine yerleşiyor. Ve bir gün elde silah ortadan kayboluyor. Kızı Selda, Sebo’nun yoldaşı İsrafil’e ulaşıyor ve Sebo’nun geçmişiyle bugün arasında bağlantılarla yol almaya başlıyoruz. 

Bu ana akış, Sebo’nun 10 parmağına ve iki bileğine bağladığı, 12 ana renk ipliğin bölüm adı olduğu kısımlarla kesiliyor. Her rengin bir izi var ama hiçbir renk tümüyle egemen değil; karışım ne berrak beyaz ne mutlak siyah, tıpkı Sebo’nun belleği gibi. Sebo’nun anımsamaları, anlatının doğrusal akışını bölmekle kalmıyor; okuru geçmiş ve şimdi arasında sarsıcı bir salınıma sokuyor. Bu sarkaç hareketi, travmanın, ‘veda edilemeyen geçmiş’4 zihinde bıraktığı izlerin yakıcı etkisini temsil ediyor. 

M. Ender Öndeş’in niyeti açık, bizi şu sorulara davet ediyor: 12 Eylül’ün yıkımını, hem de örgüt kampından döndükten sekiz ay sonra, yaşamını saran tüm ilişkilerde, örgütünde, bedeninde yaşamış bir devrimci veda edemediği anı tortularıyla, örgütüyle, zamanıyla ezcümle kendisiyle nasıl hesaplaşır? Bu hesaplaşmayı içinde bir ur gibi yıllarca taşıdıktan sonra, onu sağaltmaya, hem de yaşamının son demlerinde karar verirse, bir çıkış bulabilir mi? Yaşamının onu getirip bıraktığı istinat boşluğu nedir, o boşluğu alabilecek şekilde eli tetiğe uzanacak mıdır? Geçmişte düzene savaş açıp hala teslim olmamaya gayret eden ama örgütüyle birlikte içinde devindikleri anlam dünyasını da kaybedenler, bugün düzenin yarattığı zihinsel, bedensel ve duygusal tahrifata son bir “şık” cevap vererek, bugüne musallat olan anıların torbasının ağzını bağlayabilir mi?

Wittgenstein, bir çok sanatsal incelemeye konu olan bir değerlendirmesinde, bir ipin gücünün onu oluşturan liflerin tek başına değil, birbirine dolanma biçimleriyle ortaya çıktığını söyler. “İpin sağlamlığı da tek bir lifin bütün ip boyunca sürüp gitmesinden değil, pek çok lifin üst üste binmesinden kaynaklanır.”5 İpin bütünü için hiçbir lif diğerlerinden daha önemli değildir. Son Defile tam da bu önerme üzerine kuruludur: Sebahattin’in hayatını tek bir çizgide izleyemeyiz, çünkü hayatı boyunca bir bütün olarak süren tek bir “lif” yoktur. Onun hikâyesi, kimi zaman Lübnan’daki kampta, kimi zaman bir apartman penceresinin pervazına gömülen silahın yanındadır; çocuklukta Atatürk resmini düşürdüğü için dayak yediği anla, işkence altında Nilüfer’le aynı battaniyeyi paylaştığı gece arasında örülür. Bu geçmiş parçaları, zamansal bir çizgi değil, hayat ipini (devrimciliğini?) oluşturan üst üste gelen lifler gibi, iç içe geçen travmalarla, yoldaşlıklarla, ihanete uğramış umutlarla birbirine bağlanır. 

12 Eylül bütünü, Sebo’nun deneyimlediği devrimci süreci dağıtmıştır. Sebo “Bütün dağılır çünkü. Dağılabilir. Dağılıyor da zaten. Umurumda değil, dağılsın. Zaman kayar. Kaysın…”6 derken melankolinin arafından sıyrılıp, kurban rolünden koptuğu anı imler. Devam eder: “…Parçalar! Asıl önemli olan onlar. Parçaları yok etmeye kimin, neyin gücü yetebilir ki? Onlar hep vardır, dokunabilirsin onlara, şekillerini ezberleyebilirsin, ipliklerle birbirine bağlayabilirsin…”7 Artık yok edilemeyen bir “parça”dır o. Dağılmış bütünün kurban olmayı reddeden “parça”sı. Şimdi ona düşen, kendi hafızasını bugüne umutsuzluk kaynağı olmaktan kurtarmak ve egemenlerin zamanına bir tehdide dönüştürmektir. Ve İsrafil’in sözleriyle, Sebo “Son bir gayretle ‘şık bir hareket’8 için sahneye çıkar. 

 “Ürküntülü Bir Sessizlik”

Son Defile Sebo’nun ve İsrafil’in olduğu kadar, Nilüfer’in de romanı. Nilüfer ve annesi üzerinden bu topraklarda kadınların sesinin kısılmasına yönelik kıyıcılığın tarihinde gezinebiliyoruz. Asker baba, Kürt anne. Nilüfer’in ağzından dökülen, “benim annem dilsizdi biliyor musun?”9 sorusu. Sadece Kürtçe’yi yasaklayan faşist zihniyete bir gönderme değil bu. Babanın eve gelme saatinin yaklaştığında annenin gözünün kapıya kayması ve onun “ürküntülü bir sessizliğe”10 gömülmesinin de ifadesi. 

