Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Mart 2021

Edebiyat

Mösyö Pierre’nin Ütopyası Barış Makinesi

Mehmet Dinç

Paylaş

0

0


Romanın sonunda Barış Makinesi’nin yaydığı manyetik titreşimlerle varoluşun tarihsel aşamaları insanların bilinç akışında oynamaya başlar.

Özgür Mumcu’nun Barış Makinesi için on dokuzuncu yüz yılın son çeyreğindeki yaşamın panoramasını verirken tarihi belgelerden, dönem üzerine yazılmış metinlerden etkin okumalar yaptığı anlaşılıyor. Mekân isimleri, eğlence biçimleri, ulaşım araçları, giyim kuşam, tevazu ve nezaket kuralları gibi durumları tasvir ederken anlatı diline ve kurguya gösterdiği özen bunu gösteriyor. Böylece roman ilk sayfalardan başlayarak okuyucuyu dönemin atmosferine çekebiliyor. Yer yer felsefi ağırlığı kayda değer cümleleri kullanımda didaktik anlatıdan kaçan yazar, böylece okuyucuya bilgiçlik taslamıyor. Bunun yerine karakterlerin diyaloglarına serpiştirdiği özlü cümleleri okurun beğenisine sunuyor. Geriye olay örgüsünün içinde İstanbul’dan, Marsilya’ya, oradan Paris’e, ardından Belgrad’a sonra gerisingeri Paris’e dönen Celal’in, bir bölümden sonraki bölüme insanı sürükleyen “hümanist entrikalar” da diyebileceğimiz yaşadığı macera dolu olayları okumak kalıyor.  

Eğlenceli bir mizaca sahip olan Celal, Edirne sokaklarında yaşayan “başı kabak, tumanı yırtık” tekerlemelerle koşan, pejmürde bir velettir. Günün birinde bir yolunu bularak mezbahada çalışmak üzere İstanbul’a gelir. Bu esnada Tekirdağlı tüccara sipariş edilen yüz boğa yerine yanlışlıkla gelen bin boğa Celal’in talihini değiştirir. Bekledikleri hayvanların kementlerinden kurtularak bilcümle Şehr-i İstanbul’u birbirine kattıklarını duyan Celal, boğa avına çıkar. Galatasaray Sultani’sinin önünde boğalardan birinin, yaşlı bir adama bilendiğini görür.  Yettim! diyerek hayvanı bir yumrukla yere serer. Bu olayı kazasız atlatan Arif Bey adındaki adam, canına minnet Celal’i evlatlık edinir.

Lise eğitimi için Marsilya’ya giden Celal, okulu bitirmeden İstanbul’a döner. Bu arada ölen eşinin hasretine daha fazla dayanamayan Arif Bey, bir gün kiraladığı sandalla denize açılır. Sandalı, bir tür kamikaze sayılacak şekilde, o esnada geçen vapurunun üzerine sürer. Çarpışmanın etkisiyle Arif Bey sulara gömülür. “Arif Bey boğulurken, sandalcıya daha fazla bahşiş vermesi gerektiğini düşünüyordur.”  Celal’in Arif Bey’den kalan parayla teşebbüste bulunduğu iki başarısız yatırım, hatırı sayılı bir servet kaybetmesine neden olsa da Osmanlı Sarayını konu edinen erotik romanlar yazması iyi bir gelir elde etmesini sağlar. İstanbul’da yayımlayamadığı romanları, müsveddeler halinde Marsilya’da yaşayan lise arkadaşı Jean’a gönderir. Böylece, bir kadın ressamın hikâyelere uygun çizimleriyle tamamlanan eserler matbaada basılır.

özgür mumcu barış makinesi

Kazancının iyi olmasıyla İstanbul’un renkli ve zevkli yaşamına sürüklenir. Bonkörlüğü sayesinde cemiyet hayatının vazgeçilmezleri arasına girer. Günün birinde katıldığı baloda İtalyan Sefaret tercümanı Karaçiyano ile çarpışır. Karaçiyano gururunun incindiği duygusuna kapılarak, Celal’i düelloya davet eder. Bu davete karşın, İtalyan Sefaret tercümanına yolladığı cevapta, ölmenin, öldürmenin çözüm olmadığını, aralarındaki meseleyi güreşerek çözmeyi önerir. Karaçiyano’nun teklifi kabulünde bir şart vardır; yenilen İstanbul'u terk edecektir. Güreşin yapılacağı gün, Karaçiyano, dostluğunu göstermek için Celal’i nargile içmeye davet eder. Ne var ki nargile tütününün içine halüsinasyona yol açan Melekborazanı tohumu karıştırılmıştır. Gittikçe davranışları esrikleşen Celal güreşi kaybeder.  

