Şiirleriyle kendisine aşina olduğumuz Ahmet Güneş, ilk romanı Viski Ring’de, elma armut demeden önüne geleni haksız bir biçimde içeri tıkan, hak, hukuk, adalet tanımayan sisteme ve bürokrasiye, bol hiciv ve muziplikle ama en çok da bir şişe viskiyle kafa tutuyor.
“Adalet Bakanlığı, 36 yeni cezaevi daha yapacak. Böylece Türkiye’deki toplam cezaevi sayısı 419’a çıkacak. Yeni cezaevlerine 8 milyar 713 milyon 944 bin lira harcanacak.” Bu haber 18 Ocak 2022’de Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmış. Burada “Neden?” sorusunu sormak gerekiyor sanırım. Adliden siyasisine suçun dünyada ‘kafaya’ oynamayı bırakıp çoktan liderliği kaptığı Türkiye, suçun önüne geçmek, suçu önlemek yerine gelecekte nasıl bir toplum tahayyül ediyor ki otuz altı cezaevi daha yaptırıyor? Hukuksuzluğun, adaletsizliğin paçalarından akan devletimiz için ‘suçlu bulmak’ bu kadar kolay demek oluyor ki paçayı erkenden sıvıyor. Bir de işin başka bir boyutu daha var: Kaç kere AYM’den, AİHM’den geri dönmüş mahkeme kararları olmasına rağmen içeride haksız yere yatanlar. Ya da ‘yatırılanlar’ diyelim. Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekin’in oynadığı 2005 yapımı Pardon filmi ne güzel bir örnektir bu *ok yoluna gitmeyle ilgili… Daha çok şiirleriyle tanıdığımız Ahmet Güneş de Holden Kitap etiketiyle yayınlanan Viski Ring adlı ilk romanında, tam olarak bu *ok yoluna gitmeyi hiciv ve muzip bir dille anlatıyor.
Kitabın kahramanı Zekai Ahmet Güngör –nüfus memurunun azizliğine uğradığı için Zahmet Güngör olarak anacağız onu- üniversite yıllarında katıldığı bazı eylemler yüzünden bir süre tutuklu kalıp sonra serbest bırakılmış. Bizde sayısız örneği olan, ‘birilerine’ tutukluluk halinin az gelip biraz daha ‘yatması’ tekrar gündeme gelmiş Zahmet’in. Ama Zahmet bu sefer “Yatmayacağım” diyerek ülkeden kaçıp politik mülteci olarak Erbil’e sığınmış. Burada geçirdiği 6 ayın sonunda Zahmet’e avukatı tarafından bir telefon geliyor ve avukat Zahmet’in hakkındaki tüm suçlamaların bir şekilde düştüğünü, artık yurda dönebileceğini söylüyor. Kitabın esas mevzusu da bundan sonra başlıyor. Zahmet hemen evdekileri durumdan haber ediyor. Üç beş parçadan oluşan bavulunu alkol ve sigaranın ekmek kadar ucuz olduğu Erbil’de içki ve sigarayla doldurup ilk otobüsle dönüş yoluna düşüyor Zahmet. İçkilerden biri önemli. Babasının ondan istediği bir litrelik ‘CekDenıs’. Zahmet, bu ‘CekDenıs’ın yolculuğu boyunca başına gelecek olayların direniş simgesi olacağından habersiz kendini Habur Sınır kapısında buluyor. Sınırdaki görevliler otobüsteki rutin kontrolleri yaparken sıra Zahmet’e geldiğinde bir yamukluk olduğunu anlıyor. Memurlar her ne kadar “Arada olur böyle şeyler” dese de Zahmet avukatının kendisine yalan söylediğini, hakkında yakalama kararı olduğunu anlıyor. Bundan sonra ise Zahmet kendini bambaşka bir yolculuğun içinde buluyor. Ama bu kez otobüsle değil polis arabası eşliğinde…
Zahmet ilk olarak Silopi’ye getiriliyor ve karşısına çıktığı savcı, Zahmet’in özel mülkiyeti ihlal, başkalarının malına zarar vermek gibi alakasız suçlardan 1 yıl 10 ay 18 gün yatarı olduğunu söylüyor. İşlemler hızlıca başlatılıyor ve Zahmet Midyat Cezaevi’ne naklediliyor. Buradaki kısa ‘ziyareti’ ‘makbul’ bulunmuş olunacak ki, Zahmet, Midyat’tan sonra ya onu götürecek ring olmadığı ya da gideceği bir sonraki cezaevinde yer kalmadığı için Diyarbakır, Elazığ, Muş, Erzurum cezaevlerinde ‘misafir’ ediliyor. Gördüğü demir parmaklıklar ardında ‘yoldaş’larla ahbap oluyor, adı klozet olan yere kazılmış çukurlara içini boşaltıyor, hatta yeri geliyor delilerle bile aynı koğuşta kalıyor. Gittiği her yerde karşısında çıkan ‘işini bilen memurlar’a kafa tutuyor. Ama en çok da babasına aldığı ‘CekDenıs’a gözü gibi bakıyor. Çünkü o ‘işini bilen memurlar’ın, dosyaları okumadan “Gönder, gelsin” diye attıkları imzalar, viskinin Zahmet’in ‘zimmetli malı’ olduğunun kanıtı. Zahmet de cezaevi kurallarına ve hukuka şerbetli olduğu için onu asla bırakmıyor. Artık ‘CekDenıs’, Zahmet’in adaletsizliğe, hukuksuzluğa, bürokrasiye karşı gösterdiği direnişin sembolü haline geliyor.
Ahmet Güneş, bir ilk romanı olmasına rağmen hikâyenin kurgusu, karakterleri, en çok da bir hayli hâkim olduğu sokak dilinin tüm nimetlerinden faydalanıyor Viski Ring’de. Elma armut demeden herkesi içeri tıkan, susturan, hak, özgürlük tanımayan sisteme bir şişe viskiyle en ‘makaralı’ ve hicivli haliyle kafa tutan yazarın bu cesur kitabı kendi tarzıyla yaklaşmakta olan bir romancının da ayak sesi olarak hissediliyor.