Ve sonra, o ürküntülü sessizliği yırtan (belki de yırtmak için yaşayan) Nilüfer gibi bir devrimci kadın kadronun da örgüt içinde erkeklerle eşit şekilde var olabilmek için çabalaması. Lübnan’a eğitim kampına gidecek erkek yoldaşlarının “onu korumak istemesi”ne11 karşı sorduğu tek bir soru, Nilüfer’in çabasının özeti: “sizin de gideceğiniz yoldan benim de gitmemin ne mahzuru var?”12

Bütün bunlardan sonra, romanın Nilüfer’i koyduğu yerin, iki erkeğin ‘gözbebeği’13 olması ise açık bir tökezleme. Nilüfer ile Sebo birlikte işkence görüyor. Nilüfer eve kapanıyor. Biz bunları –ne yazık ki– ona âşık Sebo ve ona aşkını sezdiğimiz İsrafil’in gözünden okuyoruz. Nilüfer’in gördüğü işkence, kendini kapattığı ev hatta ölümü bize erkeklerin kelimelerinden kırılarak yansıyor. Erkekler mezarı başında çamurlar içinde kavgaya tutuşuyor. Bir erkek diğer erkeğin Nilüfer’e evlenme teklif etmediği için ‘korkak pezevenk’14 olduğunu düşünüyor. Elde kalan Nilüfer’e dair erkeklerin düşünceleri dışında, Nilüfer’in “ürküntülü bir sessizliği” oluyor. 

Bir 12 Eylül Romanı

Yalın bir dili var Öndeş’in. Diyaloglar, araya dolgu malzemesi gerektirmeden birbirini tamamlıyor ve akıyor. Romanıyla ilgili Yeni Yaşam’da verdiği röportajda bunu şöyle ifade ediyor Öndeş: “Haşa huzurdan bir Yaşar Kemal değilim ben, mekân anlatımları, iç konuşmalar filan çok azdır yazdıklarımda. Karakterler kendilerini, nasıl insanlar olduklarını diyaloglar ve aksiyon içerisinde ortaya koysunlar istiyorum.”15 Gerçi romanda tam 12 bölümde Sebo’nun iç sesini yoğun bir şekilde okuyoruz ancak bu iç sesler okumayı zorlaştıran bir teklemeye sebep olmuyor. Elimizde, devrimcilerin bütün çelişkilerini, açmazlarını ve hatalarını dürüstçe sergileyen; ama bütün bunlara sahip çıkan, asla kendine yazıklanmayan, tam da bu nedenle ‘şık’ olan- bir içeriden anlatı var. 

Bu dile ve Öndeş’in tercih ettiği biçime değinmemin nedeni, A. Ömer Türkeş’in 12 Eylül Romanları’na dair eski (ama bizce güncel) bir değerlendirmesiyle ilintili. Türkeş şu tespiti yapıyor: “12 Eylül sonrasında yazılmış romanların sayısı -Türk romanında diğer önemli tarihsel/toplumsal olaylarla kıyaslandığında- hiç de az değil. Ancak edebiyatta derin izler bırakacak, hiç değilse belleklerde yer edecek bir “12 Eylül Romanı” külliyatından söz etmek zor. Bunun nedenleri, darbenin muhaliflik duygusunu zihinlerden söküp atmasında ve ’80’lerin kültürel ikliminde solun değer ve kavramlarının dışlanmasında aranabilir. Hâlâ muhalif kalan, meseleye de sosyalist bir dünya görüşüyle yaklaşanların yazdıkları ise edebi açıdan doyurucu olmamıştır.”16 Elimizde, kendi yaşamı, örgütlü geçmişi, tanıklıkları ile edebi olanı gölgeleyerek estetik kaygısı az bir belgesel metin üretme tehlikesinden yalın diliyle sakince sıyrılan, bir 12 Eylül Romanı var: ne muhafazakâr bir savunu ne de teslimiyetçi bir karikatürleştirme.

Eğer bir gün başlı başına bir 12 Eylül Romanı külliyatından bahsetmeye başlayacaksak, şimdiden Son Defile’nin bu külliyatta yerini alabileceğini söyleyebiliriz.

[1] M.Ender Öndeş, Son Defile, Dipnot Yayınları, Ankara, 2025. 

[2] M. Ender Öndeş, Ben Feride Bu Benim Sesim, Dipnot Yayınları, Ankara, 2023.

[3] Son Defile, s.128. 

[4] Melike Işık Durmaz, ’78 Kuşağı Bir Hafıza Topluluğu, İletişim Yayınları, İstanbul, 2024, s.14.

[5] Ludwig Wittgenstein, Felsefi Soruşturmalar, çev: Haluk Barışcan, Metis Yayınları, İstanbul, 2023, s.52. 

[6] Son Defile, s.16.

[7] s.17.

[8] s.128.

[9] s.75. 

[10] s.76.

[11] s.88.

[12] s.89

[13] s.103.

[14] s.105.

[15] M. Ender Öndeş, Katmanlı bir hesaplaşma: Son Defile, röp. Ahmet Güneş, 5.05.2025, https://yeniyasamgazetesi9.com/katmanli-bir-hesaplasma-son-defile/ 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2021'in ‘En İyi Tarihi Fotoğraf Ödülle..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İbrahim Sarıkaya

7 Haziran 2025

“Zamanı Geriye Doğru Akıtmak”

Yalın bir dili var Öndeş’in. Diyaloglar, araya dolgu malzemesi gerektirmeden birbirini tamamlıyor ve akıyor. Sömürgeci geçmişi, iç savaşları, katliamları, faili meçhulleri ile bu toprakların ‘geçmiş’i, ‘bugüne’ dair her anlatının iskeleti, hiç değilse bir alt akıntısı ol..

Devamı..

Sebastião Salgado: Görsel Antropolojid..

Nedim Dertli

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024