Gerek Türkiye’de gerek dünyada popüler roman kategorisinde belirgin bir yayın artışı söz konusu.
A. Yasemin Eren ile ilk romanı Güç Mevsimi, yazarlık ve popüler edebiyat üstüne konuştuk.
Serkan Parlak: Yasemin Hanım, edebiyatla ve özelinde romanla ilişkiniz nasıl başladı, nasıl gelişti ve bugünlere nasıl geldiniz?
A. Yasemin Eren: Kırk yaşına kadar edebiyatla ilişkim sadece edebi eserleri okumaktan ibaretti. On yedi yılı aşan çalışma hayatım içinde yakın çevremden kitap yazmam konusunda çeşitli öneriler alıyordum, bu öneriler daha çok iş hayatı üzerine bilgi ve tecrübelerimi aktarmam hususundaydı. Benim gönlümde ise felsefeye, sanata ve politikaya ilgisi olan edebiyat okurlarına seslenmek vardı. Günümüzde kitap okumanın azaldığı ve film, dizi izleyen bir kitlenin çoğaldığını gördükçe nitelikli film izleyicisini hedef alabileceğim özgün bir roman yazmaya karar verdim.
SP: Yazı yazma konusunda size gün içinde neler ilham verir, bir gününüz nasıl geçer, ritüelleriniz var mı?
YE: Yazma sürecine başladığımda dış dünyaya bütün kapılarımı kapatıyorum. Kimseyle görüşmüyorum, film vesaire hiçbir şey izlemiyorum. Sadece kendimle baş başa kalırım. Eve kapanıp, müzik eşliğinde hayal kurmaya başlarım. Romanın kurgusunu bu şekilde zihnimde yaratırım. Çatıyı oluşturduktan sonra bu kurguyu destekleyecek, gerçek hayatta vuku bulmuş haberleri, köşe yazılarını, araştırma yazılarını okurum. Bunları kurgumun içindeki olaylara entegre ederim. Gerçek olaylardan çok fazla besleniyorum. Farklı disiplinleri okuyarak kurgumla ilişkilendirme yapmaya gayret ediyorum. Öğlen kalkarım, gün içinde genellikle yazmam. Gündüz saatleri esin ve bilgilenme zamanımdır. Gece on birden sabah altıya kadar yazarım.
SP: “Dünyanın en güçlü ve en zengin aileleri arasındaki güç ve iktidar savaşlarının entrikalarla dolu dünyasında yeşeren bir aşk hikâyesi.” Romanınızın temel meselesi için özetle güç ilişkileri diyebilir miyiz, neden böyle bir konuyu seçtiniz?
YE: Ana temamın güç olduğu doğrudur. Çocukluğumdan itibaren Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayarak ve dünyayı gezerek değişik coğrafyaları ve kültürleri tanıdıkça kadim zamanlardan bugüne değin gerek insanlar gerekse ülkeler arasında eşitsizliğin hüküm sürdüğünü idrak ettim. Adil ve eşit bir dünya idealinin önündeki en büyük engelin, insanın güç ve iktidar iştahı olduğu hakikatinden esinlenerek Güç Mevsimi romanımı yazdım.
SP: Elinizdeki malzemeyi kurgu için yeniden üretip dönüştürürken nasıl bir süreç işliyor? Özellikle roman türünü seçmenizin nedeni nedir?
YE: Hiç malzeme sıkıntısı çekmiyorum. Hatta çok fazla malzeme kullanıyorum. Güç Mevsimi, gerçeklerden esinlendiğim derin araştırmaya dayalı bir roman. İçinde siyaset, felsefe, psikoloji gibi farklı disiplinler barındırıyor. Her bir bölümü ayrı roman konusu bile olabilir. Güç Mevsimi’ni okuyup beğenen okurların en takdir ettiği tarafı tempolu olay akışı, farklı kurgusudur. Roman türünü seviyorum çünkü yazarken kendimi daha özgür hissediyorum. Kısıtlar yok.

SP: Güç Mevsimi’nin, değişip dönüşen, hata yapan karmaşık ve sahici karakterleri çözümlemek için değil, tempolu olay akışı eşliğinde güç ve iktidar tutkusunun nelere yol açabileceğini merak eden okurlara daha çok hitap edebileceğini düşünüyorum. Ne dersiniz? Romanınızın merkezî kahramanlarının özelliklerini bir de sizden dinleyelim.