İstanbul’u terk ederek Marsilya gümrüğüne ayak bastığı zaman gözaltına alınır. Sorgu esnasında roman tekslerini yolladığı lise arkadaşı Jean’ın öldürüldüğünü öğrenir. Cinayette parmağının olmadığına ikna olan komiser, onu yemeğe davet eder. Birlikte bir restorana giderler. Edebiyatla ilgilendiğini söyleyen komiser, Celal’e bir defter verir.  

Marsilya’da sığınacak kimsesi kalmayan Celal, arkadaşının ölümüyle, erotik romanları arasında kurulacak bir bağlantıdan tırsarak Paris’e gitmeye karar verir. Yolculuk esnasında komiserin verdiği defterde yazılı üç perdelik tiyatro oyununu okumaya başlar. Yazı dilinin Türkçe olmasına şaşırır. Oyun, manevi babası Arif Bey’le, Mösyö Pierre adında birisi arasında geçen diyaloglar şeklindedir. “Mösyö Pierre, manyetik dalgalar yayan Spil dağını keşfe gelir. Çevrede dolaşırken, karşılaştığı köylüler onu Arif Bey’in konağına götürürler. Pierre, Arif Bey’e, bir Barış Makinası tasarladığını, böylece makinenin yayacağı manyetik dalgalarla dünyaya barışı hâkim kılacağını söyler. “Habislik ya da iyilik, merhamet ya da zulüm, hepsinin ruhtaki titreşimleri farklı. O titreşimleri ölçebilirsek ruhta habisliğin ve zulmün yaydığı titreşimleri zapt edecek bir Barış Makinası yapabiliriz, yapabilirim.” Celal, defterde yazılanlara anlam veremez. Bir süreden sonra defteri kapatır.

Paris’e ulaştığında romanların basıldığı matbaaya gider. Matbaa kapalıdır. Vitrinde, tek yumrukla boğayı yere seren bir çocuğun resmedildiği gravüre gözü çarptığında tuhaf duygulara kapılır. Tablonun altında ressamın adresi yazılıdır. Adreste yazılı eve gittiğinde, defterde adı geçenlerden biri olan Sahir açar kapıyı. Adam sözleştiği birini bekler gibi Celal’i içeri davet eder. Sahir, yıllar önce Manisa’da Arif Bey’in yanında çalıştığını, göz tedavisi için Mösyö Pierre ile Paris’e geldiğini söyler. Defterdeki piyesi kendisi yazmıştır. Sohbet devam ederken, Cèline içeri girer. Celal, zekâsı, alaycılığı ve güzelliğiyle etkileyici olan Cèline’yle tanışır; erotik romanlarına uygun resimler çizen-yüzünü görmese de arzuladığı- Cèline, Mösyö Pierre’nin kızıdır. Bu arada Barış Makinası incelemeleri için Güney Fransa dağlarına tırmanan Mösyö Pierre’nin düşüp öldüğünü öğrenir. Sahir, Pierre’nin Barış Makinesi vasiyetini yerine getirmeye çalıştıklarını açıklar. “Dünyanın tüm şehirlerinde, insan beyninin titreşimlerine sinyal gönderecek onları sükûnete ve barışa yönlendirecek bir makine olacak.” Böylece Celal istemeden de olsa Sahir’in kurduğu gizli teşkilata katılır. Şimdi hepsinin amacı, Barış Makinesi’ni faaliyete geçirmektir.  

özgür mumcu barış makinesi

Sahir, bir yandan Barış Makinesi’ni faaliyete sokacak çalışmalar yaparken, öte yandan dünyadaki Faşist yönetimleri alaşağı edecek istihbarat ağları kurmaya çalışır. Bu uğurda Celal’i Sırbistan’a gönderme arzusundadır. Sırbistan’da çıkacak bir karmaşa, bütün bölgeyi kana bulayabilir, bir sürü masum insanın ölümüne, sefalete sürüklenmesine neden olabilir. “Şiddeti ve tüm dünyayı etkisi altına alacak bir savaşı önlemek için. Petar Jovanoviç bir asker de olsa barıştan, hürriyetten yana hareket edecektir,” diyerek, yüz başı Petar Jevanoviç adına düzenlenen sahte kimlik, pasaport ve evrakları, Sırbistan’a gitmeyi kabul eden Celal’e verir.  

