Strout bu romanıyla 2009 yılında Pulitzer Edebiyat Ödülü'nü aldı ve eseri Pulitzer jürisi tarafından "birikerek büyüyen duygusal bir darbeye sahip" olarak değerlendirildi. Gerçekten de öyle. Maurice Ravel'in meşhur bestesi Boléro gibi bu roman da ilerledikçe şiddetleniyor adeta.
Edebiyat dünyasında ilk eserini genç yaşta yayımlamak büyük ilgi kaynağıdır. Dünya genelinde önemli bulunan bu mevzu bazı çok bilinen yazarlar içinse geçerli değildir. Örneğin Ursula K. Le Guin ilk kitabını bastırabildiğinde 37 yaşındaydı. J.R.R. Tolkien 45, Raymond Chandler 51... Elizabeth Strout ise ilk romanı Amy and Isabelle'i yazdığında 42 yaşındaydı. Ardından gelen Abide with Me ile de oldukça ilgi gördü. Yazara asıl ününü kazandıran ise yıllar önce Türkçede Kül Mevsimi olarak yayımlanan Olive Kitteridge oldu. Strout bu romanıyla 2009 yılında Pulitzer Edebiyat Ödülü'nü aldı ve eseri Pulitzer jürisi tarafından "birikerek büyüyen duygusal bir darbeye sahip" olarak değerlendirildi. Gerçekten de öyle. Maurice Ravel'in meşhur bestesi Boléro gibi bu roman da ilerledikçe şiddetleniyor adeta.
Kitap adını –tahmin edileceği üzere– ana karakteri Olive'den alıyor. Hayatı eşi ve biricik oğluyla paylaşan, orta yaşlı bir kadının yaşlılığa uzanan dünyasını okuyoruz temelde roman. Toplamda on üç bölümden oluşuyor ve her bölümde Olive veya onun ailesiyle bir yerde kesişen minik minik öyküler mevcut. Dolayısıyla aslında Olive'in dünyasıyla beraber, yaşadığı kasabadaki diğer insanların da hayatlarından kesitler bulmuş oluyoruz. Bahsi geçen yer Amerika'da, Maine eyaletinin Crosby adlı kasabası. Matematik öğretmeni Olive'in eczacı kocası Henry ile tek çocukları Christopher, kötü giden evliliklerine rağmen onları bir paydada tutmaktadır. Olive zaten dışarıdan bakıldığında da pek sevecen, mutlu ve olumlu biri izlenimi vermez kimseye. Hatta çevresindeki insanların başta da eşinin ve oğlunun hayatını büyük ölçüde zorlaştırır bu baskın ve agresif hâlleri. Olive, çocukları küçükken ve kendileri de nispeten daha gençken bu durumun farkına bile varmaz aslında. Ruh hâlindeki ani değişimler onun karakterinin bir parçası çünkü. Ancak zamanla bu, etrafindakilerle ilişkilerini büyük ölçüde belirleyecek hâle gelir. Bu kadar hırçın bir kadının aslında bu tavrının korkularından ileri geldiğini anlamamak mümkün değil. Çocukken Olive neler yaşamıştı acaba? Olive'in, baştan sona kadar roman boyunca, neden "böyle" olduğunu anlamaya çalışırken o en iyi, oğlu Christopher'la olan ilişkisinde analiz edilebiliyor. Aradan yıllar geçip bir doktor olan oğlu ile kurmaya çalıştığı bağın, aslında yıllar önce yapması gereken bir şey olduğu seziliyor. Oğlunun çocukluk travmalarından kurtulabilmek için nihayet bir terapistle görüşmesi neticesinde değişen bakış açısı, romanda rahatlatıcı bir etkiye sahip. Olive için ise acı verici çünkü kaçınmacı bağlanma sergileyen bir kadın Olive. Eşiyle, oğluyla, arkadaşlarıyla hep mesafeli ve onlara karşı hırçın. En başta da kendisine karşı...
Romanda parça parça hikâyeler üzerinden Crosby kasabasının profili de çıkıyor ortaya. Romanın sonuna doğru geldikçe bir yapbozun parçaları tamamlanıyor gibi canlanıyor gözümüzde Olive ve kasaba halkı. Ayrıca 2008 yılında yayımlanan bu roman, 2014 yılında HBO tarafından bir mini dizi hâline de getirildi. Frances McDormand'ın müthiş performansı şaşırtmıyor. Bu sayede bu dört bölümlük, romanla aynı adlı taşıyan diziyi de önermiş olayım.
Devamında durmadı, yazmaya devam etti Strout. 2019 yılında Olive Kitteridge'ın devamı niteliğinde Olive, Yeniden'i kaleme aldı. İki kitap geçtiğimiz günlerde İthaki Yayınları'ndan eş zamanlı olarak yeniden basıldı. İki eserin de çevirisinde Merve Sevtap Ilgın yer alıyor. Önceden Pegasus Yayınları tarafından Kül Mevsimi adıyla yayımlanmasına karşın bu yeni basımında romanın orijinal ismine sadık kalındığını görüyoruz. Olive'in 70'li yaşlarını sürerken biten ilk kitabın devamı olan bu kitabın başında Olive kaldığı yerden devam ediyor. Hâlâ yaşıyor fakat artık hayat karşısında daha bir endişeli. Eski hoyratlığı yok, korkuyor. Hayat onun için Crosby üzerinden devam ediyor. Burası yaşadığımız dünyanın küçük bir minyatürü aslında; yazar bunu Olive ve çevresindekiler üzerinden anlatmayı seçmiş. Ne olursa olsun hayat devam ediyor, tüm canlılığıyla orada duruyor, diyor. Olive'in de devam etmekten başka çaresi yok. Hatalarla, korkularla, endişelerle her gün yeniden umutlanmak yine de en makul yol. O yüzden Olive de yeniden, yeniden devam ediyor; aynı kitabın adındaki gibi... Ölüme her gün daha da yaklaşan insanlar, hataları ve sırtlarındaki yüklerle oradalar. Her gün yeniden başlıyorlar, başlıyoruz.