YE: Bu çıkarımınıza kısmen katılıyorum. Çünkü karakterlerim Richard Hampton ve Henry Goldman dünyayı yönettiği iddia edilen silah, petrol ve banka sahibi isimlerden, sahibi oldukları şirketlerinin yaşadığı olaylardan esinlenilerek yazıldı. Örneğin kahramanım Daniel Raymond’ı, Rusya devlet başkanı Putin’den esinlenilerek yazdım. Bunu ikinci kitapta daha çok hissedeceksiniz. Daniel’in, Hampton’ların petrol şirketinin CEO’su olarak gerçekleştirdiği petrol şirketini satın alma hikâyesi gerçek bir olaydan esinlenilerek yazıldı. Hipersonik buluşma bölümündeki füze sorunu Nato’nun gündemine düşen bir konudur. Richard Hampton’ın oğlunun uçak kazasında hayatını kaybetmiş olması Rockefeller ailesinde yaşanan bir olaydır. Henry Goldman karakteri savunma sanayisinde etkili olan bazı kişilerden esinlenilerek yazılmıştır. Şeyl gazı projesi ABD için stratejik öneme sahip gerçek bir konudur. Politik ve ekonomik konular, bilimsel makalelerden esinlenilerek yazılmıştır. Kitabın siyasi alt yapısının temeli Prof. Mahir Kaynak’ın açıklamalarına dayanmaktadır. Bence Türkiye’de dünyayı yöneten güçler konusunda en doğru okumayı yapan kişidir. Churchill’in küfreden papağanı Charlie gerçek bir haberden esinlenilerek yazılmıştır. İngiltere’de yaşıyor ve Churchill’in olduğu iddia ediliyor. Gerçekten de Hitler’e küfrediyor. Bunun gibi birçok konu da gerçeklerden esinlendim. Kadın kahramanım; eşsiz güzelliği ve zekâsıyla madde ile manayı ruhunda eritmiş Hampton İmparatorluğunun veliahtı Emma Hampton ise kurgudur.
SP: Merak öğesinin ön plana çıktığı bir ilk roman olarak Güç Mevsimi’nin dili popüler roman geleneğine yaslanıyor. Temel kalıpları başarıyla uyguladığınızı düşünüyorum. Her bölüme girişte bir epigraf ve ardından kişilerin ve mekânların önce görünümleri anlatılıyor. Güç ve iktidar savaşlarının ele alındığı bir romanda kudretli bir ses olarak her şeye hâkim anlatıcı kullanılmış. Edebi ve genelleyici betimlemeler, sinematografik anlatım, tekdüze ritmi açmak için devrik cümleler dikkat çekici. Eylem ağırlıklı bir metin, tempolu, hemen hemen hiç ayrıntı yok. Neden bu tarz bir anlatım yöntemini seçtiniz?
YE: Güç Mevsimi, günümüz okuyucusuna hitap eden bir roman. Kentli, eğitimli, genç ve tutkulu insanların yöneleceği dramatik yapısıyla çağın ruhunu serimliyor. Hız çağında yaşayan, popüler yabancı dizi ve filmler ile büyüyen, internet sayesinde dünyayla entegre olmuş genç okuyucu kitlesi var karşımızda. Klasik edebi eserlere baktığınızda sayfalarca tasvir ve detay var. Onların yaşadığı dönemde ne televizyon, ne fotoğraf makinesi ne de internet vardı. İnsanlar dünyayı onların yazdığı, anlattığı detaylarla öğreniyordu. Bir nevi dünyaya açılan tek kapıydı kitaplar. Günümüz insanı her konuda olduğu gibi edebiyata dair beklentisinde de farklılaştı. Kurgunun sürükleyiciliği, metnin yalınlığı, mesajların netliği daha fazla önem kazandı. Bu nedenle ağdalı, uzun edebi cümleler ve anlatımdan kaçındım. Duyguları anlatmaktan ziyade olaylarla göstermeye çalıştım. Ayrıca eserdeki kurgunun evreni, matematiği doğru olmalı, bu çok önemli. Vermek istediğiniz mesaj okuyucuya direkt, net geçmeli.
Devrik cümleleri yer yer kullanmayı seviyorum. Sanki vermek istediğim mesajı daha net vurguluyorum gibi hissettiriyor. Ara ara metinlere canlılık katmak için kullanıyorum fakat bu çok bilinçli değil. Kalemim bu şekilde akıyor.
SP: Romanınızın sonunu okuyanlar tabii ki yeni kitabınızı bekleyecekler. Okuyuculara ikinci kitabınızla ilgili ipuçları vermek ister misiniz?
YE: Serinin ikinci kitabında yeni kahramanım bir uzay baronu. Serinin birinci kitabında petrolün dünyadaki stratejik öneminden bahsederken, ikinci kitabımda yeni dünya düzeninin jeopolitikten jeoteknolojiye evirildiğini göreceksiniz. Yeni dünya düzenini yöneten güç artık petrolün sahipleri değil. En yeni ve gelişmiş teknolojiyi elinde bulunduran bir teknoloji ve uzay baronu. Yenilenebilir enerji, uzay madenciliği, dijital para, en gelişmiş teknolojik silahlar üzerinden dönen güç ve iktidar oyunları ve tabii ki aşk.
