Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Mart 2017

Öykü

İlhan Durusel • Petrarca’nın Bir Sonesine İki Farklı Bakış

İlhan Durusel

Paylaş

16

0


Sol elimle arkamdan dolanıp sağ omzuma yakın kürekkemiğime değiyorum. Başka biri! Başka biri! Başka birini andırıyor omzuma elim. Elimde omzum başkasının organı sanki. Parmağım benim değil ama omzum benimmiş gibi, diyorum sonra da. Öyle hissediyorum, daha doğrusu öyle geliyor bana. Petrarca’nın sonelerine bakıyorum sonra. Bir gözümü kapayıp okuyorum birini baştan sona (mengene ve buzla ilgili olanı, kafiye şeması abba, abba, baba’ya benzeyen, konusu aşk, anafikri ayrılık olan, yarı yolda kendini dilenci olduğuna inandırıp son dizede muammanın cevabını verdiği ve sağlık tanrısı makamına yükseldiği sone). Gölge ve tozla ilgili olan değil ama. Asla.

Sonra öbür gözümü kapatıp sondan başa okuyorum bu muhteşem manzumeyi. Şiirin formu gelmiş şaire önce, bu çok açık belli oluyor; sonra kafiyeler sırayla birer birer; şair en sonunda içini doldurmuş şiirin. Şiir formuna, ölçüye aşırı derecede bağlı bir şiir bu; Petrarca okumuş olanların ânında tanıyacağı o meşhur sone. Hani o kafiye için gelinlik bir tazeyi kart bir köylüye benzetip hıçkıra hıçkıra (usta bir aliterasyonla tabii) ağlattığı ama o gözyaşlarından damla damla devşirdiği grejuva alevleriyle bir meşale ateşleyip kızın acemi eline tutuşturduğu, sonra kıza o ateşle köyü kundaklatıp karşısında saç tarattığı sone. Sonra o kaba, ruhsuz devanası-devkarısını kuyu başında elini yüzünü yıkadıktan sonra suyun tılsımıyla nazlı bir geline dönüştürdüğü sone. Kadının güzelliği öyle bir soyluluk kazanıyor ki şiirin sonuna doğru, Petrarca onun ancak kölesi, kapısında kul, ahırında Dadaruh olabileceğini biliyor ve sezdiriyor okura. Hâlâ bir umut var, belki birleşirler, kız, Petrarca’nın aşkını görür ve karşılık verir belki diye heyecanlandığımız anda da bile bile bitiriyor şiiri öyle umutsuz, ama hazdan ağzı, çenesi salyalı – hemen gusülhaneye günah çıkarmaya koşuyor.

Kof değil belki ama vasat bir şiir gibi bu noktada sone. Kelime avcısı birinin banal sayıklamaları sanki. Kendinin avcısı diyor methiyeye benzer son dörtlüğünde şiirin. Bir kadını anlatıyor genelde bu şiir, onu ne kadar sevdiğini, bir kadının nasıl sevilmesi gerektiğini. Aşkın ona ve çevresindekilere neler ettiğini. Âşığın (şairin?) onu nasıl ölesiye (öldüresiye?) sevdiğini. Dağlarda, kırlarda adını sayıkladığını. Adını söylemiyor bize kadının ama. Ela gözlü nazlı dilber, o kadar. Elif, İsmikan Sultan, Aslı falan demiyor. O tanıma uyan yüz tane kadın var herhalde onun yaşadığı yerlerde. Sonra kokusunu tanımlıyor: akasya çiçeği! Lavanta, karanfil, fulya, çilek, nergis değil de bildiğimiz akasya. Zambak, kereviz, yeşil soğan dese daha makbul sanki! Yok ama ille de akasya... Böyle daha başka seyler de var ama kadından, ona olan aşkından, kadının amansız kokusundan çok şiirin şiirselliği ve formu daha önemli hale geliyor şiir ilerledikçe. Şair bunu anlamamızı istiyor. Kelime oyunlarıyla, anlam sanatlarıyla bize şairliğini kanıtlarken, şiirin konusunun önemsizliğini sezdiriyor. İşte tam burda, bu dizede kadın, şiirdeki aşkın yanında küçüldükce küçülüyor, avuç içine sığacak bir biblo kadar oluyor. Aşk, bir duygu olarak şiir sanatının hizmetine veriliyor bu dizede. Şiir olmasa aşkın bir anlamı, bir işlevi kalmıyor, anlamı gizli buradaki şiir sanatında. Sadece aşk değil âşıklar, onların insan olarak gövdeleri, organları... bize birçok meseleyi çözmede yardımcı olan gözlerimiz, ellerimiz, omuzlarımız da şiirin emrinde. İyi ki yerli yerinde kullanmayı biliyoruz o organlarımızı. Bir kere alıştığımızdan farklı kullansak nelere yol açıyorlar, gördük. Petrarca’nın şiir sanatı, bizim dışa uzanan organlarımız, sıradan tarım aletleri, günlük hayata ait önemsiz kelimeler sayesinde şiirsellik kazanıyor, şiir sanatına layık hale geliyor. Bir taraftan bakınca göl, öbür taraftan gölge bir şiir oluyor bu metin. En başta söylememiz gereken şeyi şimdi söyleyelim: Kanıtlamak güç ama Petrarca bu şiiri bizden çevirmiş belli. Bu şiir Petrarca için yazılmış sanki. Gururla söylemek gerekirse, bu şiiri Petrarca için yazmışız, belli. (Petrarca’dan bir dize: Etrüsklü şamanların ellerindeki ikiz alevler gibi, biri Roma aslanı, birinin adı... Petrarca’nın mezar taşı olan ama adı olmayan kedisi.)

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Gregory Jusdanis: “Edebiyat propaganda..Oğuz Tecimen
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çağnam Erkmen

12 Temmuz 2025

Polisiye Roman Yazmak Halat Örmeye Ben..

“Klasik roman dilinin diyalog mirası, polisiye romana devredilmiş gibi görünüyor.Elçin Poyrazlar diyalog yazma üstadı. Romandaki karakterlerinin her birinin kendine özgü dili, küfrü, cümle kuruş tarzlarındaki ayrım profesyonelce”Halat nasıl yapılır?Uzunluğu..

Devamı..

Yaz Mevsimi Kalın Bir Kitap Okumak İçi..

James Folta

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024