İkili yola çıktığında Celal, Cèline’yle birlikte Sırbistan’a gideceğini düşünürken, vardıkları bir istasyonda kadın trenden iner. Cèline,  Sahir’in ülkeler arası istihbarat çalışmaları için kullandığı sirk kumpanyasına Varşova’da katılmakla görevlendirilmiştir. Sirk altı ay sonra Belgrad’a gidecektir. O süre zarfında, Celal’in Sırp subayı gibi davranarak, Kral-Kraliçe’ye karşı tavır alan halkçı muhaliflerle birlikte hareket etmesini ister.

Petar Jovanoviç kimliğine bürünen Celal, Belgrad’a ulaşınca, pusulada ismi yazılı genç teğmen ile tanışır. Dragan adındaki genç teğmeni yanına alarak ordunun içindeki muhaliflerin toplandığı Meşe Palamudu Kafe’ye giderler. Apis isminde bir albay bağrı açık bir üslupla, yönetimdekileri yerden yere vurarak, bazı planlamalar yapmaktadır.

Albay Apis’in muhalifliğiyle yetinmeyen Celal, genç teğmen Dragan’ın muhafız alayında görevlendirilmesi için çalışmalar yapmaya başlarken, tesadüfler buna gerek bırakmaz. Kimsenin kimseye güvenmediği kraliyette uzun süredir genç teğmeni izleyen sarayın pastacısı Radovan’ın, Kraliçe’nin hizmetkârı Vesna’yı ikna etmesiyle saf teğmen Dragan sarayın muhafız birliğinde görevlendirilir. Pastacı ve Kraliçe’nin hizmetkârı, teğmene yeni görevini bildirmek için evine gittiklerinde kötü bir vaziyetle karşılaştıklarını sanırlar. Oysa gördükleri manzara Celal’in, ince enli kılıcıyla Dragan’ı kutsamaktan başka bir şey değildir. Celal’in elindeki kılıç kazayla Dragan’ın boynunda hafif bir çentik açmıştır.  Bu olaya tanık olan Vesna ve Radovan teğmenin öldürüleceğine hükmederek Celal’i (yâda Yüzbaşı Petar Jovanoviç’i) etkisiz hale getirirler. Dragan’ı kurtarırlar. Celal, düştüğü kötü duruma rağmen, tasarlanmamış bir oyunun sonucunda, muhafız alayında görevlendirilen Dragan’ın gelecek zamanlarda kendisine haberler uçuracağına sevinir.  

Bu arada cezaevinde tutulan Celal’in yardımına Albay Apis yetişir. Sahte evraklarla dışarı çıkardığı Celal’i Belgrad’a ulaşan sirke götürür. Orada Cèline’yle buluşan Celal’in ilk işi oynamaktan sıkıldığı yüzbaşılıktan kurtulmak olur. Kıyafetlerini soyunur. Sonra Cèline’yle sevişirler. Ardından yaptıkları toplantı sonucunda Celal’in yeni görevi aslan terbiyeciliği olur. O andan başlayarak olaylar hızlı gelişir.  Marsilya’da öldüğü sanılan Jean sirke katılır. Celal, içinde bulunduğu durumdan sorumlu tuttuğu Jean’ın bunca zamandır ölü numarası yapmasına aşırı öfke duysa da bunu güvenliği için yaptığına inandığında onu bağışlar. Zamanla dostlukları eski halini alır. Bu arada Celal, Cèline ve Jean’ın, vardıkları ortak kanılardan biri de yönlendiricileri konumundaki Sahir’in güvensiz biri olduğudur.  Sahir, bir yandan onları kullanarak halktan yana bir Sırbistan darbesi yapmayı planlarken, öte yandan darbeyi yapabilecek benzer güçlerle işbirliği içindedir. Bir defasında Jean’a “ silah satışını güçler arasındaki eşitliği sağlamak amacıyla yaptığını” söylemesi, barışı istememesinin kanıtı gibi durmaktadır.   