SP: Yasemin Hanım, yerli ve yabancı başucu yazarlarınız kimler?
YE: Ben her türden kitap okuyan bir yazarım. Başucumdaki kitaplar sürekli değişir. Elbette etkilendiklerim sevdiklerim var. Yabancı yazarlardan Ayn Rand, Ursula K. Le Guin, Edgar Allan Poe, Amin Maalouf, F. Scott Fitzgerald. Svetlana Aleksiyeviç’in İkinci El Zaman adlı kitabı beni anlatımıyla büyüledi. Türk yazarlardan Zülfü Livaneli’yi ayrı bir yere koyuyorum. Entelektüel bilgi birikimi, sanatın her alanındaki yeteneği ile gönlümde farklı bir yere sahip.
SP: Dergiler, kitaplar, dijital mecralar, sosyal medya; roman ve öykü ve tabi ki edebi metinlerden uyarlanan filmler hakkında neler düşünüyorsunuz?
YE: Kitabını hem okuyup hem de filmine bayıldığım klasik eserler kategorisine koyduğum bir çok eser var. Rüzgâr Gibi Geçti , Jane Eyre, Baba, Muhteşem Gatsby, Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi. Umberto Eco’dan Gülün Adı. Dan Brown’ın bütün eserleri ve uyarlanan filmleri. Liste çok kabarık burada.
Öykü kategorisinde yeni okuyup bitirdiğim iki kitap var. İlki Ferit Edgü’den, çok başarılı bir anlatıma sahip, ötekisi ise Mine Söğüt’ten, Deli Kadın Hikâyeleri’nde yer alan “Beni Öldürmek İsteyen Muhteşem Hayat” öyküsü beni anlatım tekniğiyle çok etkiledi. Belki ileride etkileyici kısa öyküler yazabilirim.
Edebiyathaber, Oggito, kayıp rıhtım, inceeleyen, good reads edebiyat alanında takip ettiğim sosyal mecralar.
SP: Son olarak yazarların, yayıncılığın ve okur kitlesinin geldiği son noktayı da göz önünde tutarak sizin hem dünya hem de Türkiye özelinde popüler romanlar hakkında görüşlerinizi merak ediyorum.
YE: Gerek Türkiye’de gerek dünyada popüler roman kategorisinde belirgin bir yayın artışı söz konusu. Satış noktalarında bu tür romanlara geniş raf verildiğini görüyorum. Aşk, macera, polisiye, fantastik ağırlıklı. Çok satanlar listesinde de görüyorum. Satın da alıyorum açıkçası. Ben her türden roman okuyan bir yazarım. Yabancı yazarlar bunu çok iyi yapıyor. Türkiye’de popüler roman işini layıkıyla becerebilen yok. Basılan eserlerin içeriğinde yanlış bilgilerin bulunması, hiçbir araştırma yapılmadan yazılması, hepsinin benzer içeriğe sahip olması gibi sorunlar var. Ciddi yayınevlerinden yayımlanan kitaplarda bile editoryal, kurgusal hatalar mevcut. Ben de popüler kültüre hitap eden bir yazarım. Durduğum yeri çok iyi biliyor, özellikle de bu alanda ayakta durmak ve yerimi sağlamlaştırmak için gayret gösteriyorum. Bunu söylemekten de hiç çekinmeyen bir yazarım. Bu alanda hem popüler hem de nitelikli olmak iyi bir şey. Agatha Christie, Stephan King, George R. R Martin’in Taht Oyunları ve Dan Brown’ın neredeyse bütün eserleri buna örnek verilebilir. Don Quijote bile bu alanın kitabıdır aslında. Bir kitabın popüler olması kötü olduğu anlamına gelmiyor. Edebiyat sadece bir duygu anlatma, uzun, ağdalı güzel cümleler kurma işi değil, bilakis arkasında bilgi birikimi, yaşanmışlık ve yaratıcı hayal gücü istiyor. En önemlisi hem IQ hem de EQ talep eden bir iş. Ayrıca edebiyat bir matematik aynı zamanda ve arkasında ciddi bir algoritma var. İşte popüler edebiyatta ön plana çıkanlar, kitapları milyonlarca satılıp film yapılan yazarlar, yukarıda saydığım özelliklere sahip üstün yeteneklerdir benim için. Ben de bu klasmanda yerimi sağlamlaştırmak için gerek yaratıcı yazarlık gerekse farklı disiplinlerde eğitimler almaya devam ediyorum.






