Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının ilk kadın polisiye yazarlarından Zuhal Kuyaş’ın 14 Temmuz-21 Ekim 1949 tarihleri arasında En Son Dakika gazetesinde tefrika edilen Kraliçenin Şamdanları adlı polisiyesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Cumhuriyet’e kadar uzanan kapsamlı bir tarihi zemin üzerine kurulmuştur. 1923 doğumlu olan Kuyaş, Cumhuriyet’in ilk yıllarına tanıklık etmiş, 1939’da başlayan ve 1945 yılına kadar sürecek İkinci Dünya Savaşı’nın da tanıklarından biridir. Romanını da bu birtakım gelişmeler üzerinden şekillendirir.
“Anadolu'da olup bitenlere bakılırsa memlekette mühim değişiklikler olması yakındır. Bunu göremeyeceğimize üzülüyorum. Fakat sizlerin görmeniz de bir talihtir. Bu büyük zaferlerden sonra padişahları burada tutmayacaklarını sanıyorum. Bu o şanlı cedlerin torunları için pek acı, fakat millet için çok hayırlı olacaktır.”1
Öyle ki Kraliçenin Şamdanları’nda, 1922 senesinin eylül ayında Murat Köseoğlu ile babasının arasında geçen bu konuşma Cumhuriyet’in ilanından yaklaşık bir sene önce yapılmıştır. Yine Murat Köseoğlu, II. Dünya Savaşı’ndaki tutumunu şöyle ifade eder: “Harbin başından beri Anglo Sakson taraftarı olduğumu bilirsin.”2 Kraliçenin Şamdanları bu bakımdan yaklaşık 1861’li yıllardan 1960’lı yıllara kadar ki yüzyıllık tarihî bir arka planda geçer.
Sultan Aziz ile Fransa İmparatoriçesi Eugenie’in arasındaki saklı aşk ve Sultan Aziz’in ölümünün ardındaki muamma, Zuhal Kuyaş tarafından Eugenie’nin Sultan Aziz’e hediye ettiği kayıp şamdanlarla pekiştirilir. Kuyaş, Orhan ve Lerzan üzerinden şekillendirdiği polisiyesinin tarihî arka planında Sultan Aziz ile Eugenie ilişkisini işlerken Türkiye Fransa arasındaki diplomatik ilişkilere de ayna tutar. Bu ilişkilerin ortak noktası ise kayıp şamdanlardır.
Sultan Aziz döneminde saraya verilen ve sultanın yakın çevresinde yer edinen baba, 1922 senesinin bir eylül akşamında oğlu Murat Köseoğlu ile bir araya gelir. Baba, Sultan Aziz’e hediye edilen şamdanları Murat’ın almasını ve saklanmasını vasiyet eder. Murat Köseoğlu’nun da kendisine vasiyet edilen şamdanları bulmasıyla kendi ve aile yaşamında birtakım gelişmeler meydana gelir.
Bir kış mevsimi gecesinde İstanbul’da geçen roman, üçüncü katında Murat Köseoğlu ve ablası Suat Hanım’ın kaldığı, ikinci katında Murat Bey’in kızı Lerzan’ın ve birinci katında uşak ve hizmetçilerin yaşadığı üç katlı evin tasviri ile başlar. Henüz uyumamış olan Murat Köseoğlu acıktığı için birinci kattaki mutfağa inmek isterken ikinci katta bir ses işitir ve odasına geri dönüp dolabının üzerindeki silahı alarak sesin geldiği yere ilerler. Hırsızla karşı karşıya gelen Murat Köseoğlu, onunla Fransızca konuşur. Hırsızın elindeki bıçağı gören Murat tabancasını ateşler, hırsızı öldürür ancak hırsızın son bir hamleyle fırlatmış olduğu bıçak da kendisinin kalbine saplanır. Ölmeden önce kızı Lerzan’a söylediği sözler şamdanlar için bir ipucu niteliğindedir. Buna rağmen Murat Köseoğlu’nun ölümü ile birtakım sorularda cevapsız kalır. "Hayır... Hayır... Ölüyorum... Güneş... Billur... Ah... Yavrum."3
Murat Bey neden hırsızla hiçbir münakaşaya girmeden onunla Fransızca konuşmuştu? Ölmeden önce Lerzan’a neden bu son sözleri söylemişti? Murat Köseoğlu’nu Alman, İngiliz ve Fransızlarla karşı karşıya getiren şamdanların ne gibi bir önemi olabilirdi?
Köseoğlu’nun tanınır biri olması, bu şaibeli ölümünün yalnızca ailesi tarafından araştırılmasının ötesine geçer. Birçok gazete muhabiri de bu şaibeli ölümün sebeplerinin peşine düşer. Zuhal Kuyaş’ın dedektif olarak karşımıza çıkardığı gazete muhabiri Orhan Gençoğlu, Murat Köseoğlu’nun ölümü üzerine araştırmalar yaparken bir anda kendisini şamdanların ardından ki gizemi araştırırken bulur. Evin uşağı ve Suat Hanım’ın itirafları ile daha da karmaşık bir hüviyete bürünen roman, kendi içerisinde de birtakım entrikalar barındırır. Murat Bey’in, kızı Lerzan’dan sakladığı sırlar, mektuplar ile anlatı âdeta daha girift bir hâl alır.
Zuhal Kuyaş’ın kayıp obje ve nesneler etrafında şekillendirdiği polisiye örgüsünde, katilden ziyade şamdanların ardındaki gizemin çözülmesi bütün parçaları yerine oturtacaktır. Böylelikle kayıp şamdanlar, kayıp mektup ve çözülmesi gereken şifrelerle Zuhal Kuyaş bir gizem polisiyesi meydana getirir.
Arşivde tefrika olarak kalan Kraliçenin Şamdanları, bu yılın temmuz ayında Sanat Kritik Yayınları’nın öncülüğünde okur ile buluştu. Zuhal Kuyaş, edebiyat tarihlerinde kendisine yer bulamamış, kadri bilinmemiş önemli kadın yazarlarımızdan biridir. Bu vesileyle bizi Zuhal Kuyaş polisiyesi ile buluşturan Sanat Kritik Yayınlarına teşekkür ederiz.
1 Kuyaş, Z. (2024) Kraliçenin Şamdanları. Sanat Kritik Yayınları. s.64.
2 Age., s.72
3 Age., s.15