Sirk gösterilerinin başlayacağı gün Belgrad’a kasvetli bir hava hâkimdir. Saraya darbe yapılacağı duyumu kulaktan kulağa dolaşmaktadır. Jean, beraberinde getirdiği Barış Makinesi’ni gösteri esnasında çalıştırmayı tasarlar. Ne var ki gösterinin bir yerinde sahneye çıkan İsveçli Mevlevi, vücudunu ateşe vermek suretiyle intihar eder. Etekleri tutuşan semazenden etrafa sıçrayan ateş parçaları yangına sebep olur. Gösteriyi izleyen Dragan, o curcunanın içinde bir yerden bir yere sürüklenirken, yıkıntılar arasında çalışamaz hale gelen, Barış Makinesi’nin yanına yığılır. Onu yıkıntıların arasından Celal çekip çıkarır. Yangın bölgesinden uzaklaştıklarında Cèline’yle karşılaşırlar. Havadaki Sırbistan darbesi kokusu giderek yoğunlaşır.  Bunun üzerine hep birlikte sirkin atlı arabasına binerler. Arabanın sürücüsü, Marsilya’da Celal’i sorgulayan komiser çıkar. Bunu tartışacak zamanları yoktur. Hızlı hareket ederek sarayın yolunu tutarlar.

Saraya vardıklarında muhafızlarla çatışmaya girerler. Celal seri davransa da saraya darbe yapan Albay Apis’in koordine ettiği güçler tarafından esir alınırlar. Sırbistan Kralı ve Kraliçesi öldürülerek kanlı bir darbe gerçekleştirilir. Prens Karayorgiyeviç Sırbistan’ın başına geçer.

Bu arada Celal’in olağanüstü gücü sayesinde tutuldukları yerden kaçarak haftalar sonra Paris’e ulaşırlar.  Düşündüklerinde, pek de güvenmedikleri Sahir’in akıl yoluyla barışı getirme fikrinin işe yaramadığı kanısına varırlar. Şimdi tek şansları Barış Makinesi’dir. Celal, Cèline ve Jean parçalarını yeniden birleştirdikleri Barış Makinesi’ni çalıştırmaya karar verirler. Makinenin enerjisini sağlayacak elektrik santraline giderler. Jean kurulumunu tamamladığı makinaya enerji verir. Bunu kutlamak için şampanya patlattıkları esnada, Sahir çıka gelir. Barış Makinasının bir işe yaramayacağını, yıllar önce bunu kendi üzerinde denediğini söyleyerek makineyi çalıştırmamalarını söyler. Sahir’i dinlemezler. Son kertede, makine istenilen enerjiyi yüklenerek çalışmaya başlar.

Barış Makinesi’nin çalışmasıyla etrafa manyetik dalgalar yayılır. İnsanlar uykudan uyanır gibi santrale doğru hareket ederler. Her şey bir akıl oyununa dönüşür. Santralin üzerine kurulduğu nehir taşmaya başlar. Taştıkça her kesimden, her anlayıştan, her meslekten insanı üzerinde taşır. Zaman geçtikçe nehrin suları uzak diyarlara kadar ulaşır.  “İlkin Hindikuş Dağları’nı aşıp Peşaver’e gitmeye çalışan Afgan molla kılığındaki İngiliz fark etti. Sonra And Dağları’ndaki çobanla Aynaroz Manastırı’ndaki münzevi, Horosan dağlarındaki derviş, Alpler’deki ormancı. Nihayet hepsi.”

Romanın sonunda Barış Makinesi’nin yaydığı manyetik titreşimlerle varoluşun tarihsel aşamaları insanların bilinç akışında oynamaya başlar. Anlatı bir düş zamanına dönüşür. Makinenin yaydığı titreşimlerin etkisi azaldığında, yere yığılan Cèlin’e ayağa kalkarak orayı terk eder. Sokaklarda biriken insanların arasından geçerken aynı rüyayı birbirlerine anlattıklarına tanık olur. Eve vardığında monografın başına geçer. Dudaklarını alete yaklaştırarak “Dün akşam bir rüya gördüm,” der.

Böylece Barış Makinesi’nin bir ütopyadan ileri gidemediğini anladığımızda, damağımızdaki barışın tadı, bir kez daha Platon’un mağarasından çıkamamanın kekremsi halini alır.   

Özgür Mumcu, Barış Makinesi, April Yayıncılık, 2016

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Alejandro Zambra: “Yazmak daima bir öz..Çiğdem Öztürk
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dilek Karaaslan

6 Ekim 2025

Özge Doğar: "Kadınlar artık kendileri ..

Renkli Çiçeklerin Etrafındaki Siyah Beyaz HayatlarÖzge Doğar, hem çocuklara yönelik hem de yetişkinler için pek çok romanı kaleme aldı. Eğitimci olan Özge Doğar bu sefer karşımıza bir öykü derlemesiyle çıktı ve Renkli Çiç..

Devamı..

Uzun Yaşam Endüstrisi Bize Ölümsüzlük ..

S. C. B. N. Docking

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024